bir kirmanda ip gibi eğirilirken ömrümüz
birer birer ayrıldık siyahlardan
lakin beyaz da olamadık
griler içinde yüzer şimdi gönlümüz
caddelerde bir gölge gibi dolaşır ruhumuz
ki kaldırımları soğuk ve ıssızdır o caddelerin
ne kadar bağırsan da hiç duyulmaz sesin
gözlerini kapayıp düşünürken yapraksız ağaçları
sıvaları dökülmüş kerpiç damları
istediğin kadar yok say artık tüm şehirleri
karanlık bir mağara ağzı gibi mağaza camları
intihar artığı şarkılarla döndürür tüm gözleri
ellerini yumruk yapıp sımsıkı kapasan da gözlerini
yine de görürsün boyalı ve ışıltılı vitrinleri
içinde ölünemeyen şehirler vardır bir de
soğuk bir hastane morgundan alınır cesetlerimiz
kaçırılır gibi götürülür tabutlar sılaya
bir an önce kavuşsun diye toprağına
bilmediğimiz şehirlerde kaybolurken sevdiklerimiz
çaresiz iki yana düşerken ellerimiz
usulca toprak olur ölülerimiz
gizli bir el temizler mezarlarımızı
kimin kirlettiğini umursamadan
sevmek şimdi tüm şehirlerden uzakta
ışıklarını yitirmiş bir karanlıkta
iğnesi kırılmış bir gramofonda
notaları eprimiş bir şarkı gibi
bilinmeyen soğuk bir iklimde
öksüz bir çocuk yalnızlığıyla kaybolan bir sancı
