1. Anasayfa
  2. Gezi Yazısı

Bingöl’e Gel Bingöl’e

Bingöl’e Gel Bingöl’e
0

Yazımızın başlığı, Bingöl’le ilgili şiir yazan ve yazının sonunda hakkında bilgi sunacağımız çok yönlü bilim adamı ve şair Prof. Dr. Abdülhakim Koçin’in “Bingöl’e Gel Bingöl’e” adlı şiirinden ödünç alınmıştır.

Bazı şehirler vardır; onları görmek için plan yaparsınız, ama gidemezsiniz. Bazı şehirler ise farkında olmadan sizi çağırır. Bingöl’e yolculuğumuzun da böyle bir çağrıyla gerçekleştiğini söylersek doğruyu söylemiş oluruz. Bir vesilesiyle Bingöl’e yolumuz düştü. Havalimanı kapalı olduğu için doğrudan Bingöl’e inemedik. Önce Muş Havalimanı’na indik. Orada dostumuz ve meslektaşımız Doç. Dr. Murat Vanlı bizi karşıladı. Murat Hocamız Muş’ta kahvaltı teklifinde bulundu. Önce “yolda da yapabiliriz” dedim, sonra Muş’ta kahvaltı yapmanın daha iyi olacağı düşüncesine vardık. Şehre girerken Muş’ta bulunan diğer bir dostumuz ve Muş İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Abdulalim Demir’i de çağıralım istedik. O da teklifimizi kabul edip yanına Muş İlahiyat Fakültesi Dekanı Mehmet Salmazer’i alarak bize katıldı; birlikte kahvaltı yaptık, hasbihal ettik; ilmi birikimleri paylaştık, güncel ve akademik konuları konuştuk. Güzel bir birliktelik ve buluşma oldu. Dönüş yolunda da aynı ilgiyi bizden esirgemediler. Kendilerine çok teşekkür ediyorum. Gün Cuma idi; daha sonra Muş Ulucami’de Cuma namazını eda ettik. Birkaç tarihi mekanı gezdikten sonra Bingöl yoluna revan olduk.

Bingöl şehrinin adının, bölgede bulunan çok sayıdaki göl ve su kaynağından geldiği rivayet edilir. Gerçekten de Bingöl, suyun ve yeşilin iç içe geçtiği nadir Anadolu şehirlerinden biridir. Özellikle ilkbahar aylarında karların erimesiyle birlikte dağlar ve yaylalar adeta bir renk cümbüşüne dönüşür. Çiçeklerle bezenmiş geniş yaylalar, serin rüzgârlar ve berrak akarsular ziyaretçilere eşsiz manzaralar sunar.

İlk durağımız, adını orada duyduğum ve Bingöl denildiğinde akla gelen ilk doğal güzelliklerden biri Solhan ilçesi yakınlarında bulunan Yüzen Adalar oldu. Suyun üzerinde yavaşça hareket eden bu adalar, ziyaretçilerine adeta masalsı bir manzara sunuyordu. Dünyada benzeri az görülen bu tabiat harikasında küçük toprak parçalarının göl üzerinde hareket edebilmesi ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.

Bingöl’ü gördüğümde ilk dikkatimi çeken şey, şehrin tabiatla olan iç içeliği oldu. Bir tarafta azda olsa karla örtülü zirveler yükselirken, diğer tarafta baharın bütün renklerini taşıyan ovalar uzanıyordu. Şehre vardığımızda ilk karşılaştığımız kişi Bingöl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erdal Çelik oldu. Görüşme talebimizi hemen kabul ettiği için kendisine müteşekkirim. Daha önce tanışmadığımız halde, önceden tanışıyor gibi çok güzel ve derin bir sohbete daldık. Ortak dostları andık. Rektör Hocamız üniversite ile, şehirle ilgili pek çok projesinden ve çalışmalarından bahsetti. “Yeni Nesil Üniversite” vizyonuyla yola çıkan Rektörümüz, üniversitenin “hastaneden postaneye kadar her kuruma uygulanabilecek” bir reform paketi ile Bingöl’e ve Doğu Anadolu bölgesine katkı sunacağını belirtmektedir. Ayrıca Bingöl’ün, mini bir teknoloji ve inovasyon üssü olacağını da dile getirmektedir. Görüşmemiz çok verimli bir görüşme oldu. Kendisini çok heyecanlı, dinamik ve kararlı gördüm. İnşallah kendisine başarılar nasip olur. BNu arada; Bingöl Üniversitesinin şehrin sosyal ve akademik hayatına canlılık kazandırdığı da iyiden iyiye hissedilmektedir. Rektör Bey’in yanından ayrılırken asansörde Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Abdülhakim Koçin ile karşılaştık, onunla daha yakinen tanışma imkânı hasıl oldu. Daha sonra buluşmak üzere sözleşip üniversiteden ayrıldık.

Şehre girdiğimizde insanların vechelerindeki samimiyet dikkat çekiyordu. Büyük şehirlerde kaybolmaya yüz tutmuş olan selamlaşma kültürü burada hâlâ canlıydı. Bir yere oturduğumuzda tanımadığımız insanlar bize misafir gibi değil, uzun zamandır görmedikleri dostları gibi yakınlık gösteriyorlardı. Akşam vakti olduğu sıralarda Bingöl Dağları’nın eteklerine doğru baktığımda, adeta güneşin son ışıkları zirvelerin üzerine düşüyordu. O an şunlar geldi aklıma: Bazı şehirlerin güzelliği binalarında değil, ufkunda saklıdır. Bingöl de onlardan biriydi. Yine bir şehri var eden sadece dağları ve tabii güzellikleri değildir; şehri esas anlamlı kılan o şehrin yetiştirdiği insanlardır. Adlarını sayamasak da Bingöl’ün, asırlar boyunca âlimlerin, müderrislerin ve gönül insanlarının yaşadığı bir şehir olduğu anlaşılıyor. Hâsılı; dağlarının heybeti, yaylalarının ferahlığı ve insanlarının samimiyetiyle Bingöl, Anadolu’nun hem tabiatını hem de irfanını temsil eden seçkin şehirlerinden, ayrıca modernleşen şehir hayatıyla kadim değerlerini birlikte yaşatmaya çalışan önemli merkezlerden biridir.

Kaldığımız zaman zarfında Bingöl Üniversitesinde karşılaştığımız güzel insanlar ve ilim erbabını da unutmamk gerekir. Bunların bir kısmını burada zikretmeyi kadirşinaslık olarak görmekteyiz. Yukarıda şiirinden bahsettiğim Bingöl Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Abdülhakim Koçin bunların başında gelmektedir. Karşılaştığımız andan itibaren kendisinden ve sohbetlerinden çokça istifade ettim. Bilim adamlığı yanında şairliği ve halkın meseleleriyle ilgilenmesi, bir nevi kanaat önderi pozisyonunda olması beni daha çok etkiledi. Özellikle Yedi Güzel Adam ile ilgili anıları bizi tarihe götürdü, kendisine şükranlarımı arz ediyorum.

