Rabbimizin bize sunduğu en büyük nimetlerden biridir zaman, çoğu defa nasıl geçtiğini anlamadan hızla tükenen. Her gün ömür takvimimizden bir yaprak kopup, öteler ötesi âleme doğru süratle koşarken…
Zamanın farkında olmak, onu ebedi hayat için sermaye yapmak tüm müminler için sorumluluktur. Ne var ki bazen bu sorumluluğumuzu unutup, dünyanın gelip geçici zevklerine aldanıp vakitlerimizi heba edebiliyoruz. Bu halden kurtulup kendimize gelmek için bir silkelenmeye ihtiyaç duyuyoruz. Bir fırsat ya da vesile bulup, yanlışlarımızdan dönmeyi, kulluk şuurumuzu yeniden hatırlamayı ve Rabbimize yönelmeyi arzuluyoruz. İşte böyle bir başlangıç için Yüce Mevlâ bizlere bazı kutlu zamanlar bahşetmiştir.
Akıp giden zamanın önemli durakları olan ve içinde kandilleri barındıran, manevi feyziyle bunalan gönüllerimizi aydınlatan kutlu gecelerle dolu Üç Aylar bunun için bir fırsattır.
Birbiri ardına açılan rahmet ve mağfiret kapıları olan Recep, Şaban ve Ramazan ayını içinde bulunduran, Regâib Kandili’yle başlayan, Miraç ve Berat ile devam eden, bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi’yle zirveye ulaşan, Ramazan Bayramı’yla da maddî ve manevî alanda “bayram”a dönüşen manevi yükseliş ve bağışlanma ayları…
İşte önümüzdeki 12 Şubat Cumartesi günü üç ayların başlangıcı ve Receb’in ilk günü…Bu ayın İlk Cuma gecesi olan 18 Şubat Perşembe akşamı da Regaip Kandili’dir.
Kutlu Geceler
Recep ayının perşembeyi cumaya bağlayan ilk gecesi Regaib Kandili…
Regaibin “istemek, arzu etmek, istekle yönelmek” anlamlarına gelen “rağbet” kelimesinden türediğini not düşüyor sözlükler. Bu gecenin adı Regaib…Üç ayların manevi iklimine girildiğinin habercisi…
Allah’ın af ve mağfiretinin üzerimize sağanak sağanak yağdığı bir rağbet gecesi…Geleceğe yönelik arzu ve isteklerimizi gözden geçirme imkânı veren, her türlü rağbet ve regaibimizi Rabbimize yöneltmemiz gerektiğini hatırlatan mübarek bir gece…
Receb’in 27. gecesi ise Peygamberimizin kutlu gece yolculuğuyla Allah katına vardığı gece; Miraç Kandili… Rahmet kapılarının bir kez daha sonuna dek açıldığı, Peygamberimizin her birimiz için bir miraç olan namaz hediyesiyle o yolculuktan döndüğü gece Miraç Kandili…
Şaban ayının on beşinci gecesi ise Ramazan’ın müjdecisi ve Efendimizin duaların kabul edileceği müjdesini verdiği Berat gecesi… “Benden mağfiret dileyen yok mu, onu bağışlayayım! Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım! Belaya duçar olan yok mu, ona afiyet vereyim! Şöyle olan yok mu? Böyle olan yok mu?” (İbn Mâce, “İkamet”, 191)
Gök Sofralarının Kurulduğu Ay
“Müslüman her yıl, bir ay bir ruh şölenine çağrılır. Yeniden varoluş: Yücelten, sağaltan… Oruç insanın katıldığı, her yıl bir ay katıldığı bir ruh şölenidir. Üstün insanların davetlisi olduğu bir tabiatüstü ziyafet, bir gök sofrasıdır.” diyor Sezai Karakoç, yıl içerisindeki manevi yolculuğun nihai durağı Ramazan ayı için.
Dünya nimetlerini bir kenara bırakanların gök sofralarında ödüllendirildiği bu ay aynı zamanda bin aydan hayırlı, insanlığa kurtuluş çağrısı olan Kur’an’ın indirilmeye başlandığı, esenlik ve güvenliğin her tarafa yayıldığı, sema kapılarının açıldığı, dua ve tövbelerin kabul edildiği Kadir Gecesi ile zaman evreninde ev sahipliği yapıyor.
Fırsat Mevsimi
Üç aylar bizim için bir fırsatlar silsilesi adeta. Yaratılış gayemizi düşünmemiz, Yaratan ve yaratılanlarla olan münasebetlerimizi değerlendirmemiz için bir fırsat…
Günahlarla kararan yüreklerimizi, merhametten yoksun paslı vicdanlarımızı tövbelerle ve pişmanlık gözyaşlarıyla arındırıp, tertemiz bir hale getirmek, sükûnetin ferahlatıcı etkisini duygu dünyamıza taşıyan ibadetlerle ruhumuzu zenginleştirmek için bir fırsat…
Günlük hayatın yoğun temposu içinde hayatı soluk soluğa yaşarken bunalan ve daralan ruhumuzun inşirahı; genişliği ve ferahlığı için bir fırsat…
Şu fani olan hayat yolunda, asıl ve ebedî olan ahiret yurduna hazırlanmak, az zamanda çok kazanmak için ve her şeyden öte arınmak için eşsiz bir fırsat…
Tasavvuf âlimlerinden Zünnûn el-Mısrî: “Recep ekme, Şaban sulama, Ramazan mahsul ayıdır. Herkes ne ekerse onu biçer.”
Abdülkādir-i Geylânî de “Receb tevbe; Şaban muhabbet; Ramazan da Hakk’a kurbiyet ve vuslat ayıdır. Receb: Günahı, zulm ü cevri terketme; Şaban: Salih amel işleyip vefa gösterme; Ramazan ise Sıdk u safaya erme ayıdır.” diyerek mü’minin takip edeceği programı sunarlar adeta… Toprağa bir tohum atmak… Üç aylar güzelliklerin ekileceği, iyiliklerin yeşereceği bir mevsimdir. Zemin, İslam’ın bütün güzelliklerine hazırdır. Mü’min sıcak bir iklime girmenin sevincindedir.
Öyleyse yol belli, yolcu bilinen; yol ve yolcunun sahibi gözleyen. Aslında tüm seferlere hazırlık yol gözükünce başlar. Yolun ve yolculuğun farkına varmaktır üç aylar. Ertelenmiş hazırlıklara hız vermek, fırsatları bohça yapıp yükün sahibine sunmaktır. Herkes yarın için önceden ne göndermiş olduğuna bakmalıdır. (Haşr, 59/18)
Üç aylarımız ve kandillerimiz mübarek olsun…
Son Söz
Şimdi bu kutlu iklimin eşiğinde, arınma mevsimini karşılama telaşı yavaş yavaş içimizi sararken niyazımız Peygamberimizin mübarek dilinde ifadesini bulan ve üç aylarda yaptığı şu dua olsun:
“Allah’ım! Recep ve şabanı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a kavuştur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 259; Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, IV, 189)
