1. Anasayfa
  2. Kültür Sanat

6 Maddede İstanbullu Olmak

6 Maddede İstanbullu Olmak
0

Doğum yeri Üsküdar dedirtememiş, abilerim kadar nasipli olamamıştım. Bu yüzden doğduğum gün İstanbul’u özlemiş, nihayet bir şekilde üniversite kazanıp olanca yılın hasretini omzuma atıp düşmüştüm yollara. Nasihatlerimi kulağımda küpe yaparak küpeli Yavuz portresi edasıyla binmiştim otobüse. Gelelim İstanbul’u öğrenmeyi öğrenme yollarına.

1.  İstanbul’a nereden giriş yaptığınız önemlidir. Zaten İstanbul’a Kartal’dan girilmez efenim, eğer bir yerde hâlâ “İstanbul®” tabelası görüyorsanız henüz oraya gelmemişsinizdir. İşte siz de bu hususa dikkat ederek girmelisiniz İstanbul’a.

2.  İstanbul’a nasıl giriş yaptığınız daha da önemlidir. Zira İstanbul’a “Seni yeneceğim İstanbul!” diye girilmez. (İstanbul da size bayılıyordu zaten.) İstanbul’a “Şu boğaz kadar çorba satsam bana yeter.” diye de girilmez efendim.

İstanbul’a, Peygamber’imizin arkadaşlarının evine girilir gibi girilir. Müjdeye nail oluyormuş gibi girilir. Müjdeler olmuyorsa da umularak girilir. Eyyub el-Ensarî’ye hürmetle müsaade alınarak girilir.

3.  Evet… İstanbul’a usulünce besmelemizi çekip girmeyi başarabildiysek hemen duyduğumuz her yere koşuşturmayacağız. Namaz vakitlerinde camilerde ve civarlarında olmaya gayret edeceğiz.

4.  Azami istifade için üç şeyi iyi bileceğiz.

  • Vasatımızı/ortamımızı iyi bileceğiz. Bunun için gezdiğimiz sokaklarda tarihi vakıaları yaşıyormuş gibi olana dek okuyacak ve dinleyeceğiz.
  • Kendimizi tanıyacağız. Kendini tanımak, kendimizi tanımak Yunus’un şiirlerini okumak kadar kolay, anlamak kadar zordur. Zaten bir ömrün kaderine kendini anlamak düşer.
  • Karşımızdakini tanıyacağız. Yani mücadele vereceğimiz şey her ne ise onun aksi yolda karşımıza çıkacak şeyleri tanımak en önemli hususlardandır.

Esasında dürülmüş bir âlem olan insan için âlemi tanımak, kendini tanımak, karşısındakini tanımak tek bir resmin farklı detaylarından ibarettir hâliyle. Ne ki o resmin renkli ve neşeli detaylarından başını kaldıranlar pek azdır. Özetle incelenirse insanın bulunduğu yerde lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesi demektir. Ve bu tanım fıkhın tanımıdır. Ne demektir öyleyse bu? İstanbul’u bilmek fıkhı da bilmekten geçiyor demektir.

5.  Önce sakin olup ellerimizi başımızın üzerine koyacağız ve düşüneceğiz. Sonra her şehirde kültür sanat etkinliklerine katılabileceğimizi ama İstanbul’da faaliyetler arasından seçim yapmak zorunda kalacağımızı aklımıza getireceğiz. Sonra en yakın hizmetler araştırılıp bir İstanbul kültür-sanat bülteni edinip ilgili programlardan kendimize uygun olanları seçeceğiz.

6. Bir İstanbul beyefendisi bulmak pek kolay olmasa da şehirliliğin çatal kaşık tutmaktan ve köpek gezdirmekten daha önemli olduğunu anlatacak bir ustayı takip edeceğiz. Bu yüzden ustamızın dizinin dibine oturamasak da inikas etmemizi sağlayacak yollar arayacağız. Bu konuda birkaç isim sayılsa Süheyl Ünver, Sabahattin Zaim, Fethi Gemuhluoğlu, Mehmet Şevket Eygi, Mahir İz, Ahmet Yüksel Özemre gibi isimler sanıyorum başta gelecektir.

İşte bir İstanbullu olamasak da İstanbul’u ve onun ruhundan istifadeyi kolaylaştıracak bu altı maddeyi uygulayabiliriz. Şairler şairi Hâfız gibi birisi, memleketinin şehirlerini bir yâr için feda ederken bizim şairlerimiz Hafız’ın memleketini İstanbul’un bir taşına bütün feda edecek kadar severler. Zira bizde sevgiliden ve şehirden çok daha fazlası olan bir din-devlet sevgisidir İstanbul.

Eger gönlüm ele alsa o Şîrâzlı dil-ârâyı

Virürdüm hindû hâline Semerkand u Buhârâyı

Hâfız

Bu şehr-i İstanbul ki bî misl-i bahâdır

Tek sengine yekpare Acem mülkü fedâdır.

Nedim

1994 yılında Orta Anadolu’nun ortasında dünyaya gözlerini açtı. Okur-yazar Muhterem bir babayla azimli bir ananın beş evladının beşincisiydi. Fakat küçüklüğünü suistimal etmeyip ekmeklere hep o gitti. Devlet okullarının gerçeklerini gördükten sonra özel okulların şımarıklığını maazallah diyerek temaşa etmeye çabaladı. Uzun ismini muhabbete başlama vesilesi belledi.   Daha beşinci sınıfta bir arkadaşı ile Tırtıllar dergisi çıkararak dergiciliğe başladı. Bu dergi çabasını uzunca bir süre nadasa bırakarak lisede dergi hayatına yeni bir giriş yaptı. Sınıflarında çıkardıkları tek sayfalık “10 Fen-a Fillah” dergisine kapak çizimleri yaptı. Lise 3’te Aliya İzzetbegoviç’in karakterli duruş ve düşünceleri ile Dursun Gürlek’teki naifliği keşfetmeye koyularak şiir ve deneme yazılarını ilk bu dönemde kaleme aldı. Şiirlerinde NESBEL rumuzunu kullanmaya da bu dönemde başladı.   İlerleyen yıllarda İlkadım, Genç Adam, Baciyân, Sirâyet dergilerinde deneme, hikaye ve şiirleri yayınlandı. Halihazırda Genç Adam ve <a href="http://www.haddizatinda.org">www.haddizatinda.org</a> yazarı olarak çağımızın sorunları hakkında farkındalık denemeleri yazmaya devam ediyor.   Yazılarında Türkçe’nin imkanlarıyla sade bir derinlik oluşturmak ana hedefleri arasında yer alıyor. Medeniyetin edebiyat, sanat ve mimari ile kurulurken pop kültürüyle kemirildiğine inanıyor.   Kalemin, sahibinin samimiyetini anladığı andan itibaren kaderini ellerine aldığına, o andan itibaren yazarı yazdırdığına şehadet ediyor.   “Kısa yazacak kadar uzun zamana ihtiyaç” olduğunu düşünüyor. Bu yüzden büyük şahsiyetlerin kısa eserlerine dikkatle yaklaşıyor.   Ormanların içinde olmayı onlara yukarıdan bakmaya tercih etse de bozkırlar tercihidir. Ufku göremediği yerden çekinir. Serengeti ve Massaimara’ya yağmur yağdığında sevinir.   İstanbul Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra Ormanların Avukatlığını yapıyor. Dağcılığı seviyor. Mümine bir hanımın nasipli kocasıdır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir