Hz. Âdem (a.s.)’e esmanın öğretilmesi (Bakara, 2/31) aday insanın insan olması ve insan kalmasının özetle ontolojisinin (varlığı) epistemoloji (bilgi) üzerinde oturduğuna işaret eder.
Allah bilginin insan olmak ve kalmaktaki önemini başka bir ayette daha açık ifade eder:
“İnsanlardan, (yeryüzünde) hareket eden (diğer) canlılardan ve hayvanlardan yine böyle çeşitli renklerde olanlar vardır. İşte (Allah’a karşı kulluk da farklılıkta) böyledir. Allah’a kulları içinde yalnızca (yaratılışın kulluğun amacını) bilenler hakkıyla saygı duyarlar. Hiç şüphe yok Allah, üstün güç sahibidir, bağışlayandır.” Fatır, 35/28.
Kur’an yüzlerce ayette okumanın ve kalemle yazarak ilmi zapt etmenin önemine vurgu yapar.
Bilgi ve bilmenin zıddı cahiliyedir ve Kur’an ayetleri bu konuyu dört farklı başlıkta ele alır.
Zira eşya zıddıyla bilinir.
Cahiliyenin ne olduğu bilinmeden ilmin önemi anlaşılmaz.
Kur’an-ı Kerim’de “cahiliye” dört yerde geçer:
Zan’nul-cahiliyye: Tevhid ve ulûhiyet anlayışında cehalet
“Sonra Allah, bu kederin ardından size bir güven duygusu indirdi: tatlı bir uyuklama hâli ki içinizden en samimi olanları bürüyordu. Bu arada bir kısmı da canlarının derdine düşmüş, Allah hakkında cahiliyeye ait gerçek dışı zanlar besliyor ve: “Savaşa çıkma hususunda bizim fikrimizi mi sordular?” diyorlardı. Sen de onlara: “Bütün karar ve yetki tamamen Allah’a aittir” de. Onlar, aslında sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyor ve kendi aralarında: “Bizim fikrimiz sorulsa ve tercih hakkımız olsaydı, burada böyle öldürülmezdik” diyorlardı. Onlara de ki: “Siz evlerinizde bile bulunsaydınız, haklarında ölüm takdir edilmiş olanlar, düşüp ölecekleri yerlere bir sebeple mutlaka çıkıp gideceklerdi.” Allah bunları, kalplerinizdeki samimiyeti denemek, gönüllerinizi şeytanın vesvesesinden temizlemek için yapmıştır. Allah sinelerde saklanan en gizli duyguları dahi bilir.” Al-i İmran, 3/154.
Hük’mel-cahiliyye: Hukuk, yönetim ve teşkilat sisteminde cehalet
“Yoksa onlar, hâlâ cahiliye hükmünü mü arzu ediyorlar? Oysa gerçeği kesin olarak bilen bir toplum için, Allah’tan daha güzel hüküm veren başka kim olabilir?” Maide, 5/50.
Teberrüc’el-cahiliyye: Kadın-Aile-Çocuk üzerinden sosyolojik yaklaşım, giyim, kuşam, yemek içmek ve davranışlardaki cehalet
“Dışarı çıkmanızı gerektiren zarurî bir sebep olmadıkça evlerinizde ağırbaşlılıkla oturun. Mecburi bir iş için çıkmanız gerektiğinde ise, eski cahiliye devri kadınlarının yaptığı gibi, süslerinizi ve câzibenizi dışarı vurarak çıkmayın. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah ve Rasûlü’ne itaat edin. Ey Peygamber’in şerefli hane halkı! Allah bu emirleriyle sizden her türlü kiri gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor.” Ahzap, 33/33.
