Bizimle İletişime Geçin

Söyleşi

Yarım Kalmışlık Sızısı Yazıyla Hemhâl Ediyor

Mehmet Aycı, Çağdaş Türk Edebiyatı’nın en velut kalemlerinden birisi. Yazmaya başlaması, yazıyla kurduğu ünsiyet ortaokul yıllarına kadar gitse de son otuz yılda dergilerde yoğun olarak yazan bir isim olarak tanıdı Türk okuru onu. Edebiyatın bir çok türünde ve alanında eserler veren Mehmet Aycı ile yazı macerasını, dergileri, Ankara’yı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı biyografik olarak anlatan son kitabı ‘Benzemez Kimse Sana’yı konuştuk.

EKLENDİ

:

Selçuk Azmanoğlu
Photo: Selçuk Azmanoğlu

Mehmet Aycı ismini okur 30 yıldır birçok mecrada görüyor. Başlangıca gidelim, nasıl başladı kitapla ilişkiniz?

Dedemin adı Mehmet. Babamın da. Benim de. Aile Aycılar olarak biliniyor. Dedem Aycı Hoca 1936’da göçmüş, babaannem babama hamileymiş. Birkaç sandık kitabı varmış. Kitaplar mahzun kalmasın, mahsur kalmasın diye okuma yazma bilenlerle dağıtmışlar. Onlardan kalan olmamış.

Dedem hangi kitapları okudu acaba, buradan başlıyor biraz kitaba ilgim. Yine de ağabeyimin kitapları vardı evde ders kitapları dışında. Şimdi bile bulsam bakasım gelir o ders kitaplarına.

İlk gençliğinizde okuyup yazma, daha ötesi onun gibi yazma iştiyakını sizde ilk tetikleyen yazarlar/şairler kimlerdi?

İlk gençlik? Orta mektepte başarılı ve sosyal bir talebeydim. Şiir ve kompozisyon yarışmalarında okulun yüz akı olan bir talebe… Para pul ne gezer? Kitap verirlerdi ödül niyetine. Haşim’i ve Akif’i daha orta ikide tanıdım, ödülüm olan kitaplardan. Unutmuyorum, şimdi çok basit geliyor ama, o ödül kitaplardan biri de İntibah’tı. Bunlardan ne ölçüde etkilendim, ben de kestiremiyorum. Ama Karacaoğlan ve Dadaloğlu’ndan kesin etkilendim. Kitaplarını okumadan önce. Şifahi olarak tabii.

Bir de okulun kütüphanesinden Kemalettin Tuğcu’dan Sait Faik’e, Peyami Safa’dan Reşat Nuri’ye pek çok yazarın kitabını okudum. Şimdi bir kütüphane evim var, ne zaman odaları dolaşsam gözüm ilk göz ağrım olan kitapları arıyor. Unutmadan söyleyeyim, bir de pilli kol saati ödülü vermişlerdi o yarışmalardan birinde. İlk saatim. En azından kitaptan daha pahalıydı o zamanlar.

Ve ilk yazı… Neydi ve neler hissettirdi?

Ahmet Rasim’in ilk yazısının yayımlanmasını anlattığı bir yazısı var. “Muharrir Bu Ya” kitabında olması lazım. Onu okuduğumda yahu ben bunları orta mektep ikide yaşamıştım, dedim, kendi kendime. Yeni Hürsöz Gazetesi çıkardı Kozan’da, haftalık. Orada her hafta bir şiirim intişar ederdi. Ne güzel.

Cuma günü okuldan çıkınca gazeteye uğrar, artık ezberimde olan şiirimi defalarca okurdum. Size ait olan bir metnin harfe işarete bürünüp Mehmet Aycı ismiyle görünmesi efsunlu bir haz verirdi. Şimdi azıcığını bile duymuyorum o hazzın, duyamıyorum.

90 kuşağının İkinci Yeniyi aşan tarafı var

Yazı yayımlamaya 90’larda başlıyorsunuz. Ben 90’ları çok önemsiyorum. Çok doğurgan ve arayışlarla dolu bir dönem. 90’larda edebiyat ve yazı ortamı nasıldı?

Doksanlar, evet, alabildiğine dinamik bir dönem. Benim kuşağım.

