1. Anasayfa
  2. Söyleşi

Orhan Pamuk’a Satmak İstediği Romanlar ve Tugay Kaban

Orhan Pamuk’a Satmak İstediği Romanlar ve Tugay Kaban
0

Yazar ve mütercim Tugay Kaban Beyefendiyi kendi kaleminden tanımak istiyoruz efendim, buyurunuz…

 

Yazarlık ile aranızdaki bağ evvela şiir ile başlıyor sonra romana evriliyor. Bu bağın seyrini anlatır mısınız?

Şiir benim için edebiyatın bir türü değil. Edebiyatın türleri var, bir de ‘edebiyat’ başlığının yanında ‘şiir’ var. Ve şiir bir metinden yani harf kümelerinden önce ‘şair’ üzerinden izlenmesi, görülmesi, anlaşılması gereken bir şey. “Şair milletiz!” ifadesi meşhurdur. Buradaki ‘millet’ kelimelerle bir şeyler ortaya koyan sanatkârlar değildir en başta. Elbette parçalarından biridir fakat mâlûmunuz bir kol, bir beden değildir. O ‘millet’ şiirde, en başta ‘şair’ özellikleriyle ortaya çıkar, kendini gösterir. Şair özellikleri nedir? Bunun için burada kısaca birkaç ismi dillendirmek yeterli: Mehmet Akif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, İsmet Özel. Bu isimleri gören bazı gözler burun kıvıracaklardır. Bunun sebebi, şiirin kelimelerden mürekkep bir şey olduğunu sanmalarından kaynaklanıyor. Yani benim çocukluğum zamanında sahip olduğum sanı misali… Evet, şiirin ‘şairlik’ ile ortaya çıktığını gördükten, sonrasında bir müddet bu şairliği kendimde aradıktan ve bulamadıktan sonra şiiri bıraktım yahut daha doğru ifadeyle kendime şair demekten vazgeçtim. Kelimelerle güzel sözler söylemeyi başarıyor olmam ve bu sebeple kendimi şair sanmam en hafif ifadeyle ahmaklıktı. Sonrasında en güçlü edebî tür olarak gördüğüm ‘roman’a doğru çevirdim yönümü.

“Ahmaklık” meselesine bir “estağfurullah” diyerek; kendinizi tanımış olmanız (ne olduğunuzu ya da olmadığınızı bilmek) size roman türü yanında Rabbinizin yolunu da buldurmuştur. Üç adet roman yazdınız. Bunlardan bahseder misiniz?

2019 Hıristiyan senesinde Erotik Poetika isimli eserim yayımlandı. 2021’de Orhan Pamuk’a Satmak İstediğim Roman, 2025’te ise Diorama. Aslında ilk yazmaya başladığım roman Diorama idi. Fakat planladığım kurgunun eksik kalacağı düşüncesiyle iki roman yazmaya karar verdim ve Diorama’nın içinden çıkan Erotik Poetika’yı yazdım. Erotik Poetika’yı basit bir okur edasıyla okuyan herkes bunu rahatlıkla anlayabilir. Sonra Diorama’yı yazmaya devam ettim fakat bu sefer de iki roman arasında çok keskin bir geçiş oluştu. Bu geçişi yumuşatmak ve konuyu daha katmanlı bir hâle getirmek için, Erotik Poetika’nın içeriğindeki bir paragraftan Orhan Pamuk’a Satmak İstediğim Roman’ı tasarladım. Aslında kendini bir matruşka gibi uzun süre çoğaltabilecek ana hikâyenin devam ettirilmesi zor değildi. Fakat bir şeyler zor değil diye yapmaktan çok, zor olmaz diye yapmamak daha mantıklı geliyor.

Orhan Pamuk’a bir roman satmak isteme arzunuzun temelindeki hikâye nedir? Salt bir iktisadi kaygı mı yoksa edebiyat mahfilinde bir boy gösterisi mi?

İkinci cilt yani Orhan Pamuk’a Satmak İstediğim Roman üçlemenin en çok satan ve hakkında en çok konuşulan parçası. Bu sebeple sualiniz birçok defa benzer yahut aynı şekilde konuşulup tartışıldı. ‘İktisadi kaygı’ bu noktada hiçbir şey ifade etmiyor, fakat ‘boy gösterisi’ yok sayamayacağım bir şey. Edebî köken açısından da yaklaşılabilir bu gösteriye, artistik açıdan da. Fakat burada bilinmesi gereken en önemli şey, Orhan Pamuk isminin işaret ettiği kişinin gerçek Orhan Pamuk olmaması. Benim, bir roman satmak istediğim Orhan Pamuk, mesela Masumiyet Müzesi’ni Kemal Bey ile konuşarak yazan Orhan Pamuk’tur. Yani karakter olan. Bir roman karakteri olan fakat ayrıca bir yazar olan Orhan Pamuk. Bu bilginin eksikliği akla iktisadi kaygı yahut farklı bir şekilde anlaşılabilecek boy gösterme uğraşlarını tabii olarak getirebilir.

