1. Anasayfa
  2. Düşünce

Zihinleri Ayarlama Enstitüsü

Zihinleri Ayarlama Enstitüsü

Daha önce bir enstitüde okudunuz mu bilmiyorum ama akademisyenler hariç enstitülerde okuyan pek az insan vardır. Akademik anlamda enstitü: “önemli konuları araştıran, bilim üreten, uygulama yaparak öğrenmeyi ve öğretmeyi hedefleyen bir kuruluştur.” Formel anlamda bir enstitü kimlik kartı sahibi azdır ama tanımın dayanılmaz cazibesine göre “iş tutan” informal enstitüler için öğrenci kartı çıkartmaya kalksak ulusal kimlik kartları ile yarışır. Zira milletimiz başta olmak üzere tüm ülkelerin fertlerinin büyük bir kısmını bu enstitüde okuyor görüyorum; hem de Zihinleri Ayarlatma Enstitüsünde!

Mizahi yazmayı severim ama bu yazının öyle bir yazı olmadığını baştan söylemek isterim. Enstitü, okuma, araştırma, bilim, zihinleri ayarlatma gibi kelimeleri de yerli yerince ve gerçek anlamlarında kullandığımı baştan belirteyim. Niçin fakülte değil de enstitü derseniz, fakülte; formal avam eğitimine karşılık geldiği için daha üst bir eğitim kurumu olan enstitüyü seçmeliydim. Enstitülerde hece(lemek) ile başlayan araştırma-geliştirme (Ar-Ge) faaliyeti, süreç sonunda insanlığın şu ana kadar zetta baytlarla (ZB) ifade edilen data storage (bilgi deposu)’lerde bilişsel veriyi depolar. Havuza yığılarak kullanılan ve tüketilerek işlenen data; odaklanılan “kelimeyi” öldürmeye varacak seviyeye ulaşması ancak ve ancak “bir enstitü” faaliyeti kapsamında ortaya çıkabilir. Fakülte bu anlamda durağan ve statik yapıya sahip olup dört yıl sürecek eğitimin tamamlanmasına bağlı iken enstitüler dinamik olup bilgiyi tüketerek bir üst level’a geçirmede mahir mekanizmalardır. Geometrik parametreler olan hız ve tüketim katsayıları enstitü çatısı altında fonksiyonelleşir. Fakülte bu anlamda aritmetiksel kalıplara sahip olup geleneksel tarzda ve yavaş tecelli eder. Mesela Dünyaca ünlü bilim merkezi MIT, bir enstitü iken Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi KPSS atamasıyla dünya çapında öğretmenler yetiştirmektedir.

Enstitüde okuyan/çalışan araştırmacılar Ar-Ge’yi şu şekilde yaparlar: Saha kritikleri sonucunda bir konu yani sorunsal bulunur (Ar), üzerinde çalışılmaya değer olduğunda karar verilen konu problem cümlesine dönüştürülür (Ge) ve konu hakkında literatür (kaynak) taranır, problemi çözecek metod tespit edilir, bu metod problem cümlesine uygulanır ve sonuç(lar) elde edilmeye çalışılır. Çıkan sonuçlar literatüre dayalı olarak yorumlanır, tartışılır, sonuç ve öneriler belirlenerek çalışma bitirilir ve başka bir problem cümlesine geçilir.

İnternet ile çalışan her programa sosyal medya denir. Program isterse ezan okusun, ister sadece haberlere baksın, isterse de Python ile deep learning yapsın; bu programları kullanan her kişi bir “enstitü” çalışanı olup ar-ge yapan araştırma görevlisi veya enstitü uzmanıdır. Hangi enstitü mü? Yukarda yazdığım gibi ZİHİNLERİ AYARLATMA ENSTİTÜSÜ.

Yukarıdaki iki sonucu sentezlersek, sosyal medya kullanan araştırmacıların “bir” enstitüde çalıştıkları sonucu ortaya çıkar. O enstitünün kurumsal kimliği yoktur ama varlığı yaptığı işten dolayı hissedilir. Bu anlamda kurulan enstitülerde çalışan/okuyan “birileri”, bilimsel süreçleri titizlikle sürdürmekle kalmayıp, rüştlerini dahi ispatlamışlardır. Enstitü öğrencileri, fazlası var eksiği yok denilecek uyumla çalışma saatleri bağlamında iş sözleşmesine derinden saygılıdır. Bıkmadan, usanmadan ar-ge işlemlerini sonuz deneyimleme sabrı göstererek enstitü öğrenciliğine/çalışmalarına devam etmektedirler. Üstelik yüzlerce milyar dolarlık fonlarla ayakta duran bu enstitüler, çalışanlarını uluslararası projelerde çalıştıklarına ikna etmiş olacak ki gönüllülük esasına göre tam zamanlı (24 saat) olarak çalıştırmaktadır. Bu çalışanlar aslında enstitü ruhuna uygun olarak “araştırmacı” ismi ile adlandırılabilir. Her araştırmacının proje alt yapısında kullanılan bilgisayar, akıllı cihaz, internet, elektrik gibi ücretli aygıtları karınca kararınca özel bütçelerinin elverdiği ölçüde kişisel fedakârlıklarıyla karşılamaktadırlar. Bu konuda taraflar arasında hiçbir anlaşma yoktur ve araştırmacı projeye ikna edilmişçesine cihazını kendi bütçesini zorlayarak temin ederek işe başlar. Bu şeklide iş tutmak teknolojik ahlâkın ruhunu ve küresel-çağdaş dijital vatandaş olma üst benliğini araştırmacıya hissettirir.

Ne var ki bu fedakâr araştırmacıları arada bir kendi ekseni etrafında döndüren bir hortum vardır: Teknoloji yenileme rüzgârları. Teknoloji üreticilerinin her yeni modeli yıl geçmeden piyasaya sürmesi çalışanların kısıtlı bütçelerini biraz zorlasa da her yenilik ar-ge’de büyük kolaylık sağladığı için bunun memnuniyetle karşılanması gerektiği artık kanıksanmıştır. Özellikle sekizinci versiyondan sonra tamamen sorunsuz hale geldiği bilimsel olarak ispatlanan “denkleştirememe” sorunu oluşan kast sisteminde herkese yerini kabul ettirdiği bir gerçektir. Bu yer bildirmede şu ana kadar “itiraz, isyan, devrim” gibi öğeler asla kullanılmamıştır.

Enstitü yönetimi çalışma saatleri ve yeri konusunda “özgürlük” metodolojisinin uygulanmasının daha bilimsel olduğu gerçeğinden hareketle araştırmacılara asla hiçbir kısıt getirmediğini ve getirmeyeceğini (privacy policy) garanti etmiştir. Ayrıca enstitü, araştırmacıların sonuçlandırdığı her projeyi “noksansız olarak görüp” kabul ettiğini garanti etmektedir. Çünkü bu kadar iyi eğitim almış çalışana sahip bir enstitünün insan kaynağına güvenmesi ayrıca bir kazanımdır. Başarılı araştırmacı ile az başarısız araştırmacı farkı olmadığından her seviyede data sağlayan “değişik” ve “dağıtık” operatörlerin varlığı ciddi bir kazanımdır. Özellikle ve tam anlamıyla beceriksiz kullanıcıların olması bulunmaz bir nimettir. Çünkü başarılı örnekler her zaman biraz eğitimle elde edilebildiği halde başarısız kullanıcıların bulunması ve sistemde ısrarla çalışmaya devam etmesi “hata ayıklama” gibi pahalı ve önemli bir süreci ucuza kapatmanın en güzel örneği olacaktır.

İnternet ile çalışan bir program, kullanıcısından hangi bilgileri izni dâhilinde alacağını söylerken, hangi bilgileri de “aşıracağını” söylemez. İşte baştan bu yana anlatmaya çalıştığım enstitü çalışanları yani bizler, sadece kullanıcı olmakla kalmayız: Kullanıcı programı, program da kullanıcıyı ve kullanıcının aktif/pasif datalarını kullanır. Yazılımcı efendiler kullanıcıları “bedava” kullanmanın yolunu çoktan keşfetmiş ve bunu da hayata “işte böyle” geçirmişlerdir. Kullanıcı bu düzenekte sadece programı bedava kullanmakla kalmayıp kullanma süreci boyunca ortaya çıkan bilgilerinin de çalınmasına sessiz kalır. Daha önemlisi zihnini, kullandığı sosyal medya ile efendisinin dediği biçimde ayarlatmaya adanmış gözükmek mecburiyetindedir. Bu adı konmamış mecbur adanmışlık birkaç adım sonra kullanıcıyı sessiz ve sakin bir biçimde teslim alır. Bu aşamadan sonra ayarlatma otomatik olarak yapılır ve buna tüm çevre (anne-baba dâhil) sessiz kalır. Çünkü sessiz kalmak mecburiyetinde olduğunu herkes artık bilmektedir.

