kendi gerçeğimi senin gerçeğinden ayırırken
bir şeyler kuruyor içimde
ve sararmadan dökülüyor yapraklar
zaten çiçek açtırmadı direndiğim tüm ayazlar
kapatamaz hiçbir el
içimdeki kapıları dışarıdan
tüm eksiklikleri biriktirir zaman
oysa fazla değildir noksanlıklar varlardan
şimdi gülümsemeler donarken dudaklarımda
acı bir hatıra sökün ediyor ruhuma
eskir bütün hatıralar
nasırlaşır bütün duygular
yine de bir kül gibi kalır bir yerlerde
şimdi kendi ayak izlerimi yüceltirken
bir cam buğusu soluğumu durdururken
ödünç acıları yüklenmeden
kendi acılarımı vuruyorum sırtıma
imansız tapınmak mı olur zira
bilinmez senaryoları vardır zamanın
yine de bilir analar
ellerine ne zaman kına vuracağını
dağları dize getirirken yollar
trenler durur garlar uzaklaşır
günler önce uzar sonra kısalır
bir gencin hayalleri yeniden karılır
çiğ süt içer birileri bilerek
ve ayrılık da kadere yazılır
şimdi yavaşlarken içimdeki nal sesleri
kışları yorgan yapıyorum üstüme
bir gölge geçiyor gözlerimden
tüm ağaçlar bir bir ayrılıyor köklerinden
bir gün bahar gelse de kalmadı hiç uyanan
çoktan yitirmişler yapraklarını
benimse yıkılıyor içimin barikatları
yine de çoğu zaman rüyalarımda
çay içiyorum hâlâ seninle
kıl bir yörük çadırında