Orhan Pamuk’un yakında çıkacak romanının isminin “Tugay Kaban’a Satmak İstediğim Roman” olduğuna dair duyumlar var.

Komik olurdu :) Bu konuya, bu söyleşiyi okuyacak okurların, şu sual üzerinden yaklaşmasını isteyebilirim sanırım: Orhan Pamuk, Kâğıt Oynayanlar’ı Aşırdı mı?

Tercüme ettiğiniz eserden bahsedebilir misiniz?

Evvelden bazı yerlerde, bu konuda şunları söylemiştim: Tercüme ettiğim eserler var fakat mütercim değilim. Medâr-ı mâişet sebebiyle mütercimlik işini yapıyorum fakat elbette sadece bunun için de değilim zira ücret talep etmeden yaptığım tercümeler de var. Diğer sebebim, romanlarıma sağladıkları katkı. Romanlarımı okuyan okurlar, tercümanlık mesleğinin farklı meseleleri üzerine birçok şey ile karşılaşacaklardır.

Okullardaki dil müfredatı ile yabancı dil öğrenilemediğine dair bir sav var. Bir mütercim olarak hem müfredatın durumunu hem yabancı bir dili öğrenmenin zorluklarını anlatır mısınız? Ve de tavsiyeleriniz tabii…

Okullarda lisan müfredatı diye bir şey yok. Bu sebeple öğrenme diye de bir şey yok. Lisan öğrenmek zor fakat hangi lisan? Başka bir lisan öğrenmek için insanlar çaba gösterebilirler ve başarılı da olabilirler. Fakat kendi lisanını bilmeden, başka bir lisan öğreniminin gerekli olduğunu düşünmüyorum. Bu sebeple öğrencilere bir şey öğretilecekse, bu ilk önce kendi lisanımız olmalı.

Rus Dili ve Edebiyatı okumuş bir yoldaşım(!), edebi tadını alabilmek için Puşkin’i mutlaka orijinal dilinde okumak gerektiğini söylerdi. Siz de eserleri orijinal dilinde okuyorsunuz. Orijinali ile tercüme arasında (tercüme ne kadar iyi olursa olsun) edebi lezzet olarak fark görüyor musunuz?

Bütün metinler kendi lisanlarında güçlüdür. Bu sebeple fark muhakkak oluşur. Fakat kendi lisanında yazılan bir metin de aslında tercümedir. Bütün düşünceler tercümedir. Bütün duygular tercümedir. Kelimelere döküldüğünde güç kaybederler. (Elbette bu sözlerim cismanî lafızlar için geçerli). Ben daha çok okumak gerekliliği üzerine düşünüyorum. Beş (elbette kaliteli) tercüme varsa, beşini de okumak daha iyi olur. Şekspir’in bulduğum bütün tercümelerini okumaya çalışırım. Puşkin de bu bakış açısıyla okunursa, daha gerçek bir okuma olacaktır. Orhan Pamuk’a Satmak İstediğim Roman’da İngilizceden tercüme edilmiş iki metin var. Bu iki metnin başka tercümeleri de var. Fakat roman ilk önce İspanyolcaya çevrildiğinde, bu romanda yapmak istediğim bir şeyi başardığımı düşünüyorum. O metinler İngilizceden Türkçeye çevrilmişti ve sonra Türkçeden İspanyolcaya çevrilmişti. Yani Türkçe yazılmış bir metin gibi. Bütün roman kahramanları da bu durumu yaşarlar. Yazarın düşünceleri gibi, onların düşünceleri, duyguları ve hatta elbiseleri, organları da tercüme edilir.

Sorulacak çok soru var fakat şimdilik burada keselim desek, son sözleriniz neler olur?

Bu söyleşi için son sözlerim belki de hayattaki son sözlerim olabilir. Fakat okurlardan birilerinin duydukları son sözlerin, son sözlerim olması daha trajik duruyor gibi. Birçok açıdan türlü türlü yorumlar yapılabilecek olsa da en iyisi, ölmeden evvel öldüğümüzü tefekkür etmek sanırım. Ölmek büyük bir mesele. Ölmüş olmak yahut ölecek olmak… Büyük meseleler.

İnsaniyet ailesi adına bahtınız açık olsun diyoruz…

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir