Bizimle İletişime Geçin

Söyleşi

Anadolu Mektebi Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sami Güçlü: Okuma Dağınık Olursa Bilgi Kalıcı Olmaz

Küçük dünyaları değiştirirken içinde yaşadığımız büyük dünyayı da değiştirebiliriz, biz buna inanıyoruz. Bu anlamda küçük dünyalara birlikte dokunduğumuz tüm kurum ve kuruluşlarımıza, illerimizde gönüllü olan ve bu ağır yükü birlikte omuzladığımız öğretmen arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

EKLENDİ

:

Sakarya’da 10 yılı aşkın bir süre önce başlayan okuma programının adı; ‘Anadolu Mektebi’. Küçük bir okuma grubu olarak başlayan çalışma, bugün 30’u aşkın şehirde faaliyet gösteriyor. Nurettin Topçu’dan Samiha Ayverdi’ye; Cengiz Aytmatov’dan Cemil Meriç’e uzanan geniş okuma listesi ve çok sayıda gönüllü katılımcısı bulunuyor programın. Anadolu Mektebi Yürütme Kurulu Başkanı, 58-59. dönem Tarım ve Köyişleri Bakanı Prof. Dr. Sami Güçlü ile Anadolu Mektebini, okumanın sistematiğini ve gençleri konuştuk.

 “Anadolu Mektebi” ismiyle bir çalışma yürütüyorsunuz. Nasıl ortaya çıktı “Anadolu Mektebi”?

Bir yazarın bütün kitaplarını ya da kitaplarının önemli bir kısmını okuma yöntemi, geçmişte kendi hayatımda uyguladığım ve çok faydalandığım bir yöntemdi. Ancak çalışmamızın bu şekliyle somutlaşmasının ilk adımı, 2012’de Sakarya Üniversitesinde okuyan 12 öğrenciyle başladı.

İlk zamanlar bu faaliyetimizin özel bir ismi yoktu. Kendimizi “Okuma Grubu” olarak nitelendiriyorduk. Sakarya’dan sonra Bolu, Kocaeli, Çorum ve Aksaray’da da okuma grupları oluşturuldu. Esas büyüme ise 2015’te dönemin Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Sayın Orhan Erdem’in “Liselerde de bu çalışmayı uygulayalım.” teklifi ile gerçekleşti.

O yıl Millî Şairimiz Mehmet Akif’i okumaya karar vermiştik. O yıla kadar sadece üniversitelerde faaliyet gösterirken liselerin de programımıza dâhil olmasıyla birlikte illerimizin sayısında hızlı bir artış oldu.

2016’nın Mart ayında Aksaray’da düzenlediğimiz bir programa o dönemin Milli Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı da katılmıştı. Sayın bakanımız, yazar okuma programının bıraktığı  etkiyi  çok beğendi, “Bu programı 81 ile yayalım.” dedi. Yazar okuma programını bir bakıma himayesine aldı ve bir protokol metninin hazırlanmasını istedi. Bu açıklamadan sonra il sayısında da hızlı artışlar gerçekleşti. Aynı yılın mayıs ayında çalışmamıza “Anadolu Mektebi” ismini verdik. Ekim ayında da Milli Eğitim Bakanlığı ile bir protokol imzalayarak bakanlığın bünyesine dâhil olduk.

Gençlere katkı sunmayı hedefliyoruz.

Temel amacınız nedir?

Anadolu Mektebi’nin temel amacı  millî ve manevî değerleri benimseyen, doğru sözlü olmayı ve çalışmayı karakter hâline getiren, aile bireyleri ile iyi ilişkiler içerisinde olan ve büyük bir idealin sahibi olmayı hedefleyen gençlerin yetişmesine katkı sunmaktır. Bu çalışmaya gönüllü olarak destek veren pek çok kişi, kurum ve kuruluştan söz etmek mümkündür.

Programa dâhil olan kişiler için süreç nasıl işliyor peki?

Anadolu Mektebi’nin çok anlaşılır bir işleyişi olmasına rağmen sabır ve irade isteyen bir süreçtir. Programa gönüllü olarak katılan öğrenciler, seçilen yazarın kitaplarının hepsini yahut önemli bir kısmını okumaktadırlar. Ayrıca o yazar hakkında yazılmış belli başlı eserleri okuduktan sonra, okudukları her kitap için bir değerlendirme yazısı yazmaktadırlar. Böylece yoğun bir okumayla birlikte, yazma macerası da başlamaktadır.

Seçilen yazarın kitaplarının yarısını okuyan öğrenci,  öncelikle o yazarın en çok dikkatini çeken, merak ettiği bir yönünü  konu olarak seçmektedir.  Daha sonra seçtiği konu ile ilgili bir metin hazırlamakta ve düzenlenen panellerde o metin üzerinden bir sunum gerçekleştirmektedir. Son olarak da programlarda sunulan metinler imkânlar ölçüsünde kitaplaştırılmaktadır.