Zihnini ayarlatmadan kaçınan kişi iyi bir enstitü çalışanı (sosyal medya kullanıcısı) olamaz. Eğer sosyal medya kullanıcısı iseniz şu veya bu şekilde siz de zihinleri ayarlatma enstitüsü çalışasınız demektir. Evet, evet, Google’a bir şey sormanız bile bu işe dâhildir. Bugün dünyada en önemli sorun “güvenlik sorunudur.” Hal böyle iken neden kişisel kullanıcılar için bir internet veri güvenliği yazılımı yoktur, çalınmaya (Batılıların sevdiği kelimeyle aşırılmaya) karşı neden önlem alınmaz? Bahsettiğim veri güvenliği veri tabanlarında korunan değil, hayatın akışı içinde “enstitü çalışanlarından” anlık olarak ortaya çıkan verilerdir. Örneğin saat kaç deyip telefona bakmak gibi.

Hayatta hiçbir başarının kendiliğinden olmadığı/olamayacağı ortadadır. Oyun kurucu teknoloji cambazları (tacirleri) ağlarını (networking) atmış ve koltuklarına yaslanmış olarak dataların havuza nasıl oluk oluk döküldüğüne bakıp gelecek planlarını yapmaktadırlar. Büyük, karmaşık planların ve ciddi fonların kullanılması sonucunda gerçekleşecek kurgunun çalışanları ve kurbanları aynı kişilerdir. Enstitü çalışanı olarak görev yapan kullanıcılar/köleler sayesinde sistem tıkır tıkır işlemekte ve “enstitü öğrencisi-çalışanı” olmak gibi bir paye verdiği için kölelik “doğal” olarak algılanmaktadır. Teknoloji çılgınlığında neyi nasıl yaptırırsak “kendiliğinden oluyormuş” izlenimini elde ederiz hinliği, teknolojinin gizemli büyüsü içinde başarılı ve sessiz bir proje ile uygulamaya konduğu ortadadır. Bu sayede “ayarlatma” işlemi teknoloji dümencilerinin kontrolünde sorunsuz olarak uygulanmaktadır.

Sosyal medyayı kullanmanın kötü olduğunu, normal olmadığını bugün hiç kimseye anlatamayız. Çünkü sosyal medya bahsettiğim “Zihinleri Ayarlatma Enstitüsü”nün ta kendisi olup bütün zihinleri kendi “normalliğine” ayarlamış durumda. Sosyal medya dediysem bunun en aşırı örneği olan Face, Insta, oyunlar, chat (whatsapp, bip, telegram vs)’ten bahsetmiyorum. Siz en basitinden sadece ezan programına bakın, kerahat vaktine kaç dakika var onu öğrenin! Ya da her hafta hayırlı cumalar dileyin, her sabah gazete haberlerini okuyun ve nihayet en kötüsü de hiçbir şey yapmadan ekran kilidini yüz kere açıp kapatın… Her bir hareketiniz bir data olarak büyük havuza aktarılacak, sizin hangi saatlerde programa baktığınız bilgisini, bir insanın ne sıklıkla telefonu açıp kapattığını sayan ve ölçen delilik datasını devasa bilgi havuzlarına bizzat siz bağışlamış olacaksınız. Ya da Google’dan hangi kelimeyi öğrendiğin sana fayda sağlarken, o kelimeyi hangi saatte bu veya buna benzer kelimeleri hangi gün, hafta, yıl içinde ne sıklıkla aradığını toparlayıp ileride “sen böyle birisin” diyeceği “karakter analizinizde” önemli bir veri olacaktır.

“Adam sende, önemli değil” diyorsanız sorun yok?

Aslan Gülcü 1963 yılında Erzurum’da doğdu. Lisans eğitimini Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik bölümünde yaptı. Analiz alanında doktorasını tamamladıktan sonra ekonometri (Sayısal Yöntemler) alanında doçentliğe, BÖTE (Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi) alanında profesörlüğe yükseltildi. Evli olan Prof. Gülcü, üç çocuk babası ve üç torun dedesidir. Hâlen Atatürk Üniversitesinde görev yapan Gülcü, Yapay Zekâ ve Bilgisayar Destekli Matematik Öğretimi alanında çalışmalarına devam etmektedir. Alanıyla ilgili denemeler yazmaktadır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.