Hayatım kurtuldu, dedi şair ruhum. Kurtuldum çiçek böcek edebiyatından. Arı kovanı gibiydi kafamın içi. Klavye hamallığı benimkisi de.
Kadın, limon çiçeğinin kokusunu iyice içine çekti. Kahramandı. Suyunu çekmiş kolonyalı mendil gibiydi yolculuk öncesi vaziyeti. Her yere lazım, her şeye geç kalmışlık sendromu işte. Evet, özellikle kendisine. Kendine ait odası vardı ve her zamanki gibi tertipli düzenli, nizam intizam örneğiydi burası. Evi deseniz hiç yaşanmamış kadar temiz, çiçekli, deterjan krizi.
Krizlere girmesin diye yanında, çantası mahiyetinde taşıyordu adam, kadın kahramanı. Başka bir kriz deyin isterseniz. Ben diyemeyeceğim şahsen. Şair ruhum dedirtmiyor. Dilimde elma bitti armut ağacı altında hikâye beklemekten. Taş üstünde oturuyorum, eski bir minder, iğretiyim dünyaya. Üzüm yerine ceviz yağacak başımıza gökten. Olmaz efendim olmaz, şunun şurasında iki kahraman var, biri erkek, biri kadın. Gölge etmeyin ne olur. Mankurt postuna bürünmüş kuzu gibi şimdi ruhum, öğle sıcağından. Ah vah şimdi tüm sivrisinekler. Saz. Bu yaz bir de kene var, çekirgeler hiç bu kurguların yanında yer almıyor bile. Sıçrıyorlar.
Sıçrıyor benim de kelimelerim sağdan sola. Yanlış alarm insanı uykudan edermiş, yanlış metin de masallardan ediyor, tıngır mıngır sallıyorum beşiğini devlerin, aman uyanmasınlar!
Hikâyenin de renklisi olur mu demeyin. Kadın necidir? Adam kaç yaşında? Kravatı neden rengarenk? Kınayın isterseniz. İddianızdan vurulun. Kalkın kıyamet alameti makamlarınızdan. Dirilin. Kıyamet mi koptu diye bir bakın etrafınıza.
İçinde dakikada seksen günlük kıyamet kopuyordu kadının. Evet, kahramandı. Tez elden kopasıca şu kıyamet öyle kolay kolay kopmayacaktı ne de olsa. Türk sineması repliklerinden biriydi kendisi de, güzel mi güzel, şirin mi şirin. Sermayesini bir adama yatırmak, bir adam yaratmak senaryo gereğiydi ama o daha tiyatrolar trajedi iken gerçekleştirmek istemişti hayallerini. “Böyle olmazdı, küçük hanımlar bilselerdi.”
Adam, şiirden kaçıp evdeki bulgurdan olacaktı. Sağ gözüm sağlığa, sol gözüm varlığa derdi bilge er kişiler. Sol gözü bozuktu adamın da. Nerden bilsin? Sol gözü seğirince varlık ile övünecekti elbette. Yunus değildi ki… Aşk ile avunsun.
Sevdiğini alamaz, aldığını sevmek zorunda kalırlardı ya adamlar ve kadınlar. Bir çocuğu olunca onunla da avunurlardı. Aşk olsun, hoş laf bu, sözün gelişi.
Gelişinden tanırdı çok sevilmelerin kadınını şair ruhum. Şimdi gelişigüzel bir hikâye başında, yitiğimi arıyordum. Yitirdiğim bütün üst kurmaca kahramanlarımı… Hepsi âşık. Ellerinde kolonya. Ve ıslak mendiller… Modern kadının da yastığı değişiyor, yazısı değişmiyordu.
Kadın hayalperest öyleyse. Adam hakikat avcısı, realist, metaa müşteri. Mutluluk sözleşmesi var aralarında. Han da sarhoş hancı da, yol da yolcu da. Ortada ne hayal kalıyor böyle ne hakikat. Ne mavi ne siyah. Mümkün mü? Mümkündür tabi. Seversin zamanla. Seversin akıllı uslu.
Yıllar geçer. Yıllar geçer. Geçer. Geçer… Bir dizenin açtığı yara geçmez öylece…
“Aklımdan çıkmıyorsun dedim/ Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya…” Mavi gök hep oradadır. Geçen zamandır, dimağ durur. Kaçamazsın yazgından.
Bir gün daha biter. Ve kaçacaktır yazar, yazdıklarından. Bilge sözlerden. Hazırdır yazılamayana. İğde çiçekleri açmıştır yol boyunca. Yılanlar, iğneli kuyularda çığır açmıştır.
Şairdir ne de olsa. Kendi hikâyesini kendi yazar artık. Cesaret gerektir dizelerine, ekmek kırıntısı yerine taşlar bırakmalıdır satır aralarına. Sonra ayaklarından tavana asmalıdır krizleri.
Krizleri tavana asamaz, yazdıklarını geri alamaz şair ruhum. Biten bir güldür, giden gün…
Adam ve kadın da bir günü daha bitirmişlerdir. Kadın hangi rengi sever? Adam, şiir okurken ağlamış mıdır hiç? Bütün bunları düşünür, hep “seni düşünürüm.”
“Oğlun, kızın olsun hele…” Unutursun. Demişlerdir.
Vakit o vakit değildir öyleyse. Mutlu görünmek kolaydır, mutlu olmak zor. Yaşamak başka, yazmak başkadır oy…
Yazan artık bambaşka bir kahramandır. Adam ya da kadın. Ne fark eder?
İğde kokulu şiirler de yoktur artık. Konsolun üzerinde duran vazoya özenle yerleştirir iğde çiçeklerini üçüncü şahıs. Şiirini. Sevdiği artık tam da karşısında! Kim, nereden bilebilir ki? Kim? Nereden?
Bir şiir kadar yakındır uzaklar, bir şiir kadar uzaktır ah hayat, ah yakın/ma/lar…

İnsanı içine çeken, okuyanda güzel etki bırakan, şiirsel bir güzelliğe de sahip hikâye olmuş. Yazarımızın kalemine, emeğine ve yüreğine sağlık.