Bu sürece dâhil olan öğrencimiz, hem kitap okumakta hem çıkarımlarını yazmakta hem topluluk karşısında sunum yapma fırsatı elde etmekte hem de yazdıkları yayımlanmaktadır. İnanıyoruz ki bu dört önemli tecrübe öğrencilerimizin geleceğe daha sağlam adımlarla ilerlemesine katkı sunacaktır.

Anadolu Mektebi faaliyetini hangi ihtiyaca binaen hayata geçirmeye karar verdiniz?

Genel olarak Türk-İslam dünyasına, bir başka ifadeyle gönül coğrafyamıza baktığımızda,  bu coğrafyada yaşayan insanlarımızın büyük acılar ve ıstıraplar içinde yaşadıklarını, en temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandıklarını, güven içinde olmadıklarını söyleyebiliriz. Bu konuda ülkemiz bir ümit olarak görülse de sorunun çok büyük olduğu ve kısa sürede de çözülmeyeceği aşikârdır.

Güvenli bir hayat yaşamak, temel sorunlarımızı çözmek ve kalkınmak için geleceğimizi inşa edecek şuurlu, bilgili, inançlı; değerlerini, dilini, edebiyatını, tarihini,  kültürünü, sanatını bilen, yüksek ahlaklı, idealist bir gençliğe ihtiyaç vardır. Geleceğimizi inşa etmek, ülkemizi kalkındırmak ve halkımızın refah seviyesini yükseltmek elbette Anadolu Mektebi’nin görevi değildir. Zira bu çok büyük bir meseledir.  Anadolu Mektebi gibi gönüllü ve mütevazı şartlarda çalışan bir oluşumun temel gayesi, bu noktaya dikkat çekmek ve bir model oluşturabilmektir.

Bir anlamda Anadolu Mektebi’nin yolculuğu, öğrencilerimizin kendi potansiyellerinin farkına varmaları ve sahip oldukları kapasiteyi ortaya çıkarabilmeleri konusunda yapılması lazım gelen rehberliğin önemine işaret etmek amacıyla başlamıştır.

Programda yer alan yazarlar kimler?

Yazarlarımız okuma sırasına göre şu isimlerden oluşuyor: Mustafa Kutlu, Cengiz Aytmatov, Tarık Buğra, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cengiz Dağcı, Sâmiha Ayverdi, Necip Fazıl Kısakürek, Mehmet Akif Ersoy, Yahya Kemal Beyatlı, Sezai Karakoç, Cemil Meriç ve Nurettin Topçu.

Burada değinmemiz gereken bir husus da şudur; Anadolu Mektebi, isimlerini andığımız yazarların dışında, ulusal ve uluslararası kültür kuruluşları tarafından yıl bazında öne çıkarılan konularda da kayıtsız kalmayıp sorumluluk yüklenmiştir. 2020 yılı içerisinde Ömer Seyfettin, Orhun Kitabeleri ve Yunus Emre okuma grupları oluşturulmuş, usul ve prensiplerimiz çerçevesinde öğrencilerimiz okumalarına başlamışlardır.

Peki bu isimler belirlenirken hangi kriterleri gözettiniz?

Bugün itibarıyla bizim yazar listemizde yer alan, Cengiz Aytmatov ve Cengiz Dağcı hariç diğer yazarlarımız Cumhuriyet dönemi Türk klasikleri olarak kabul edilmiş, Türk dilini yerinde ve doğru kullanan, edebi niteliği haiz eserler veren, milli ve manevi değerlerle barışık ve bu değerleri benimseyen isimler arasından seçilmiştir.

Aytmatov ve Dağcı’nın da hem Türk dünyası hem de dünya edebiyatı için ne kadar önemli kalemler olduğu zaten aşikâr… Seçtiğimiz yazarların hepsi edebiyat camiası ve toplumumuzun ekseriyeti tarafından kabul edilmiş isimlerdir.

Edirne’den Van’a kadar Anadolu Mektebi…

– Anadolu Mektebi faaliyetleri kaç şehirde devam etmektedir?

Ülkemizin 7 bölgesinden 30’u aşkın şehirde faaliyetlerimize devam ediyoruz. Van’dan Edirne’ye kadar…

Bu kadar şehirde faaliyetler nasıl devam etmekte, çalışmaların koordinasyonu nasıl sağlanmakta?

Ankara’da bir çalışma ofisimiz var. Halen beş gönüllü hocamızla birlikte gerekli planlamayı yapmaya ve iller arasında koordinasyonu sağlamaya çalışıyoruz. Çok zahmetli ve büyük çaba isteyen bu işler için arkadaşlarımız büyük emek vermektedir. Aynı şekilde şehirlerde gönüllü danışman hocalarımız ve il sorumlusu hocalarımız programın işlevselliği için büyük katkılar sunmaktadırlar. Hepsine sizin aracılığınızla teşekkür etmek istiyorum.

Gönüllülük esastır!..

Anadolu Mektebine katılım nasıl sağlanır?

Anadolu Mektebi, kapıları herkese açık olan, herhangi bir ön koşul ve şart içermeyen, gönüllülük esasına dayanan bir eğitim ve kültür hareketidir. Anadolu Mektebi yazar okumalarına katılmak isteyen öğrencilerden ve okullardan davet geldiğinde, İl MEM’in bilgisi dâhilinde, gönüllü danışman hocalarımızın gözetiminde, gönüllü katılan öğrencilerle program başlatılmaktadır.

Her öğretim yılı başında 9. sınıflardan oluşan yeni gruplar programa katılmaktadır. Katılım isteğe bağlı olduğu gibi gruptan ayrılmak da kolaydır. Bir gerekçe belirtmeden, danışman hocasına bilgi vererek ayrılabilirler.  Başka bir şekilde bu yoğunlukta bir okuma, yazma, sunum hazırlama ve panellerde konuşma  aşamalarının yerine getirilmesine neredeyse, imkân yoktur.

Üniversite gruplarımız daha sivil bir yapıda oldukları için kurumsal olarak net bir hiyerarşiye tabi değiller. Öncü ve tecrübeli bir öğrencimizin ya da öğretmenimizin grup sorumluluğunda çalışmalarını yürütürler. Liselerimizde ise durum biraz daha farklı; gönüllü olarak bu programı uygulamak isteyen İl Milli Eğitim Müdürlüğü gönüllü okullarda bu çalışmayı başlatır. Her okulda sorumlu bir ya da iki öğretmenimizin öncülüğünde öğrenciler Anadolu Mektebine dâhil olur ve okumalarına başlar.

Okumayı alışkanlık hâline getirmeliyiz!..

Anadolu Mektebi öğrencisi ya da değil kitaplara ilgi duyan, okuma merakı olan gençlere neler önerirsiniz?

Kitaplara ilgi duyan ve çok okuyan bir kişi bunu alışkanlık hâline getirmelidir. Hayat, maraton koşmaya benzer. Çok hızlı koşmak erken yorulmalara sebebiyet verebilir. Bunun yerine tempoyu belli bir düzende tutmak, sabretmek ve hayatın tüm safhalarında aynı enerjiye sahip olmak önemlidir.

Çalışmayı ve okumayı karakter haline getirirken de hayattan, onun akışından kopmamak gerekir. Kitap okumayı, hayatımızın bir parçası hâline getirmek gerekir. Hayat bazen rutin bir şekilde devam etmeyebilir. İnişler ve çıkışlar olabilir. Dolayısıyla bizi ayakta tutacak, kendimize getirecek ve niçin yaşadığımızı unutturmayacak bir ideale sahip olmak önemlidir.

Teknolojinin hayatımızı bu denli kuşattığı günümüz dünyasında millî kimliğinden taviz vermeden okumalar yapan ve bir sorumluluk bilinciyle okumalarına devam eden gençleri tebrik ediyorum. Onlara “emek verilmeden, okumadan, yerli ve milli düşünüp bu şekilde yaşamadan” tam anlamıyla hedeflerine ulaşamayacaklarını hatırlatmak istiyorum.

Okuma dağınık olursa bilgi kalıcı olmaz.

– Okumanın bir sistematiği olur mu/olmalı mı? Hangi isimleri, hangi kitapları okumakla başlanmalı işe?

Okuma dağınık olduğunda ve belli bir konu üzerinde dikkat teksif edilmediğinde bilgiler çok kalıcı olmaz; olsa da genel kültür bilgisinden ileri gitmez. Ancak yazar okuması veya tematik okumalar yapıldığında belli bir düşünceye vakıf olmak ve onu değerlendirmek daha kolay olur. Böyle bir okuma aynı zamanda düşünmeye ve tefekküre de yol açar. Mukayeseli ve karşılaştırmalı okumaların yapılmasını kolaylaştırır.

Yazar okumalarının verimli olduğu konusunda birçok görüş mevcuttur. Örneğin Yahya Kemal Beyatlı,  öğrencisinin elinde Batı klasiklerden bir yapıt gördüğünde ona ilk önce Türk klasiklerini okumasını, seçtiği yazarın tüm eserlerini sırayla okumasını daha sonra ise Batı klasiklerini okumasını salık vermiştir. Bu telkinin muhatabı Ahmet Hamdi Tanpınar’dır.

Bugün gençlere ben de aynı tavsiyeyi vermek istiyorum. Önce kendi eserlerimizi ve bizi bize anlatacak eserleri bir sıra dâhilinde okumalıyız. Bugün gençler okuma alışkanlığına popüler kitaplardan başlamaktadır. Bu yaklaşıma yanlış demek istemiyorum ama onların ileride kendi kaynaklarını okuyan gençler olmalarını da ümit ediyorum.

Gençler özgüvenli.

Dijital bir çağa doğan kuşakların kültüre, bilgiye yeteri kadar rağbet etmediği kanaatini taşıyanlar, dile getirenler mevcut. Sizce kültürel anlamda genç kuşaklar nasıl bir sınav veriyor?

Gençlere yakıştırılan olumlu ve olumsuz değerlendirmelere Anadolu Mektebi’nde şahit olduğum olaylar sonrası şüpheyle bakıyorum. Gençlerin dijital dünyayla sıkı bir ilişki kurdukları gerçektir. Fakat ben onların bu dünyadan başka bir dünya olduğunun da bilincinde olduklarına inanıyorum.

Gençler kendisine güvenen, özgüvenleri çok olan, adalet duyguları gelişmiş, itiraz edebilen ve en önemlisi önyargısı olmayan bir yapıdalar. Bilgiye yeteri kadar rağbet etmeyen bir gençliğin bu duygulara sahip olması düşünülemez. Ayrıca kültürel anlamda gençler gelişime ve kendilerini farklı kılacak etkinliklere de açıklar.

Bugün dil öğrenmek isteyen, yeni şeyler yapmak isteyen ve farklı alanlarda kendilerini geliştirmek isteyen çok sayıda gencin varlığı söz konusu. Dijital dünyanın ve teknolojinin etkileri hissedilebilir olsa da gençlerin arayışı son bulmuş gözükmemektedir. Modern etkilere açık olan gençler daha bireyci düşünse de ideal sahibi olmaktan vazgeçmemektedirler.

Okumak sizin için nasıl bir anlam taşıyor?

Yunus Emre’nin şu meşhur mısralarını herkes bilir: “İlim ilim bilmektir/İlim kendin bilmektir/Sen kendini bilmezsen/Bu nice okumaktır.” Okumaktan maksat, kelimeleri ve cümleleri terennüm etmek değildir. Kişinin kendini tanıması; bu neticede de ulaşabildiği her yere faydasının dokunması için gayret etmesidir. İnancımızın da inancımızdan beslenen medeniyetimizin de “oku”maktan maksadı budur.

Anadolu Mektebi dünden bugüne nasıl bir gelişim gösterdi ve bugün gelinen noktada hedefleri nelerdir? Özetler misiniz?

Anadolu Mektebi, düzenli ve disiplinli bir okuma programının adı olarak 10.yılına girecek. Sakarya’da küçük bir grupla başlayan bu çalışma, bugün 30’u aşkın şehrimizde faaliyetlerine devam etmektedir.  Bu faaliyet için hiç zorlukla karşılaşmadım diyemem. Özellikle çalışmanın başlangıç aşaması çok meşakkatliydi.

Bu yola çıktığım günden itibaren, birinci derecede önceliğim Anadolu Mektebi oldu. Tüm zamanımı bu işe verdim, karşıma çıkan engellerden yılmadım. A şehrinde aradığım gelişme olmuyorsa bu duruma elbette üzüldüm ancak ısrar etmedim, B şehrine gittim ve burada âdeta Anadolu Mektebi’ni  bekleyen öğretmenler ve öğrencilerle karşılaştım.

Emeğin çok kutsal ve önemli olduğuna inanan biriyim. Nitekim öğrencilerimize de her fırsatta bunu anlatmaya çalışıyoruz. Kendini anlamak, tanımak, geliştirmek için emek ver; bunun karşılığını alacaksın. Ne zaman, nasıl olacağını bilemeyiz, alacağına inan çünkü  “Emek kaybolmaz.”

Öğrencilerimizle disiplinli ve yoğun bir okuma gerçekleştirirken onlara rehberlik etmeye ve yaşayacakları hayatın büyük oranda yine kendi gayret ve kararlarıyla şekilleneceğini de anlatıyoruz.

Öğrencilerimizde anlattıklarımızın karşılığını onların ebeveynlerini, öğretmenlerini olumlu anlamda etkilediklerinde daha açık görüyoruz.  Gayret, tutum ve davranışlarda bu olumlu etkileşim programlarda onları dinleyen yöneticilerimizin, yazar ve akademisyenlerin Anadolu Mektebi’ne daha çok destek vermelerini sağlıyor. Yani etkileşimin dairesel bir döngüsü var ve bu döngü yeni kapıların açılmasını da kolaylaştırıyor.

Anadolu Mektebi’nin gelişmesi ve eğitim camiasında bu kadar olumlu algılanması, takındığı ilkesel tutumun da bir sonucudur. Popüler bir gündemimiz olmadı, olmayacak. Bu anlayışımızı sürdürmeye devam ederken çalışmanın nitelik kısmını ilkesel bir çerçevede devam ettireceğiz. Anadolu Mektebi örnek alınabilir veya onun gibi yeni bir model geliştirilebilir. Bu arayışlara ve yeniliklere ihtiyacımız var.

Küçük dünyaları değiştirirken içinde yaşadığımız büyük dünyayı da değiştirebiliriz, biz buna inanıyoruz. Bu anlamda küçük dünyalara birlikte dokunduğumuz tüm kurum ve kuruluşlarımıza, illerimizde gönüllü olan ve bu ağır yükü birlikte omuzladığımız öğretmen arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Okumaya Devam Et...

Söyleşi

Evsizlerin Hâmisi Emin Kır Hoca

Bir tevafuk eseri İstanbul Eyüp Müftülüğüne bağlı Hz Kaab Camii’nin faaliyetlerinden haberdar oldum. Yapılan çalışmalar önemli bir yaraya merhem oluyordu. Marifet iltifata tabidir sözü uyarınca broşürdeki irtibat numarasını aradım ve bu yazıya konu olan Emin Kır Hoca ile tanıştım. Tanışmadan sonra yaptığı çalışmanın örnek teşkil etmesi açısından yazıya dökme arzumu iletince Emin Hoca “Bu çalışmayı her yere yayabilsek keşke” diyerek memnuniyetini izhar etti. Emin Kır Hoca 1965 Trabzon/Araklı doğumlu. İlkokulu memleketinde okuduktan sonra ortaokul ve İmam Hatip Lisesini Eyüp Sultanda okumuş. Otuz dört senedir Eyüp Müftülüğüne bağlı camilerde görev yapan Emin Hoca 2006 yılından beri Hz. Kaab Camii’nde görev yapıyor. Cami sahabe-i Kiramdan Kaab b. Malik Hazretlerinin türbesi yanına yapılmış.

EKLENDİ

:

Bir tevafuk eseri İstanbul Eyüp Müftülüğüne bağlı Hz Kaab Camii’nin faaliyetlerinden haberdar oldum. Yapılan çalışmalar önemli bir yaraya merhem oluyordu. Marifet iltifata tabidir sözü uyarınca broşürdeki irtibat numarasını aradım ve bu yazıya konu olan Emin Kır Hoca ile tanıştım.

Tanışmadan sonra yaptığı çalışmanın örnek teşkil etmesi açısından yazıya dökme arzumu iletince Emin Hoca “Bu çalışmayı her yere yayabilsek keşke” diyerek memnuniyetini izhar etti.

Emin Kır Hoca 1965 Trabzon/Araklı doğumlu. İlkokulu memleketinde okuduktan sonra ortaokul ve İmam Hatip Lisesini Eyüp Sultanda okumuş. Otuz dört senedir Eyüp Müftülüğüne bağlı camilerde görev yapan Emin Hoca 2006 yılından beri Hz. Kaab Camii’nde görev yapıyor. Cami sahabe-i Kiramdan Kaab b. Malik Hazretlerinin türbesi yanına yapılmış…

Ebu Eyyub el-Ensarî ve diğer pek çok sahabe gibi Hz Kaab (ra) da Rasulullah’ın müjdesine nail olmak arzusuyla Konstantiniye surları dibinde şehit düşmüş. Türbe ve Cami surların hemen yanı başında Haliç köprüsünün yanında altı dönümlük bir alanda yer alıyor.

Okuduğum broşürde Hz.Kaab Camii’nde;

-Sokakta kalan kimsesiz vatandaşlarımız için kış aylarında barınma yeri olduğu,

-Sabah-akşam çorba ve çay ikramı yapıldığı,

-Ailesi ile barışmak, buluşmak isteyenlere yardımcı olunduğu,

-Evsizler için sıcak su, banyo ve çamaşır imkânı olduğu yazıyordu…

Emin Hocayla bu güzel hizmetleri üzerine küçük bir sohbet gerçekleştirdik.

Sevgili hocam “Kıldır beşi al maaşı” demek yerine sizi böyle hayırlı hizmetleri yapmaya iten sebep nedir, nasıl başladınız?

Camimiz surların dibinde olduğundan madde bağımlısı insanların uyuşturucu içtikleri, sarhoşların bol olduğu bir yerdi burası. Camiye gidip gelirken korkuyordum. Zaman zaman önümü kesip benden para istiyorlardı. Ben de bir- iki lira veriyordum.

Daha sonra bunlara –Camide size sıcak çorba, çay yapayım içer misiniz? deyince memnuniyetle kabul ettiler. Böylece iletişime geçmiş olduk…

Artık bu bağımlı, evsiz gençler etrafımda toplanmaya başladılar. Birbirlerine haber verdikçe etrafımızdaki halka genişliyordu. Böylece güvenlerini kazandım, dostluk kurduk, artık birbirimize önyargısız bakıyorduk. İşte bu olay hizmetlerimizin başlamasına vesile oldu.

Çok güzel bir başlangıç olmuş Hocam Allah sizden razı olsun.

Camide Her gün sabah- Akşam Çorba ikramınız oluyor değil mi?

Evet, Cami avlusunda oluşturduğumuz mekânda sabah ve akşam sıcak çorba ikram ediyoruz. Bunun yanında çayımız da oluyor.

İstanbul Eyüp Müftülüğüne bağlı Hz Kaab Camii

Ama benim asıl dikkatimi çeken barınma ve banyo hizmetiniz oldu?

Hocam zaten çayı çorbayı herkes veriyor, sokakta kalan insan için asıl önemli olan kış gününde başını sokacak, banyosunu yapabileceği bir yer. Biz camimizin altında yirmi kişinin kalabileceği bir misafirhane oluşturduk.

Ayrıca Haftada üç gün banyo imkânı sağlıyoruz, sabah dokuzdan akşam yediye kadar…

Herkes için Havlu, iç çamaşırı, çorap ve temizlik malzemesinin içinde olduğu birer temizlik setimiz var bunlar da bizim hediyemiz oluyor. Günde en az yirmi kişi banyo hizmetinden faydalanıyor.

Sadece sokakta yaşayanlar mı, yoksa iş için İstanbul’a gelmiş kalacak yeri olmayanlar da kalabiliyor mu misafirhanede?

Tabii ki hocam, otuz güne kadar kalabiliyorlar, hatta iş bulunca ilk maaşlarını alıncaya kadar bir ay daha misafir ediyoruz.

Bir de bizim buyuru panomuz var, iş bulmak için gelenlerin bilgilerini, mesleklerini, orada paylaşıyoruz, Cumaya camimize gelen işverenler zaman zaman bunların içinden kendilerine lazım olan elemanı da seçebiliyor.

Maşallah İş-Kur gibi de çalışıyorsunuz

Hocam İslam’da cami böyle olmalı esasında, sadece namaz kıl vaaz dinle, git olmamalı…

Hizmetlerinize çevreden destek geliyor mu hocam?

Elbette, bizim hizmetlerimizi duyanlar, hayırseverler destek oluyor, Allah onlardan razı olsun. Hatta Eyüp sultana ziyarete gelen bazı hanımlar biz de yemek yapalım getirelim diyorlar. Ben de pasta börek yapın getirin, hatta kendi ellerinizle dağıtın burada diyorum..

Yaşadığınız ilginç hatıralarınız vardır, bizimle paylaşabilir misiniz?

Bizim aylık kumanya dağıttığımız ailelerimiz de var… Bir abla kumanya paketini almış metrobüse doğru giderken yolda bıçaklı bir kapkaççı önünü kesmiş elindeki paketi almaya çalışınca Hanımefendi “Erzak paketini aşağıdaki camiden aldım git sen de oradan iste!” deyince,  kapkaççı vatandaş onu bırakıyor ve “Emin Hoca’nın camisi o, hoca bize çorba ikram ediyor, güler yüz gösteriyor” diye bize minnettarlığından kapkaç yapmaktan vazgeçtiği gibi hanımefendiye yardım edip metrobüse kadar paketini taşıyor. Bu ilginç hadise de insanlara güler yüzle davranmamızın önemi açısından önemli bence.

Bir de hocam Geçenlerde bir genç geldi, cezaevinden çıkmış, uyuşturucu kullanmış, bir haftadır uykusuz vaziyette misafir haneye aldık iki gün uyudu. Bu arada biz Kaymakamlık, ilçe emniyet ve ilçe sağlık müdürlüğüyle koordineli çalışıyoruz. Polisler her gün gelip burada GBT yaparlar, kaçak falan var mı diye. Geçen sabah kimliği olmadığı için bu genci almak istedi polisler, genç misafirhaneden çıktığı gibi benim yanıma geldi. “Ben sizinle gelmiyorum, İmam abiye geldim ben, o beni bu illetten kurtaracak dedi. Aldım kaymakamlığa götürdüm, kimlik tespiti ve kimlik çıkarma işlemlerini yaptım. İnşallah AMATEM’e götürüp tedavisine başlatacağız.

Ailesi ile barışmak, buluşmak isteyenlere de yardımcı olduğunuzu öğrendik. İstanbul’un her yerinden size geliyorlar mı?

Bir vatandaşımız bize başvurduğu zaman öncelikle hangi ilçede ikamet ediyorsa o ilçenin müftülüğünü arayarak, oradaki Dînî Rehberlik Bürosuna yönlendiriyoruz. Geçenlerde eşiyle problemi olan bir kardeşimiz bizi duymuş, geldi. Bu vatandaş eşini öldürmek için pusuya yatmış. İlgilendik, yapma etme, sana bir iş buluruz, sorunlarını çözeriz dedik. Bir hafta misafir ettik, sohbet ettik vazgeçirdik. Şimdi duyuru panomuza ismini, vasfını yazdık, inşallah iş de bulacağız.

Allah sizden razı olsun hocam, siz ilgilenmeseniz az ilerinizde kiliseler var, belki bu gençler üç-beş kuruş yardım karşılığında dinlerini değiştirecekler. Siz İmamlığın sadece namaz kıldırmak ve vaaz etmekten ibaret olmadığını bize gösterdiniz. Rabbim toplumun derdiyle dertlenip yarasına merhem olmaya çalışan imamlarımızın sayısını artırsın.

Hizmetleriniz daim olsun hocam…

Okumaya Devam Et...

Söyleşi

25/Sorgusuz Sual- Ömer Aksoy/Öğretmen

1965 yılında Trabzon da doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi Trabzon İmam Hatip Lisesinde okudu. İlahiyat Fakültesi’nden mezun olan Aksoy, lisans eğitiminin ilk iki yılını Erzurum’da; son iki yılında Bursa’da okudu. Öğretmen ve idareci olarak Mardin, Bayburt ve Türkmenistan’da görev yaptı. Halen Trabzon ‘da öğretmenliğe idareci olarak devam eden Ömer Aksoy’a göre sevginin tanımı ”Masum İlkokul aşkları” şeklinde oldu.

EKLENDİ

:

1-  Sizi çarpan ilk kitap?

Huzur Sokağı- Şule Yüksel Şenler.

2- Yayımlanmış kitaplardan birini siz yazmış olacaksınız, hangi kitap?

Safahat- Mehmet Akif Ersoy.

3- Yaşamayan/yaşayan bir yazar veya şairle bir gününüz var. Kimi seçtiniz?

Mehmet Akif Ersoy.

 4- Şiir mi, düzyazı mı?

Şiir tabii ki.

5-  İzlemelere doyamadığınız film?

Aamir Khan- Dangal.

 6- Dizi, film, belgesel?

Dizi.

7- Sizi en çok ne üzer?

Yapmadığım bir şeyle itham edilmek.

8- Ruhunuzda derin iz bırakan şarkı?

Dünyada ölümden başkası yalan- Candan Erçetin. 

9- Yaşamak/ölmek istediğiniz şehir?

Bursa.

10- Hayattaki en önemli üç kavram?

Sevgi-Umut-Yardımlaşma.

11- Günlük hayatta kullanmayı en çok sevdiğiniz kelime?

Hikaye…

12- Nefret ettiğiniz kelime?

Yalancı.

13- Başarı sizce nedir?

Hedefi için çaba göstermek.

14- Ne olmadan yaşayamazsınız?

Kitaplarım.

15- İlk aldığınız hediye neydi, kimdendi?

Bir kurşun kalem. İlkokul öğretmenim Ali Haydar İslam ‘dan.

16- Hangi gün unutulmazınız?

Erzurum İlahiyatta Hazırlık sınıfı muafiyet sınavını kazandığımı panoda gördüğüm gün.

17- Facebook/İnstagram/Twitter güne başlarken ve günü kapatırken hangisini kullanıyorsunuz?

Facebook.

18- Sizce çocukluk?

Köyde sığır çobanlığı.

19- Sevgi neydi?

Masum İlkokul aşkları.

20- Yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey?

Eşimle birlikte hac yolculuğu.

21- Bir gece uyuyorsunuz sabah bir lisanı ana dil akıcılığında konuşma yetisine sahipsiniz. Hangi dil?

Fransızca.

22- Dilediğiniz bir dönemde yaşayacaksınız. Hangi dönem?

Gün bu gündür.

23- ‘Şimdiki aklım olsa’ diye başlayan cümleyi nasıl tamamlarsınız?

Fırsat eldeyken daha çok yer gezerdim.

24- Annenize ve babanıza çok isteyip de kuramadığınız cümle ne olur?

Bu konuda haklı olduğumu bildiğiniz halde niçin söyleyemezsiniz.

25- Sizce ‘insaniyet’?

