1. Anasayfa
  2. Genel

Şefaat ya Rasulallah!

Şefaat ya Rasulallah!
0

Sadece Kur’an diyenler Peygamber adına bazı sözler uydurulmuş diye tüm hadisleri reddederek Kur’an-ı sadece Kur’an’la anlayalım derken eleştirdikleri geleneğin etkisiyle Kur’an’ı da yanlış ya da eksik anlamaktalar. Mesela şefaat konusunda, şefaatin hesap gününde cehennemlik olduğuna Allah’ın hükmettiği kişi hakkında biri şefaat edecek ve onu cehennemden kurtarıp cennete götürecek gibi anlıyorlar bazı uydurma rivayetlerden dolayı. Hâlbuki Kur’an’ı dikkatlice okuyunca şefaatin var olduğunu fakat bunun Allah’ın hükmü gerçekleştikten sonra değil öncesinde olduğunu görmekteyiz.

Bu konudaki ayetlere geçmeden önce Allah, Resulünün kendisinden müminler için istiğfar dilemesini kendisine karşı bir ortak koşma olarak görmemiştir. Şöyle buyuruyor Rabbimiz:

“Onlar için Allah’tan ister mağfiret dile ister dileme. Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen de yine Allah onları affetmeyecektir. Bu, onların Allah’ı ve Resulünü inkâr etmelerinden dolayı böyledir. Allah, böylesine baştan çıkmış fasıklar güruhuna hidayet etmez.” (Tevbe,80)

Sadece Kur’an diyenlere göre, peygamberin müminler için Allah’tan istiğfar dilemesi olacak iş değildir. Onun vazifesi sadece elçilik yapmaktır, Allah’ın vahyini olduğu gibi insanlara iletmektir. Fakat Allah resulünün müminler için istiğfar etmesi, bağışlanma dilemesi Allah’ın izin verdiği bir davranıştır Resul’üne. Dolayısıyla bu dünyada Peygamberimize, Müslümanların bağışlanması için istiğfar hakkı veren Allah’ın ahiret gününde şefaat izni ve hakkı vereceği sonucunu çıkarmamız da hem aklen hem de naklen (ayetlerle) ispat edilebilir bir durumdur.

Şefaat konusundaki ayetleri incelediğimizde onun mahiyeti ve şartları hakkında bilgi sahibi olabiliriz.

“Gün gelecek, takva sahiplerini seçkin konuklar olarak Rahmân’ın huzurunda toplayacağız;

(O gün) Rahmân’ın katında söz ve izin alandan başkasının şefaat hakkı olmayacaktır.” (Meryem, 85,87)

O gün -Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseler müstesna- şefaatin bir yararı olmaz. (Tâ-Hâ,109)

Allah katında, O’nun izin verdiği kimselerden başkasının şefaati yarar sağlamaz. Sonunda kalplerinden korku giderilince, “Rabbiniz ne buyurdu?” derler. Onlar da şu cevabı verirler: “Hak olanı buyurdu. O yücedir, uludur.” (Sebe’, 23)

Göklerde nice melekler vardır ki, Allah dilediği ve razı olduğu kulları için izin vermedikçe onların bile şefaati hiçbir fayda sağlamaz. (Necm, 26)

Allah’ı bırakıp kendilerine dua ettikleri varlıklar asla şefaat edemezler; bilerek hakka tanıklık edenler başka. (Zuhruf, 86)

Kuşkusuz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da (yarattığı) arşa hâkim olan, her işi yöneten Allah’tır. O izin vermedikçe şefaat edecek biri de yoktur. İşte bu Allah sizin rabbinizdir, öyleyse O’na kulluk ediniz. Bunları düşünmez misiniz? (Yûnus, 3)

Aşağıdaki ayetlerden de şefaatin geçerli olmadığı durumları ve zümrelerin kimler olduğunu görmekteyiz.

Sonuç olarak sadece Kur’an’a göre şefaat haktır, Allah’ın izin verdiği ve koyduğu kurallar çerçevesinde.

Tabii ki en doğrusunu bilen sadece Rabbimiz Allah’tır.

Yaklaşan gün konusunda onları uyar; çünkü dehşet içinde yutkunurlarken yürekleri ağızlarına gelmiş olacak; zalimlerin ne bir dostu ne de sözü dinlenir bir şefaatçisi olacaktır. (Mümin, 18)

Yoksa onlar kendilerine Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: “O şefaatçiler hiçbir şeye güç yetiremez, hiçbir şeyi kavrayamaz olsalar da mı?”

De ki: “Şefaat etme yetkisi bütünüyle Allah’a aittir; göklerin ve yerin hükümranlığı O’nun elindedir, sonunda kaçınılmaz olarak dönüp O’na varacaksınız.” (Zümer, 43-44)

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir