2014 senesinde başladığım Türkiye Diyanet Vakfı, Yurtlar ve Sosyal Tesisler İktisadi İşletmesi Müdürlüğü görevimi aşkla, şevkle, heyecanla devam ettirmeye gayret ediyordum. Bir taraftan yeni yurt ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışırken diğer taraftan mevcut yurtların iyileştirilmesi ve eğitim faaliyetlerinin artırılarak devam ettirilmesi çabasındaydık. Bunlara ilave olarak yeni projeler yapmaya ve yapılan projelere katkı vermeye çalışıyorduk.
“TDV Mütevelli Heyeti”nden aldığımız destekle profesyonel danışmanlık firmalarıyla da görüşerek tepeden tırnağa yeniden yapılanmaya gittik. 2015 yılındaki bu yapılanma ile yönetim şeklinde ve hizmet sunumunda kurumsallığını tamamlamış profesyonel bir iktisadi işletme olduk. “TDV Yurtları” tercih edilen bir marka oldu. Kendi kulvarımızda neredeyse en iyisiydik. Bu yazıyı okuyanlar belki “KYK yurtlarından da mı iyiydiniz?” diyebilirler. Keşke KYK bizden daha iyi olsaydı ama maalesef değil. KYK yurtları sadece sayıca büyüdü. Herkesin malumu olan bir illegal yapıyı bitirme adına ihtiyaç fazlası yurtlar açıldı. Bu obez büyüme mütevazı, legal, devlete ve millete taraf olan STK’ların gençlerle ilgilenme şanslarını neredeyse elinden aldı. Barınma, beslenme ve internet imkânı verildi ama erdemli birey olma imkânları kısıtlandı, desteksiz kaldılar.
Bir yanlış yapılanmayı bitirme adına onlarca yanlış yapılanmaya kapı aralandı. Deist, satanist, agnostik, ateist, daha birçok sonunda “…ist” olan sapık akımlar yurtlarda kol gezmeye başladı. Devlet, 15 Temmuz sonrası el koyduğu yurtları ve okulları TDV’ye verseydi iddia ediyorum bizim çalışma ekibimiz daha iyisini yapma kapasitesine sahipti. Maalesef bazı STK’lar da kendilerine alan belirlemekte kararsız davrandılar. Zira yurt işletmeciliği her vakıf ve derneğin yapabileceği sıradan bir iş değildir. Her STK iyi olduğu ve uzmanlaştığı alanda ilerlemeli diye düşünürüm.
TDV yurtları, sadece barınma ve beslenme mekânları olmakla kalmayıp öğrencilerin, psikolojik, sosyolojik ve manevi gelişimlerine destek olan bir kurum haline gelmişti. Avrupa’dan sınavlarla seçilerek “ UİP (Uluslararası İlahiyat Programı)”projesi kapsamında ülkemize getirilen öğrencilere TDV yurtları ev sahipliği yapıyordu. Onlara, ilahiyat fakültelerindeki örgün eğitimlerinin yanı sıra takviye eğitimler veriliyordu. Bu proje ile mezun olanlara Diyanet İşleri Başkanlığı ve TDV’nin yurt dışı teşkilatlarında görev verildi. Projenin halen başarılı bir şekilde devam ediyor olması ülkemizin yurt dışındaki temsili hususunda çok önemli bir adımdır.
Yurt dışından liseye başlama hakkı elde eden öğrenciler de seçme sınavlarıyla ülkemize getirilerek “Uluslararası İmam Hatip Liseleri”nde okutulmaktadır. Bu proje Millî Eğitim Bakanlığıyla ortak yürütülüyor. Bugüne kadar çok verimli neticeler alındı. Yurt dışı ziyaretlerimizde birçok yerde Türkiye’de TDV himayesinde (yatılı, burslu veya hem yatılı hem burslu) eğitimlerini tamamlayan mezun öğrenciler, yurt dışı ziyaretlerimizde birçok yerde bize mihmandarlık ve ev sahipliği yaptılar.

TDV’nin çok etkin ve verimli projeleri olduğu gibi, başlanamayan veya akim kalan projeleri de olmadı değil. “TDV Yayınları ve TDV Kitabevleri” Projesi de Türkiye’nin farklı illerinde etkin ve güzel bir proje oldu. Çay, kahve eşliğinde dostlarla buluşarak kitap merkezli muhabbet etme mekânları oldu.
TDV İslam Ansiklopedisi, TDV Radyoları, ‘Hediyem Kur’an Olsun’ başarılı projelerden sadece birkaçı.
Her projenin başarılı olduğunu söylemek mümkün değil. “Diyanet TV” düşüncesi güzel ama içerik zayıf, muhatabı çok dar bir kesim. Diyanet Çocuk TV’yi ayrı tutuyorum. “Hastane” girişimi de maalesef olumsuz sonuçlanmıştır. Üniversite girişiminin de başarılı olmadığı kanaatindeyim. Şöyle ki; asırlar boyu İslam dünyasına El Ezher Üniversitesi âlim yetiştirmiştir. Ne var ki malum darbe sonrası El Ezher Üniversitesi, darbecilerin günlük çıkar politikalarının kurbanı oldu. Ciddiyetini ve güvenilirliğini kaybetti. Şimdi bu vazife, yıllardır İslam âlemine hamilik yapan Türkiye’nin boynunun borcu diye düşünüyorum. Duyumlarımıza göre Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Prof. Dr. Mehmet Görmez de böyle düşünüyorlardı. “İslam Medeniyet Üniversitesi” adı altında bir uluslararası üniversite kurulması çok konuşuldu. Şu ana kadar böyle bir üniversite kurulamadı. TDV’nin “29 Mayıs Üniversitesi” Türkiye’deki sıradan üniversitelerden biri olmadan öteye geçemedi. Mehmet Görmez Hoca bu üniversiteyi İslam Üniversitesi yapmaya niyet ettiyse de bu, niyetten öteye geçemedi.
TDV’nin başka ülkelerde de okulları var. Azerbaycan, Romanya, Somali, Bulgaristan, Kırgızistan, Pakistan ve Haiti’deki okullar ilk aklıma gelenler. Maalesef bu okulların bir standardı yok. Bakü Türk Lisesi’nin akademik başarısı yüksek fakat millî ve manevi duyarlılık zayıf. Kırgızistan İmam Hatip Lisesi, zor şartlar altında ciddi bir eğitim yapıyor. Kırgızistan İlahiyat Fakültesi de öyle.

Bakü’ye harika bir cami yaptırmışız, “Bakü Şehitlik Cami.” Gelin görün ki cemaatle namaz kılmak yasak. Ayasofya’nın eski hali gibi. İnternet aramalarında 2016 yılında ibadete açıldığı yazılı. Bu açılış ziyarete açılmadır. Biz 2017’de gittiğimizde ezan okunuyordu ama cemaatle namaz kılmak yasaktı. İki milyon nüfuslu Bakü’de namaz kılacak cami bulmakta zorlanıyorsunuz. Günümüzün kardeş Azerbaycan’ı ne yazık ki Türkiye’nin İnönü dönemi gibidir. Kardeş Azerbaycan bunu hak etmiyor diye düşünüyorum, inşallah karar vericiler bu yanlıştan bir an önce vazgeçerler ve cemaatle namaza başlanır.
Yazmakta tereddüt ettiğim bir husus daha var; o da “hizmet araçlarının makam aracı olarak kullanılması.” Belki bir yanlıştan dönülür ümidiyle yazmaya karar verdim. Camilerde israf anlatan müftülerimizin maalesef birçoğu sadece israf değil istismar da yapıyorlar. İl ve ilçe müftülerimizin hizmet araçları umumiyetle Diyanet Vakfı’na ait. Neredeyse tüm müftülerimiz aynı zamanda TDV şube temsilcisi. Müftülerimiz bindikleri araçların “hizmet aracı” olduğunu çok iyi bilirler. Ne demek bu? Görev gereği bir hizmet varsa yirmi dört saat bu aracı kullanabilirler. Görev gereği hizmet yoksa işe gidip gelmek, pazara gitmek, tatile gitmek, eş ve çocukları gezdirmek için bu araçları kullanamazlar. Müftülerin araçları makam aracı değildir. Hocalarımızın sözlerinin tesirinin az olmasının en büyük sebebi, bu ve benzer dikkatsizlikler olsa gerektir.
Hiç uygulamaya konmayan veya konulamayan projeler de oldu. Bunlardan biri “Hafız Yetiştirme” projemizdi. Bu projeyle ilgili bize görev verilmiş olmasına rağmen haftalarca yaptığımız hazırlığımız dinlenmedi. TDV ve MEB ile ortak yürütülecek, öğrencileri akran gruplarından ayırmadan ve yaşlarının gereği oyunlardan da kopartmadan okul ve hafızlığı birlikte yürütme teklifimiz vardı. Geçmişte yapılan hafız yetiştirme usullerinde çocuklar hem örgün eğitimden hem de belki de daha önemlisi akranlarıyla oynaması gereken oyunlardan tecrit ediliyordu. Bu da örgün eğitimde akranlarının en az iki yıl, bazen üç yıl gerisinde kalmak; aynı sınıfta okuduğu çocuklardan da birkaç yaş büyük ve iri yapılı gözükmek; tam gelişme çağındaki çocukların psikolojilerine olumsuz etki yapıyordu. Böyle olmaması için Millî Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında bir protokol yapılarak hafızlık yapacak çocukların örgün eğitimden kopartılmadan yarım gün okula, yarım gün Kur’an Kursu’na devam etmeleri, isteyenlere Diyanet tarafından pansiyon imkânı verilmesi ve sosyal etkinliklerden, bilhassa akranlarından kopartılmaması öngörülmüştü. O gün bizi dinlememiş olsalar da buna benzer uygulamaların daha sonra başlamış olması güzel bir adım.
“Üstün Zekâlı Çocukların Eğitimi” Projesi: Üzülerek ifade ediyorum, bazı eğitim uygulamalarında hâlâ Osmanlı’nın gerisindeyiz. Enderun Mektebi’ni örnek alan Amerikalı, slikon vadisini kuruyor. Avrupa’da bilhassa İngiltere’de benzer çalışmalar var. Maalesef ülkemizde IQ seviyesi yüksek çocukların toplandığı BİLSEM’ler, Üsküdar ARGEM ve birkaç özel teşebbüs olsa da üstün yetenekli çocuklarımızın birçoğu değişik vesilelerle yurt dışına gidiyor veya burs vaadiyle kaçırılıyor. Bu konudaki projemiz de hevesten öteye geçemedi.
“Özel TDV Okulları” Projesi: 1994 yılında kurulan İzmir Bornova Koleji ilk olmuş ama geçen otuz yılda ikincisi olmamış. Bir de TDV’nin rengini taşımayan, ismini kullanmaktan dahi çekinen okulların sayısı çoğalsa ne olacak ki? Maalesef bu ülkede birçok alanda Müslümanlar sevap kazanmak için, insanlara hizmet etme düşüncesiyle kurumsallaştılar. Dernekler, vakıflar hatta şirketler kurdular. Daha sonra da kurdukları müesseseleri yaşatmak için dinlerinden keserek yamalar yapmaya başladılar. Kurumlardaki yamalar büyüdükçe müdafi olduğumuz davamız küçüldü. Ne yazık ki siyasi hareketler de bundan yeterince nasibini aldı.
Nihayet Mütevelli Heyet Üyesi Ahmet Akça’nın gayretleriyle Ankara’da satın alınan bir okulla sayı iki olabildi. Hâlbuki Türkiye’nin dört bir tarafında TDV OKULLARI açılabilir. Buralardan memleketin hatta İslam dünyasının ihtiyacı olan gençler yetiştirilebilirdi. Ahmet Akça’ya fırsat verilmiş olsaydı bu proje hayata geçmek üzereydi.
“İslam Medeniyet Üniversitesi” Projesi: Yazımızın üst kısmınca değindiğimiz bu husus benim gibi çoğu kimsenin hayali iken nedense bir türlü somutlaşmadı. O yılların Kayseri Müftüsü Prof. Dr. Şahin Güven, “Böyle bir üniversitenin Kayseri’de kurulmasının düşünülmesi halinde Kayseri halkı maddi tüm yükü üstlenecektir, ben bu hususta taahhütte bulunuyorum” diye alenen açık çek vermesine rağmen “İstanbul, böyle bir üniversite için daha uygundur” düşüncesiyle teklif değerlendirilmedi.
“Camilerden Para Toplamama” Projesi: Her Cuma camilerden para toplanması Müslümanların ve camilerin vakarına gölge düşürüyor. Cemaatte güven zafiyetine sebep olduğu için de yeterince yardım toplanamıyor. Her nedense yıllardır karton kutulara ve naylon leğenlere para toplamaktan bir türlü vazgeçmedik. Bazı yardım kuruluşlarının yaptığı gibi GSM şirketleri aracılığıyla yardım talep edilebileceği gibi camilerin önüne elektronik kumbaralar konulabilir. Köşe başlarında meşrubat otomatları mantığıyla aldığı para karşılığında hayır sahibine anında makbuz verilebilir. Cami gönüllülerine cami dernekleri üzerinden aidat sistemi uygulanabilir.
“Vekâletle Kurban” Projesi: Halkın güvenini kazanan TDV, yurt dışında beş yüz bini aşkın vekâletle kurban kesiyor. Daha doğrusu kestiriyor. Yine üzülerek beyan ediyorum, bunun da bir standardı yok. Kurbanlar o ülkelerdeki paydaş dernek ve vakıflar eliyle kestiriliyor. Ne var ki hayvanların alımı, kesimi, dağıtımı çok eski usullerle yapılıyor. Kurbanlar entegre tesislerde kesilse, parçalanıp paketlense ve şoklanıp bayramdan iki hafta sonra belirlenen isim ve adreslere teslimatı yapılsa çok daha güzel olur kanaatindeyim. Bunu çok güzel yapan bazı kurumlar var.
Kim bilir daha ne tür projelere ihtiyaç var. Bir o kadar da projeleri önemseyen idarecilere ihtiyaç olduğu kesin. Gençlerin hayalleriyle ihtiyarların tecrübelerini birleştirilerek yeni projelerin hayat bulmasını temenni ediyorum.