Özellikle şiirde 90 kuşağının İkinci Yeni’yi de aşan bir tarafı var.

Bu konu da yazılmadı henüz.  Şiiriyle, şiire dair kuramsal metinleriyle, yol açma çabalarıyla, söyleyiş zenginliğiyle, heyecanıyla, dünyaya ilgisiyle, eskileri anlama ve aşma gayretleriyle 90 Kuşağı çok özel bir kuşak. Şimdi bile varsa bir edebi hareket 90 Kuşağı mensuplarının hareketlendirmesi bu.

Adanalısınız. Ardından Eskişehir ve sonra Ankara. Mehmet Aycı’nın şehri hangisi? Siz kendinizi nereye ait hissediyorsunuz?

Daha çok Ankara’ya. Pek çok nedeni var. Yine de şehir kimliği taşıyan her şehre, şimdilerde kasaba olsa bile bir sevgim, bir ilgim var. Kırktan fazla ülkeye gittim. İkinci günden itibaren Türkiye’yi çok özlüyorum. Türkiye’nin hemen her şehrine gittim, ikinci günden itibaren Ankara’yı çok özlüyorum. Kendimce izahı var bunun. İzah edemediğim tarafları da var. Kemalistlerin de İslamcıların da Ankara’ya bakışı sorunlu. İki kesim de hep aynı gerekçelerle Ankara’yı sevdi veya sevmedi. “İki cihan arasında” olduğunu idrak etmek bile sevmeye fazlasıyla yeter. Canım Ankara! Onları sen doğurursun ve seni beğenmezler.

Ankara 90’larda çok kimsenin fark etmediği kadar kültürel açıdan yoğun bir yer. O ortamı nasıl tasvir edersiniz?

Tasvir benim işim değil ama edeyim: Bir bozkır yeşermesi! İkinci Yeni, Türk Şiirini Ankara’dan nasıl yeşertmişse öyle bir şey. Bahçede herkes vardı ve bozkır, bahçe olmuştu.

Mehmet Aycı ve demiryolları. Nedir bu bağlantının altında yatan?

Meslekten ve meşrepten. Meslekten, çünkü okulunda okudum. Meşrepten çünkü, Türk Modernleşmesine dair kafa yoran kim varsa demiryollarına ilgi duymaması mümkün değil.

Siz dergici yazarlardansınız. Sanırım sizin kadar geniş bir dergi yelpazesinde görünen/yazan edebiyatçı azdır. Nasıl oldu bu?

Benden yazı isteyen, şiir isteyen hiçbir dergiyi geri çevirmedim. Her çıkan dergiden heyecan duydum. Dergilerden izledim edebiyatın seyrini çokça. Dostluklar edindim. Bundandır.

Kütüphaneye çekilmek iyi de hayattan koparsınız

Köşesine gömülüp yazılarıyla ara ara görünen bir kalem değilsiniz. Sosyal, etkin, canlı ve hayatın hep içindesiniz. Bir mizaç meselesi mi, yoksa edebî bir tavır mı?

İkisi de. Kütüphaneye çekilmek iyi de hayattan koparsınız o zaman. Sokakta kalmak iyi de ya kütüphane ne olacak. İçinde insan yoksa insanın hâlleri yoksa yazarın kendi dönemine tanıklığı yoksa o edebiyat kana karışır mı?

Karakoç ve Özel ile çağdaş olmak insanı gönendiriyor

“İyi ki yetişip tanımışım” ve “Keşke tanısaydım” dediğiniz kalemler kimler?

Keşke tanımasaydım dediğim yok.

İsmet Özel ve Sezai Karakoç’la aynı çağda yaşamak insanı gönendiren bir şey, Allah’a hamdolsun.

Bütün dostlarımdan memnunum. En cimrisinden, en yeteneksizinden, en sıradanından bile. İyi bir şey bu. Hepsini çok seviyorum. Bana kin tutanlar varsa, rahat olsunlar, kin tutamıyorum onlara. Türkçenin gözünü seveyim, nasıl da bağlıyor bizi birbirimize. Selamı bile.

Kalemin yüzünü ekşitecek kişileri yazmadım.

Sadece edebiyatçı değil, bazı bakımlardan canlı bir edebiyat tanığısınız. Portreler yazdınız ve çok canlılar. Bu mecraya yönelmenizin sebepleri nedir?