Hamiyyet’el-cahiliyye: Sosyal düzen, toplumsal düzen, sınıflar arası bakış açısındaki cehalet
“O zaman inkâr edenler gönüllerinde o taassubu; o cahiliye taassup ve gururunu alevlendirirken, Allah da Peygamberi’nin ve mü’minlerin üzerine sekînetini, huzur ve itminân duygusunu indirdi ve onların takvâ sözüne tutunmalarını nasip etti. Zaten onlar buna pek lâyık ve ehil idiler. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” Fetih, 48/26.
Hz. Peygamber (s.a.v.) cahiliyenin ete kemiğe bürünmüş, kurumsallaşmış şekli olan Dar’un-Nedve ile hiç meşgul olmadan; onun başına geçme tekliflerini elinin tersi ile iterek; ona alternatif olarak bir akademi şeklinde kurduğu Dar’ul-Erkam’la Mekke’de ilmi aktarma yolculuğuna başlamış; hicret ettiği Medine’de mescidinin en kıymetli kısmı olan Ashab-ı Suffe ile bu kutlu yolculuğu sürdürmüştür.
İlk İslam Akademisi ve Sosyal Hizmet Merkezi olan Ashab’ı Suffe ile meşguliyeti ve o kurumun taleplerini kızı Fatma (r.anha)’nın isteğinden daha önde tutmuş cahiliyeden çıkışta ilmi tahsilin değerini binlerce hadisiyle ve uygulamalarıyla ümmetine öğretmiştir.
Cahiliyeden uzaklaşmanın yolu olarak ilim tahsiline Allah (c.c.) o kadar önem vermiştir ki; ölüm-kalım savaşına giderken dahi geride bir grup insanın bırakılarak onların ilimle meşguliyete devam etmesini emretmiştir:
“Müminlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminde bir gurup dinde (dinî ilimlerde) geniş bilgi elde etmek ve kavimleri (savaştan) döndüklerinde onları ikaz etmek için geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar. “ Tevbe, 9/122.
Günümüz postmodern dönem dünyasında insanların dört çeşit cahiliye karanlığından çıkışı için her şeyiyle kendini iyi yetiştirmiş alanında uzman ilim sahibi Müslümanlara çok ihtiyacı var.
Jurgen Habermas’a göre modernite üç konuda eksik kalmıştır:
- Bir mana, anlam ortaya koyamamıştır.
- İnsana dair bir hikâye yazamamıştır.
- Her şeyi ekonomik dille izah etmeye çalışmıştır.
Habermas bu tespit ve tenkitten sonra modernitenin bu üç büyük eksiğini gidermesi hususunda şu tavsiyede bulunuyor:
“Dinden anlam transferi yapabilir.”
Tarih bir kez daha Müslümanları sefere çağırıyor.
Postmodern ismini verdiği güya yeni yaklaşımlarla düştüğü anlamsızlık çukurundan çıkmaya çalışan moderniteye en büyük katkı makasıdı sabit ve esas alıp vesaili güncelleyebilen düşünür/mütefekkir insanlardan gelecektir, gelmelidir.
Son 300 yılda doğunun en büyük zaafı kalbi önceleyip aklı zayıf bırakması olurken batı da aklı önceleyip kalbi ikinci plana attı.
Oysa insan da anlam arayışı için bir kuşun kanatları gibi akıl ve kalbin birlikte hareket etmesiydi.
Ülkemizde bu manalara hizmet edecek bir “Düşünce Akademisi” kurulmalı ve akıl ve kalbin birlikte hareketine dair Sultan Mehmet’i “Fatih” yapan ve sürekli cönkünde taşıdığı üzerine hala çıkılamadığını düşündüğüm dört kitabı müfredatına temel esas alarak ciddi çalışmalara öncülük etmelidir.
“Gayri memnunlar medeniyet kuramaz” der İbn Haldun.
Çözümü sağdan soldan beklemek Müslümanca bir tavır ve yaklaşım değildir.
Modernitenin çukurdan çıkışına el atmak hususunda her hassas akıl ve kalbin harekete geçmesi bir zorunluluktur.
