İnsan hayatı, sabit bir doğruda ilerleyen tek düze bir süreç değildir. Gece ile gündüzün, kış ile baharın birbirini takip etmesi gibi, insanın iç dünyası, maddi imkânları ve toplumsal varoluşu da sürekli bir dönüşüm ve devir içindedir. İslam düşüncesinde ve tasavvuf geleneğinde bu dönüşümün, daralma ve genişlemenin kaynağı Cenâb-ı Hakk’ın esmâ-i hüsnâsından iki muazzam simetriye, el-Kâbız ve el-Bâsıt isimlerine dayanmaktadır. Yüce Allah, el-Kâbız ismiyle tutan, sıkan, daraltan ve kıtlık verendir. el-Bâsıt ismiyle ise yayan, açan, genişleten ve bolca verendir. Hayatın hakiki dengesi ve anlamı, bu iki esmânın birbiriyle olan sarsılmaz uyumunda gizlidir.
Dil bilimsel açıdan incelediğimizde, beseta fiili kabz etmenin tam zıddıdır. Serginin ve örtünün serilip yayılması nasıl bısât kelimesiyle ifade ediliyorsa, rızkın, bilginin, imkânların ve neşenin yayılması da bast kavramıyla karşılık bulur. Diğer taraftan kabz kavramı; bir şeyi avucunun içine almayı, çekmeyi, daraltmayı ve ruhları çekip almayı ifade eder. Nitekim gölgenin güneşin karşısında yavaş yavaş çekilmesi, Sâmirî’nin avucuyla bir tutam toprak alması veya cimri kimselerin ellerini sıkı tutması Kur’an-ı Kerim’de hep bu kökten kelimelerle beyân edilmiştir.
Bu iki ilâhi ismin tecellileri, hem bireysel iç dünyamızda hem de sosyo-ekonomik hayatımızda yan yana yürür. Tasavvufta kabz ve bast halleri, kalbin ve ruhun nefes alıp vermesi gibidir. İnsanın iç dünyasını aniden kaplayan sebepsiz bir hüzün, ruh darlığı ve yalnızlık hissi kabz halinin bir tezahürüdür. Bu hal, insanı şımarmaktan koruyan, acziyetini hatırlatan ve onu ilahi dergâha yönelten bir terbiye sürecidir. Buna karşılık iç âlemin inşirahla, huzurla ve sevinçle dolması ise bast halidir. Günümüz modern dünyasında bireyin yaşadığı tükenmişlik sendromları, depresyonlar ve varoluşsal krizler birer kabz tecellisiyken; terapi süreçlerinde veya manevi yönelişlerde bulunan iç huzur, ferahlık ve mutluluk bast halinin yansımasıdır. Önemli olan, kabz halindeki ruh darlığının ümitsizliğe dönüşmemesi, bast halindeki rahatlığın ise kibir ve vurdumduymazlığa yol açmamasıdır.
İktisadi ve sosyal alanda ise el-Kâbız ve el-Bâsıt isimlerinin dengesi çok daha belirgin biçimde görünür. Rızkı genişleten de daraltan da Allah’tır. Ekonomik krizler, küresel sermaye dalgalanmaları, enflasyon veya kuraklık gibi darlık zamanları el-Kâbız isminin tecellilerini gösterirken; bolluk, bereket, yüksek üretim ve refah dönemleri el-Bâsıt isminin cemâli tezahürleridir. Ancak İslam inancında rızkın daralması veya genişlemesi, insanın çabasını ve sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Müslüman, her iki durumda da imtihan hâlinde olduğunun idrakindedir. Varlıkla imtihan edilmek, en az yoklukla imtihan edilmek kadar çetindir.
İşte tam bu noktada, el-Kâbız tecellisi altındaki darlık çeken kimseler ile el-Bâsıt tecellisine mazhar olmuş genişlik içindeki kimseler arasındaki köprüyü Karz-ı Hasen (güzel borç) ve infak müessesesi kurar. Yüce Allah, “Yalnız Allah rızası için gönül hoşluğu ile bir ödünç verecek kimdir ki, Allah ona kat kat mükâfatını versin? Allah kimini daraltır, kiminin de kalbini genişletir”(Bakara 2/245) buyurarak kabz ve bast ile sosyal dayanışma arasında doğrudan bir bağ kurmuştur. Günümüz dünyasında faiz, aşırı tüketim hırsı ve bencillik üzerine kurulan finansal sistemler insanları sömürürken; ihtiyaç sahibine karşılıksız destek olmak, borçluya kolaylık sağlamak ve faizsiz yardımlaşma ağları oluşturmak, el-Bâsıt ismini ahlak edinmenin somut tecellileridir.
Kur’an-ı Kerim’de, infak etmekten kaçınan ve ihtiyaç sahiplerine el uzatmayan cimri münafıklar için “ellerini sıkı tutarlar (kabz ederler)” ifadesi kullanılır. (Tevbe 9/67). Bu durum, kabz halinin ahlaki bir bozulmaya dönüşmesidir. Bireysel çıkarı toplumun huzurundan üstün tutan anlayış, toplumda servet eşitsizliğini ve adaletsizliği derinleştirir. Buna karşın, toplumsal dayanışma, sivil toplum kuruluşlarının(STK) imkân bulması, bilimsel ve sanatsal özgürlüklerin artması “Allah’ın günleri” diyebileceğimiz genişlik ve fetih zamanlarını hazırlar.
Netice itibariyle, insan hayatı ne mütemadiyen darlık (kabz) ne de mütemadiyen bolluk (bast) hâlinde tek düze sürer. Birey ve toplumlar olarak darlık günlerinde sabretmeyi, dayanışmayı ve ruh darlığını inşiraha dönüştürecek manevi kanallara sığınmayı bilmeliyiz. Bolluk ve imkân günlerinde ise şımarmadan, cömertlikle ve Karz-ı Hasen gibi ilkelerle çevremize genişlik taşımalıyız. Zira asıl hakikat âlemi olan ahirete varıldığında, gölgeler âlemi olan bu dünyadaki imtihanın anahtarı; varlıkta şükür, darlıkta sabır ve her daim ilahi dengeye teslimiyet gösterip “nârın da hoş, nurun da hoş” diyebilmektedir.
Daralma ve Genişleme Arasında Hayatın İlahi Ritmi
13.11.1959 yılında KONYA’nın Kadınhanı ilçesi Demiroluk Köyü’nde doğdu. İlköğrenimini burada tamamladı. 1981 yılında Konya İmam-Hatip Lisesi’ni; 1984 yılında ise Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’ni bitirdi. 1981-1995 yılları arasında Diyanet İşleri Başkanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde çeşitli görevlerde bulundu.Yüksek Lisans’ını Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Nübüvvet Öncesi Câhiliye Toplumu” adlı tez çalışması ile yaptı. (1990). Doktora’sını, “Kur’an’da Hidâyet ve Dalâlet” adlı teziyle aynı üniversitede tamamladı. (1994). 1995 yılında Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalı’na Yardımcı Doçent olarak atandı. 1998 yılında Doçent oldu.2004 (15 Ocak) yılında Profesör oldu. Halen Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı ve Temel İslam Bilimleri Bölümü Kelam Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Prof. Dr. Ramazan Altıntaş, evli ve üç çocuk babasıdır
Yazarın Profili