Bir büyük köy olan dünya hepimize yeter birbirimizin haklarına riayet edelim: Merhamet…

Okumaya Devam Et...

Söyleşi

25/Sorgusuz Sual-Kürşat Dulkadir/Daire Başkanı

1979 yılı Malatya doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Malatya’ da bitirdi. Lisans öğrenimini Sütçü İmam Üniversitesi Kimya bölümünde, yüksek lisansını Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesinde tamamladı. Yaklaşık 16 yıllık Tokat mesaisinde 4 yıl öğretmenlik 12 yıl çeşitli kademelerde idarecilik yaptı. 2019 yılında Özel Eğitim ve Rehbelik Hizmetleri Genel Müdürlüğüne ‘Daire Başkanı’ olarak atandı. Evli, bir erkek bir kız çocuğu bulunmaktadır. Kürşat Dulkadir’in aldığı ilk hediye tuttuğu oruca karşılık yengesinin kendisini sırt üstünde mahallede gezdirmesi oluyor.

EKLENDİ

:

1- Sizi çarpan ilk kitap?

Âmâk-ı Hayâl.

2- Yayımlanmış kitaplardan birini siz yazmış olacaksınız, hangi kitap?

Kürk Mantolu Madonna.

3- Yaşamayan/yaşayan bir yazar veya şairle bir gününüz var. Kimi seçtiniz?

Mitat Enç.

4- Şiir mi, düzyazı mı?

Düzyazı. Ayrıntılı anlatmayı severim.

 5- İzlemelere doyamadığınız film?

Akıl Oyunları.

6- Dizi, film, belgesel?

Film, bazen kurgu bazen gerçek ama ufku geniş filmler

7- Sizi en çok ne üzer?

Çaresiz kalmak, çözüm bulamamak, hele de sevdiğin biri için.

 8- Ruhunuzda derin iz bırakan şarkı?

Yüksek Ayvanlarda Bülbüller Öter. Bağda bahçede çalışırken babam mırıldanırdı.

9- Yaşamak/ölmek istediğiniz şehir?

Malatya/Malatya.

10- Hayattaki en önemli üç kavram?

İman, Çocuk, Haysiyet.

11- Günlük hayatta kullanmayı en çok sevdiğiniz kelime?

İnşallah.

12- Hoşlanmadığınız bir kelime?

“Bana ne” ne kötü kelime.

13- Başarı sizce nedir?

İnsanın hayata geliş gayesini yerine getirmesidir başarı.

14- Ne olmadan yaşayamazsınız?

Aile, akraba, dost, ahbap, arkadaşlar…

15- İlk aldığınız hediye neydi, kimdendi?

Hatırladığım ve unutamadığım ilk hediyem büyük yengemden. İlk tuttuğum oruca karşılık sırt üstünde mahalle gezisi.

16- Hangi gün unutulmazınız?

Oğlum Göktürk’ün dünyaya geldiği gün. Aynı günde her an birbirini kovalayan o heyecanı, korkuyu, sevinci unutamam.

17- Facebook/İnstagram/Twitter güne başlarken ve günü kapatırken hangisini kullanıyorsunuz?

Günü kapatırken twittera bakarım. Diğerlerini pek kullanmam.

18- Sizce çocukluk?

Her daim keşke diye iç geçirdiğim, huzur, saflık, kaygısızlık.

19- Sevgi neydi?

Babamın “Vay! Allah’ına kurban” demesiydi sevgi.

20- Yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey?

Bir üniversitenin bir fakültesinin dekanına “Haksızlık yapıyorsunuz!” diyemedim hala uhdedir içimde, sonra hoca vefat etti.

 21- Bir gece uyuyorsunuz sabah bir lisanı ana dil akıcılığında konuşma yetisine sahipsiniz. Hangi dil?

Ne yazık ki İngilizce.

 22- Dilediğiniz bir dönemde yaşayacaksınız. Hangi dönem?

Soyadımdan dolayı Osmanlı-Yavuz dönemi.

23- ‘Şimdiki aklım olsa’ diye başlayan cümleyi nasıl tamamlarsınız?

Üzüldüğüm bir çok şeye üzülmezdim.

24-  Annenize ve babanıza çok isteyip de kuramadığınız cümle ne olur?

Ben hala sizin küçük oğlunuzum.

25- Sizce ‘insaniyet’?

Bazen yola fırlayacak kediyi korkutmaktır geri kaçsın diye, bazen fırçayı yiyeceğini bile bile uyarmaktır arkadaşını, amirini, memurunu, büyüğünü, küçüğünü, bazen bir film seyrederken ağlamaktır acılı babaya, anneye… Doğru sözdür, merhamettir, kararmamış kalptir insaniyet.

Okumaya Devam Et...

Çok Okunanlar