Söz vermiştim kendi kendime. Tanıdıklarımı yazdım, üç yüzden fazla ahbabımı… Sağlıklarında “iyi bilirim” dedim onlar için. Benim şahitliğim. Bir de bizde portre edebiyatı hatırayla ve biyografik malzemeyle malul. Bu tuzağa düşmeden, sahiden bir portre çizeri, bir portre ressamı gibi yazdım o portreleri. Sevdiklerimi yazdım.

Kalemin yüzü ekşiyecekse bir kişiyi yazarken, yazmadım onu.

Yarım kalmışlık sızısı yazıyla hemhâl ediyor

Yazmayı çok istediğiniz ‘o büyük kitap’ diye bir hayaliniz var mı?

O büyük şiir… Zaten o hayal bize bunca şeyi yazdırdı ya. Hep eksiklik, hep yetmemişlik, hep yarım kalmışlık sızısı yok mu içinizde, o sızı hiç dinmediği için yazıyla bunca hemhâl oluyoruz.

İyi ki yazmışım dediğiniz kitap/lar hangisi?

Hepsi. Özellikle portre kitaplarım ve şiir kitaplarımın tamamı.

Taşra ve İstanbul Ankara’dan daha siyasi

Siyasetin bu denli yoğun olduğu Ankara’da edebiyatçı olarak var olmak nasıl bir şey sizce?

Ne kadar yoğun olursam olayım, eve geldiğimde, vakit ne kadar geç olursa olsun, odama çekildim, birkaç satır yazdım, birkaç sayfa okudum. Yoksa kaybolurdum. Taşra ve İstanbul Ankara’dan daha siyasi ve daha siyasetçi kaldı ki. Ankara’nın adı çıkmasın!


Son kitabınız Tayyip Erdoğan’ı ele alıyor: Benzemez Kimse Sana. Kitap nasıl bir ihtiyaçtan doğdu ve sizdeki Erdoğan imgesi neye tekabül ediyor?

Bir model portre denemesi. Bizim portre edebiyatımızda maalesef siyasi portre de yok denecek kadar az. Yahya Kemal’in yakındığı gibi, yazmamışız. Az yazmışız, kötü yazmışız.

Ben Erdoğan döneminde yaşıyorum, yazdım. Keşke Gazi de İnönü de diğerleri de yazılsaydı. İhtiyacın ötesinde bir şey bu. Bundan 50 yıl sonra Erdoğan nasıl bir insandı, nasıl bir liderdi diye merak edenler bu kitaba bakacaklar. Erdoğan özelliğinde bizim geçmiş liderlerimiz arasında da dünyada da bir başka isim yok. Çok özel, nevi şahsına münhasır bir lider karakteri.

Üniversitelerin Tarih ve Edebiyat bölümlerinde mutlaka biyografi yazarlığı dersi olmalı. Seçmeli de değil, zorunlu. Binlerce biyografisi yazılacak insan var. Portre metninden vazgeçtik, en azından biyografi olmalı.

Tezgahta ne tür çalışmalar var?

Bir şiir kitabı var. Bir de Türk At Kültürü Sözlüğü.

 

 

 

Okumaya Devam Et...

Söyleşi

Evsizlerin Hâmisi Emin Kır Hoca

Bir tevafuk eseri İstanbul Eyüp Müftülüğüne bağlı Hz Kaab Camii’nin faaliyetlerinden haberdar oldum. Yapılan çalışmalar önemli bir yaraya merhem oluyordu. Marifet iltifata tabidir sözü uyarınca broşürdeki irtibat numarasını aradım ve bu yazıya konu olan Emin Kır Hoca ile tanıştım. Tanışmadan sonra yaptığı çalışmanın örnek teşkil etmesi açısından yazıya dökme arzumu iletince Emin Hoca “Bu çalışmayı her yere yayabilsek keşke” diyerek memnuniyetini izhar etti. Emin Kır Hoca 1965 Trabzon/Araklı doğumlu. İlkokulu memleketinde okuduktan sonra ortaokul ve İmam Hatip Lisesini Eyüp Sultanda okumuş. Otuz dört senedir Eyüp Müftülüğüne bağlı camilerde görev yapan Emin Hoca 2006 yılından beri Hz. Kaab Camii’nde görev yapıyor. Cami sahabe-i Kiramdan Kaab b. Malik Hazretlerinin türbesi yanına yapılmış.

EKLENDİ

:

Bir tevafuk eseri İstanbul Eyüp Müftülüğüne bağlı Hz Kaab Camii’nin faaliyetlerinden haberdar oldum. Yapılan çalışmalar önemli bir yaraya merhem oluyordu. Marifet iltifata tabidir sözü uyarınca broşürdeki irtibat numarasını aradım ve bu yazıya konu olan Emin Kır Hoca ile tanıştım.

Tanışmadan sonra yaptığı çalışmanın örnek teşkil etmesi açısından yazıya dökme arzumu iletince Emin Hoca “Bu çalışmayı her yere yayabilsek keşke” diyerek memnuniyetini izhar etti.

Emin Kır Hoca 1965 Trabzon/Araklı doğumlu. İlkokulu memleketinde okuduktan sonra ortaokul ve İmam Hatip Lisesini Eyüp Sultanda okumuş. Otuz dört senedir Eyüp Müftülüğüne bağlı camilerde görev yapan Emin Hoca 2006 yılından beri Hz. Kaab Camii’nde görev yapıyor. Cami sahabe-i Kiramdan Kaab b. Malik Hazretlerinin türbesi yanına yapılmış…

Ebu Eyyub el-Ensarî ve diğer pek çok sahabe gibi Hz Kaab (ra) da Rasulullah’ın müjdesine nail olmak arzusuyla Konstantiniye surları dibinde şehit düşmüş. Türbe ve Cami surların hemen yanı başında Haliç köprüsünün yanında altı dönümlük bir alanda yer alıyor.

Okuduğum broşürde Hz.Kaab Camii’nde;

-Sokakta kalan kimsesiz vatandaşlarımız için kış aylarında barınma yeri olduğu,

-Sabah-akşam çorba ve çay ikramı yapıldığı,

-Ailesi ile barışmak, buluşmak isteyenlere yardımcı olunduğu,

-Evsizler için sıcak su, banyo ve çamaşır imkânı olduğu yazıyordu…

Emin Hocayla bu güzel hizmetleri üzerine küçük bir sohbet gerçekleştirdik.

Sevgili hocam “Kıldır beşi al maaşı” demek yerine sizi böyle hayırlı hizmetleri yapmaya iten sebep nedir, nasıl başladınız?

Camimiz surların dibinde olduğundan madde bağımlısı insanların uyuşturucu içtikleri, sarhoşların bol olduğu bir yerdi burası. Camiye gidip gelirken korkuyordum. Zaman zaman önümü kesip benden para istiyorlardı. Ben de bir- iki lira veriyordum.

Daha sonra bunlara –Camide size sıcak çorba, çay yapayım içer misiniz? deyince memnuniyetle kabul ettiler. Böylece iletişime geçmiş olduk…

Artık bu bağımlı, evsiz gençler etrafımda toplanmaya başladılar. Birbirlerine haber verdikçe etrafımızdaki halka genişliyordu. Böylece güvenlerini kazandım, dostluk kurduk, artık birbirimize önyargısız bakıyorduk. İşte bu olay hizmetlerimizin başlamasına vesile oldu.

Çok güzel bir başlangıç olmuş Hocam Allah sizden razı olsun.

Camide Her gün sabah- Akşam Çorba ikramınız oluyor değil mi?

Evet, Cami avlusunda oluşturduğumuz mekânda sabah ve akşam sıcak çorba ikram ediyoruz. Bunun yanında çayımız da oluyor.

İstanbul Eyüp Müftülüğüne bağlı Hz Kaab Camii

Ama benim asıl dikkatimi çeken barınma ve banyo hizmetiniz oldu?

Hocam zaten çayı çorbayı herkes veriyor, sokakta kalan insan için asıl önemli olan kış gününde başını sokacak, banyosunu yapabileceği bir yer. Biz camimizin altında yirmi kişinin kalabileceği bir misafirhane oluşturduk.

Ayrıca Haftada üç gün banyo imkânı sağlıyoruz, sabah dokuzdan akşam yediye kadar…

Herkes için Havlu, iç çamaşırı, çorap ve temizlik malzemesinin içinde olduğu birer temizlik setimiz var bunlar da bizim hediyemiz oluyor. Günde en az yirmi kişi banyo hizmetinden faydalanıyor.

Sadece sokakta yaşayanlar mı, yoksa iş için İstanbul’a gelmiş kalacak yeri olmayanlar da kalabiliyor mu misafirhanede?

Tabii ki hocam, otuz güne kadar kalabiliyorlar, hatta iş bulunca ilk maaşlarını alıncaya kadar bir ay daha misafir ediyoruz.

Bir de bizim buyuru panomuz var, iş bulmak için gelenlerin bilgilerini, mesleklerini, orada paylaşıyoruz, Cumaya camimize gelen işverenler zaman zaman bunların içinden kendilerine lazım olan elemanı da seçebiliyor.

Maşallah İş-Kur gibi de çalışıyorsunuz

Hocam İslam’da cami böyle olmalı esasında, sadece namaz kıl vaaz dinle, git olmamalı…

Hizmetlerinize çevreden destek geliyor mu hocam?

Elbette, bizim hizmetlerimizi duyanlar, hayırseverler destek oluyor, Allah onlardan razı olsun. Hatta Eyüp sultana ziyarete gelen bazı hanımlar biz de yemek yapalım getirelim diyorlar. Ben de pasta börek yapın getirin, hatta kendi ellerinizle dağıtın burada diyorum..

Yaşadığınız ilginç hatıralarınız vardır, bizimle paylaşabilir misiniz?

Bizim aylık kumanya dağıttığımız ailelerimiz de var… Bir abla kumanya paketini almış metrobüse doğru giderken yolda bıçaklı bir kapkaççı önünü kesmiş elindeki paketi almaya çalışınca Hanımefendi “Erzak paketini aşağıdaki camiden aldım git sen de oradan iste!” deyince,  kapkaççı vatandaş onu bırakıyor ve “Emin Hoca’nın camisi o, hoca bize çorba ikram ediyor, güler yüz gösteriyor” diye bize minnettarlığından kapkaç yapmaktan vazgeçtiği gibi hanımefendiye yardım edip metrobüse kadar paketini taşıyor. Bu ilginç hadise de insanlara güler yüzle davranmamızın önemi açısından önemli bence.

Bir de hocam Geçenlerde bir genç geldi, cezaevinden çıkmış, uyuşturucu kullanmış, bir haftadır uykusuz vaziyette misafir haneye aldık iki gün uyudu. Bu arada biz Kaymakamlık, ilçe emniyet ve ilçe sağlık müdürlüğüyle koordineli çalışıyoruz. Polisler her gün gelip burada GBT yaparlar, kaçak falan var mı diye. Geçen sabah kimliği olmadığı için bu genci almak istedi polisler, genç misafirhaneden çıktığı gibi benim yanıma geldi. “Ben sizinle gelmiyorum, İmam abiye geldim ben, o beni bu illetten kurtaracak dedi. Aldım kaymakamlığa götürdüm, kimlik tespiti ve kimlik çıkarma işlemlerini yaptım. İnşallah AMATEM’e götürüp tedavisine başlatacağız.

Ailesi ile barışmak, buluşmak isteyenlere de yardımcı olduğunuzu öğrendik. İstanbul’un her yerinden size geliyorlar mı?

Bir vatandaşımız bize başvurduğu zaman öncelikle hangi ilçede ikamet ediyorsa o ilçenin müftülüğünü arayarak, oradaki Dînî Rehberlik Bürosuna yönlendiriyoruz. Geçenlerde eşiyle problemi olan bir kardeşimiz bizi duymuş, geldi. Bu vatandaş eşini öldürmek için pusuya yatmış. İlgilendik, yapma etme, sana bir iş buluruz, sorunlarını çözeriz dedik. Bir hafta misafir ettik, sohbet ettik vazgeçirdik. Şimdi duyuru panomuza ismini, vasfını yazdık, inşallah iş de bulacağız.

Allah sizden razı olsun hocam, siz ilgilenmeseniz az ilerinizde kiliseler var, belki bu gençler üç-beş kuruş yardım karşılığında dinlerini değiştirecekler. Siz İmamlığın sadece namaz kıldırmak ve vaaz etmekten ibaret olmadığını bize gösterdiniz. Rabbim toplumun derdiyle dertlenip yarasına merhem olmaya çalışan imamlarımızın sayısını artırsın.

Hizmetleriniz daim olsun hocam…

Okumaya Devam Et...

Söyleşi

25/Sorgusuz Sual- Ömer Aksoy/Öğretmen

1965 yılında Trabzon da doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi Trabzon İmam Hatip Lisesinde okudu. İlahiyat Fakültesi’nden mezun olan Aksoy, lisans eğitiminin ilk iki yılını Erzurum’da; son iki yılında Bursa’da okudu. Öğretmen ve idareci olarak Mardin, Bayburt ve Türkmenistan’da görev yaptı. Halen Trabzon ‘da öğretmenliğe idareci olarak devam eden Ömer Aksoy’a göre sevginin tanımı ”Masum İlkokul aşkları” şeklinde oldu.

EKLENDİ

:

1-  Sizi çarpan ilk kitap?

Huzur Sokağı- Şule Yüksel Şenler.

2- Yayımlanmış kitaplardan birini siz yazmış olacaksınız, hangi kitap?

Safahat- Mehmet Akif Ersoy.

3- Yaşamayan/yaşayan bir yazar veya şairle bir gününüz var. Kimi seçtiniz?

Mehmet Akif Ersoy.

 4- Şiir mi, düzyazı mı?

Şiir tabii ki.

5-  İzlemelere doyamadığınız film?

Aamir Khan- Dangal.

 6- Dizi, film, belgesel?

Dizi.

7- Sizi en çok ne üzer?

Yapmadığım bir şeyle itham edilmek.

8- Ruhunuzda derin iz bırakan şarkı?

Dünyada ölümden başkası yalan- Candan Erçetin. 

9- Yaşamak/ölmek istediğiniz şehir?

Bursa.

10- Hayattaki en önemli üç kavram?

Sevgi-Umut-Yardımlaşma.

11- Günlük hayatta kullanmayı en çok sevdiğiniz kelime?

Hikaye…

12- Nefret ettiğiniz kelime?

Yalancı.

13- Başarı sizce nedir?

Hedefi için çaba göstermek.

14- Ne olmadan yaşayamazsınız?

Kitaplarım.

15- İlk aldığınız hediye neydi, kimdendi?

Bir kurşun kalem. İlkokul öğretmenim Ali Haydar İslam ‘dan.

16- Hangi gün unutulmazınız?

Erzurum İlahiyatta Hazırlık sınıfı muafiyet sınavını kazandığımı panoda gördüğüm gün.

17- Facebook/İnstagram/Twitter güne başlarken ve günü kapatırken hangisini kullanıyorsunuz?

Facebook.

18- Sizce çocukluk?

Köyde sığır çobanlığı.

19- Sevgi neydi?

Masum İlkokul aşkları.

20- Yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey?

Eşimle birlikte hac yolculuğu.

21- Bir gece uyuyorsunuz sabah bir lisanı ana dil akıcılığında konuşma yetisine sahipsiniz. Hangi dil?

Fransızca.

22- Dilediğiniz bir dönemde yaşayacaksınız. Hangi dönem?

Gün bu gündür.

23- ‘Şimdiki aklım olsa’ diye başlayan cümleyi nasıl tamamlarsınız?

Fırsat eldeyken daha çok yer gezerdim.

24- Annenize ve babanıza çok isteyip de kuramadığınız cümle ne olur?

Bu konuda haklı olduğumu bildiğiniz halde niçin söyleyemezsiniz.

25- Sizce ‘insaniyet’?

Bir büyük köy olan dünya hepimize yeter birbirimizin haklarına riayet edelim: Merhamet…

Okumaya Devam Et...

Söyleşi

25/Sorgusuz Sual-Kürşat Dulkadir/Daire Başkanı

1979 yılı Malatya doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Malatya’ da bitirdi. Lisans öğrenimini Sütçü İmam Üniversitesi Kimya bölümünde, yüksek lisansını Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesinde tamamladı. Yaklaşık 16 yıllık Tokat mesaisinde 4 yıl öğretmenlik 12 yıl çeşitli kademelerde idarecilik yaptı. 2019 yılında Özel Eğitim ve Rehbelik Hizmetleri Genel Müdürlüğüne ‘Daire Başkanı’ olarak atandı. Evli, bir erkek bir kız çocuğu bulunmaktadır. Kürşat Dulkadir’in aldığı ilk hediye tuttuğu oruca karşılık yengesinin kendisini sırt üstünde mahallede gezdirmesi oluyor.

EKLENDİ

:

1- Sizi çarpan ilk kitap?

Âmâk-ı Hayâl.

2- Yayımlanmış kitaplardan birini siz yazmış olacaksınız, hangi kitap?

Kürk Mantolu Madonna.

3- Yaşamayan/yaşayan bir yazar veya şairle bir gününüz var. Kimi seçtiniz?

Mitat Enç.

4- Şiir mi, düzyazı mı?

Düzyazı. Ayrıntılı anlatmayı severim.

 5- İzlemelere doyamadığınız film?

Akıl Oyunları.

6- Dizi, film, belgesel?

Film, bazen kurgu bazen gerçek ama ufku geniş filmler

7- Sizi en çok ne üzer?

Çaresiz kalmak, çözüm bulamamak, hele de sevdiğin biri için.

 8- Ruhunuzda derin iz bırakan şarkı?

Yüksek Ayvanlarda Bülbüller Öter. Bağda bahçede çalışırken babam mırıldanırdı.

9- Yaşamak/ölmek istediğiniz şehir?

Malatya/Malatya.

10- Hayattaki en önemli üç kavram?

İman, Çocuk, Haysiyet.

11- Günlük hayatta kullanmayı en çok sevdiğiniz kelime?

İnşallah.

12- Hoşlanmadığınız bir kelime?

“Bana ne” ne kötü kelime.

13- Başarı sizce nedir?

İnsanın hayata geliş gayesini yerine getirmesidir başarı.

14- Ne olmadan yaşayamazsınız?

Aile, akraba, dost, ahbap, arkadaşlar…

15- İlk aldığınız hediye neydi, kimdendi?

Hatırladığım ve unutamadığım ilk hediyem büyük yengemden. İlk tuttuğum oruca karşılık sırt üstünde mahalle gezisi.

16- Hangi gün unutulmazınız?

Oğlum Göktürk’ün dünyaya geldiği gün. Aynı günde her an birbirini kovalayan o heyecanı, korkuyu, sevinci unutamam.

17- Facebook/İnstagram/Twitter güne başlarken ve günü kapatırken hangisini kullanıyorsunuz?

Günü kapatırken twittera bakarım. Diğerlerini pek kullanmam.

18- Sizce çocukluk?

Her daim keşke diye iç geçirdiğim, huzur, saflık, kaygısızlık.

19- Sevgi neydi?

Babamın “Vay! Allah’ına kurban” demesiydi sevgi.

20- Yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey?

Bir üniversitenin bir fakültesinin dekanına “Haksızlık yapıyorsunuz!” diyemedim hala uhdedir içimde, sonra hoca vefat etti.

 21- Bir gece uyuyorsunuz sabah bir lisanı ana dil akıcılığında konuşma yetisine sahipsiniz. Hangi dil?

Ne yazık ki İngilizce.

 22- Dilediğiniz bir dönemde yaşayacaksınız. Hangi dönem?

Soyadımdan dolayı Osmanlı-Yavuz dönemi.

23- ‘Şimdiki aklım olsa’ diye başlayan cümleyi nasıl tamamlarsınız?

Üzüldüğüm bir çok şeye üzülmezdim.

24-  Annenize ve babanıza çok isteyip de kuramadığınız cümle ne olur?

Ben hala sizin küçük oğlunuzum.

25- Sizce ‘insaniyet’?

Bazen yola fırlayacak kediyi korkutmaktır geri kaçsın diye, bazen fırçayı yiyeceğini bile bile uyarmaktır arkadaşını, amirini, memurunu, büyüğünü, küçüğünü, bazen bir film seyrederken ağlamaktır acılı babaya, anneye… Doğru sözdür, merhamettir, kararmamış kalptir insaniyet.

Okumaya Devam Et...

Çok Okunanlar