Farsça Dili, İran Edebiyatı ve farklı konularda ilminden istifade ettiğim Prof. Dr. Hasan Çiftçi’ye, yeni ve yakın çağ tarihi konularında hasbihal ettiğimiz Prof. Dr. Sıtkı Uluerler’e, İslam Hukuku’nun çeşitli meseleleriyle ilgili konuştuğumuz İlahiyat Fakültesi Dekanı Muhittin Özdemir’e çok müteşekkirim. Karşılaştığımız yerlerde bizlere ilgi gösteren Prof. Dr. Emannullah Polat’a, Doç. Dr. Erkan Baysal’a, Doç. Dr. Ömer Tay’a; meslektaşım Doç. Dr. Ali Çelik’e, yemek yemek için gittiğim kantinde birbirimizden habersizce karşılaştığım AYBÜ Temel İslam Bilimleri Bölümünde doktora yapan Doç. Dr. Ercan Baran’a, yeni ameliyat olmasına rağmen Bingöl’e geliş ve gidişimizle ilgili hususlarla her zaman yakından ilgilenen, yardımlarını esirgemeyen meslektaşım Dr. Öğretim Üyesi Garip Çağlar’a çok teşekkür ederim. Bingöl seyahatimin başından sonuna kadar hiçbir zaman yanımızdan ayrılmayan, her daim bizimle ilgilenen, zahmetlere giren dostumuz, meslektaşımız Doç. Dr. Murat Kaya’ya şükran borçlu olduğumu belirtmek isterim. Kendisinden Allah razı olsun.

Hülasa olarak Bingöl seyahatimiz çok güzel ve istifadeli oldu. Güzel yerler gördük, güzel insanlar tanıdık. Şimdiye kadar niye gelmediğimize hayıflandık. Nasip böyleymiş. Bingöl’e dair zihnimizde kalan en güçlü izlenim; tabiat ile maneviyatın, ilim ile kültürün, geçmiş ile geleceğin uyum içinde bir arada bulunmasıdır. Bu şehir, yüksek dağlarının gölgesinde yalnızca doğal güzelliklerini değil, asırların birikimini de korumakta, bizlere tefekkür edilecek düşünce dünyası armağan etmektedir.

Şimdi Bingöl’ü tanıtmaya çalıştığımız hususları şiiriyle ifade eden Prof. Dr. Abdülhakim Koçin’in bu güzel şiirini istifadenize sunuyorum:

BİNGÖL’E GEL BİNGÖL’E

Dünyanın en güzeli,
Bingöl’e gel, Bingöl’e,
Dostlukları ezeli
Bingöl’e gel, Bingöl’e.

Rüzgârları sert eser
Suyu zemzemle keser,
Bulunmaz böyle bir yer
Bingöl’e gel, Bingöl’e.

Dağların üstünde kar,
Ovalarında bahar
Gezinip durma, Ey yar!
Bingöl’e gel, Bingöl’e.

Yüzen adaları gez
İnsanı haram yemez
Başka şehre benzemez
Bingöl’e gel, Bingöl’e.

Lalesi var gülü var
Ovası var, çölü var,
Bingöl’ün bin gölü var
Bingöl’e gel, Bingöl’e.

Meşhur Çır Şelalesi
Kığı ve Genç Kalesi
Renk renk açar lalesi
Bingöl’e gel, Bingöl’e.

Buban peri masalı
Dağı desenli halı
Her derde deva balı
Bingöl’e gel Bingöl’e.

Dostum gel beni dinle
Dost olalım seninle,
Abdülhakim Koçin’le,
Bingöl’e gel, Bingöl’e.

Prof. Dr. Ahmet YILDIRIM; 1964 yılında  Bayburt’ta doğdu. 1987 yılında Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. 1990 yılında Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hadis Ana Bilim Dalında Dârimî ve Sünen’i adlı teziyle Yüksek Lisansını, yine aynı ana bilim dalında 1996 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları çalışmasıyla doktorasını tamamladı. 1997 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalına Yardımcı Doçent olarak atandı. 2006 yılında doçent, 2011 yılında profesör oldu. Halen Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinde profesör olarak akademik çalışmalarını sürdürmektedir. Arapça ve Almanca bilmektedir. Yıldırım’ın doktora tezi yanında; yayımlanmış Din, Dünyevileşme ve Zühd, Peygamberimizin Sade Hayatı ve Hoca Ahmed Yesevî'nin Hadis Kültürü adlı çalışmalarıyla birlikte makale ve diğer çalışmaları da bulunmaktadır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir