Bizimle İletişime Geçin

Kültür Sanat

Yitiksöz 13 (Ekim-Kasım 2022) Üzerine

“…Yitiksöz dergisi 13. sayısında Üstad Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören ve Fethi Gemuhluoğlu hakkında dosya konuları hazırlamış, okurunu bekliyor. Merhum Üstadlarımıza Rabbimden mağfiret niyaz eyleriz. Ruhlarına birer Fatiha hediye eyleyelim…” 

EKLENDİ

:

Yitiksöz, on üçüncü sayısıyla üçüncü yılına başladı.

Derginin Genel Yayın Yönetmeni Sayın Duran Boz, “Eylül Biraz da Hüzün Demektir”de okura şöyle seslenmekte: 

“On üçüncü sayımızla tüm dostlara merhaba diyoruz. Bir yandan yeni bir sayıyı hazırlıyoruz, diğer yandan sonbaharın cümle kapısı eylül ayını uğurluyoruz. Eylül biraz da hüzün demektir. Hüzünlüyüz; zira sanat ve düşünce dünyamızın öncüleri olan Nuri Pakdil ve Sezai Karakoç’u iki yıl arayla, bir sonbaharda, ebedî istirahatgâhlarına uğurladık. Çağdaş bir gönül ustası olan Fethi Gemuhluoğlu da bir sonbaharda aramızdan ayrılmıştı. Yakın zamanlarda ise derviş şair Mevlâna İdris Zengin’i, hemen ardından düşünce dünyamızın ve öykümüzün ufuk açıcı ismi Rasim Özdenören’i kaybettik. Eylül biraz da hüzün demektir evet. Şairin, yalnız hüznü vardır kalbi olanın dizesi böylesi zamanlarda daha bir anlam kazanıyor.

Bu sayımızda, öncülerimizi anarak edebî/düşünsel miraslarının yaşatılmasına, elimizden geldiğince, katkı sunmak istedik.”

Yitiksöz’e bu sayıda Âdem Turan, Nurettin Durman, Ali Sali, Yasin Mortaş, Suavi Kemal Yargıç, Ömer Yalçınova, Yunus Emre Altuntaş, İnci Okumuş, Cahit Küçük, Sıddıka Zeynep Bozkuş, Davut Güner, Erol Yılmaz, Mustafa Gök, Mehmet Akif Şahin, Ekrem Elmas, Sinem Bozhöyük, Vahdettin Oktay Beyazlı, Abdulhamit Tokgöz, Hacı Ahmet Sevgili, Süleyman Karaca, İbrahim Halil Kaya, Agâh Sayra, Mevlüt Kılınç, Burhan Sakallı, ve A. Ali Ural şiirleriyle katkıda bulunuyor. Burhan Sakallı “Aniden” adlı şiirinde okura iç dünyasına yönelmesi için çağrıda bulunuyor: 

Aniden

Şiir susar, ritim bozulur; bekleyen gelir aniden

Misafir gibi değil

Kalmak için değil

Yola çıkmaya gelmiş gibi aniden

Dem döner, devran döner

Hızır görünür uzaktan

Cümle âlem ismi İlyas olur

Aniden

Kırk saat yeniden kurulur

Nuh döner tufandan

Sakinleşir derya, göğsünde dünya durur

Meşe, kayın ve ardıç aziz olur

Aniden

Yalnızlığa da yalnızlık çöker

İnsan canı cam-ı cem içinde

İsmimiz okunur isimler içinde

Vakit olmaz şaşırmaya

Aniden

Lili gider, kili kalır dünyanın

Roza razıdır Mona’dan ve senden

Sırat kurulur, dünya acemi kalır

Ve insan ölerek yaşar

Aniden

Bu sayının öykücüleri; Nuhan Nebi Çam, Yunus Develi, Emrah Atiş, Emel Karagedik, Süheyla Karaca Hanönü, Ahmet Şevki Şakalar, Hasan Keklikçi, Tuğçe Öcal, Özay Erdem Recep Ayık ve Gülçin Yağmur Akbulut. Tuğçe Öcal “Çakıl Taşı”nda nesneler ve insanlar üzerinden yola çıkarak öyküsünü kuruyor: 

“Son zamanlarda doğal taşlara ve bu taşların haletiruhiye üzerindeki etkilerine merakı iyice arttı. Küçük bir el kitabı edindi, her gün farklı bir taşın dünyasında geziniyor. Doğal taşların hikâyesi çok eskilere milattan öncelere kadar gidiyor. Sadece takı ya da para olarak da kullanılmıyor üstelik. Birçok mimari yapıda süs için bulunduğu kadar, yapıları güçlendirmek için de bulunuyor.

İnsan ne renkse etrafını ona boyarmış ya, kimin özel bir günü varsa, kime hediye alınacaksa şifa olacağına inandığı bir taşı bulup getiriyor. Kızının boynunda üç tane kolyesi var. Bilekleridoğal taşlarla dolu. O da seviyor böyle şıkır şıkır gezmeyi. Kardeşi ne zaman görse “çocuğu dilek ağacına çevirdin” diye takılıyor. Kızı yaşından ötürü bu taşların diğerlerinden farklı olduğunun bilincinde değil. Sanıyor ki, annesinin yeryüzündeki bütün taşlara merakı var! Ne zaman dışarıya çıksalar mutlaka annesi için taş toplar. İrili ufaklı taşları önüne serip “hadi bunlardan sana da kolye yapalım” der bütün masumiyetiyle. Kendi için bir taş bulamadı henüz. İçinde sızım sızım sızlayan bu yaranın ne yerini ne sebebini keşfedemedi ki, şifasını arasın. Kızının kendisine getirdiği çakıl taşlarından şekli hoşuna gidenleri saklıyor şimdilik. Kız bugün ceplerini daha fazla taşla doldurmuş. Gani gönüllü bir çocuk. Yoldan geçen insanlara “bak bu taşı senin için aldım, sende böyle boynuna takabilirsin” diyor kendi kolyelerini göstererek. Bu dünyadan herkes nasibini alır. Boyunlarına takmazlarsa, bağırlarına bassınlar. Dedesinin çay içtiği esnada, masanın üzerine saçıverdi cebindeki bütün çakıl taşlarını. “İşte bunlar da sana ayırdıklarım” dedi. Dedesi bir avuca ne kadar taş sığarsa, o kadar taşı avuçladı ve gülümsedi. “Ben senin kadarken bizim oradaki sulama kanalının içinde yüzerdik. Bir başından girip diğer başından çıkmaya çalışırdık. Bazen de kim kanaldan daha çok taş çıkarak diye yarışlar yapardık.

Bizim mahallede bir çocuk vardı, İsmi Ömer. Onu kimse geçemezdi. Balık gibi yüzerdi” dedi. Hikâye pek dikkatini çekmedi küçük kızın. Dedesinin avcundaki ve masanın üzerindeki çakıl taşlarını yere saçtı. Yenilerini toplamaya başladı. Annesi “bize gösterdiğin o kanalda mı yüzüyordunuz” diye sordu çocuk masadan adım adım uzaklaşırken.”

Deneme, eleştiri, anı ve değerlendirme yazılarıyla katkı sağlayan isimler şunlar: Mehmet Narlı, Ali Galip Yener, Sema Noyan, Bedia Koçakoğlu, Ümral Deveci, Mehmet Akif Şahin, Erol Erdoğan, Enver Çapar, Şakir Kurtulmuş, Ekrem Elmas, Emel Aydın Özer, Sercan Ceylan, Ayşegül Özdoğan, Mehmet Aycı, Sinem Bozhöyük, Berna Uslu Kaya, Mustafa Köneçoğlu, Abdullah Harmancı, Ali Ömer Akbulut, Rahşan Tekşen, Hümeyra Yabar, Mustafa Kara, Erol Çetin, Vahdettin Oktay Beyazlı, Yaşar Ercan, Yaşar Şimşek, Ethem Erdoğan, Hüseyin Cömert, Merve Özgenli Çelik, Metin Kaplan, Şener Kötem, Ebru Özdemir, Erdoğan Muratoğlu ve Özlem Göktaş. Mustafa Kara Hoca, “Seher Yeli/Bayramlık” adlı yazısında bir gününü anlatıyor:

Seher Yeli/Bayramlık”

Aziz dost,

Ders usulümü biliyorsunuz. Müfredata çoğu zaman bağlı kalmam. Bazen dersle ilgili aktüel olaylar, bazen mübarek gün ve geceler doksan dakikayı alır götürür.

Alır götürür beni…

Öyle bir gündü. Günlerden Ramazan’dı. Seher, sihir ve sahuru anlatıyordum. Üçünün de aynı kökten geldiğini söyleyerek aralarında ilişki kuruyor konuyu biraz daha derinleştiriyordum ki arkalardan bir el kalktı, “soruları ben lafımı bitirdikten sonra soracaksınız” cümlemi söylemeye/hatırlatmaya fırsat vermeden “sahur o kökten değil hocam” dedi. Öyle ya o kadar Arapça biliyordu. Bir şey söylemeliydi. O kökten olmamalıydı. Bendeniz ilgisiz davranarak “akşam eve gidince o kelimeye bir daha bakarsınız” dedim ve devam ettim.

Bu bir seher hatırası…

Aziz dost,

Sadece seher yeli mi?

Sadece şafak vakti mi sadece gurub anı mı?

Her an bir ayet, her an bir belge, her an bir farklı tecelli…

Binbir çeşit rüzgâr, binbir çeşit bulut, binbir çeşit yağmur…

Farklı bir kuş sesi, farklı bir hayvan nâlesi, farklı bir insan nefesi

Sadece seher yeli mi?

Günün her saatinde farklı bir ışık, gecenin her anında değişik bir ziya…

Denizde aşkla yüzen, karada şevkle yürüyen, havada zevkle uçan milyarlar…

Hepsi doğuyor, besleniyor, büyüyor, yaşıyor, çoğalıyor ve ölüyor.

Sadece seher yeli mi?

Her nimette farklı bir koku, her eşyada farklı bir râyiha… Ah o râyiha…

Görmek, işitmek ve koklamak…

“Size kulaklar, gözler ve gönüller verdik… Ne kadar az şükrediyorsunuz”

Gönüllerinin özüyle O’na dönenlere ne mutlu!

Kalbinin içiyle O’na yönelenlere ne mutlu!

Not: Seherin bir anlamı da kalbin özü demek.

Bursa/Mudanya, 09. 07. 2022/ 10 Zilhicce 1443

Yitiksöz dergisi 13. sayısında Üstad Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören ve Fethi Gemuhluoğlu hakkında dosya konuları hazırlamış, okurunu bekliyor. Merhum Üstadlarımıza Rabbimden mağfiret niyaz eyleriz. Ruhlarına birer Fatiha hediye eyleyelim. 

Bu sayının diğer bir sürprizi de şair, yazar ve dergici A. Ali Ural’a ilişkin hazırlanan dosya konusu ve kendisiyle yapılan bir röportaj. Şafak Çelik A. Ali Ural’la Sanat, Edebiyat ve Hayat Üzerine söyleşmiş. Buyurun bu söyleşiden kısa bir bölüme: 

– Modern bir dünyada ve çağda yaşadığımızın farkında ama bunun olumsuz yönlerinden de uzak durmaya çalışan bir birey var şiirinizde. Doğa da bu farkındalığın, bu çapraşıklığın alternatifi gibi. Modern dünya bize imkânlar sunarken bir yönüyle de elimizdeki cevheri (doğa) alıyor. Seller, yangınlar, bulaşıcı hastalıklar sizin şiirinizde de hemen yer bulmuş. Yaşadığımız zamanın bozduğu bir dengeden söz edebilir miyiz? Doğada mevcut olan dengenin bozulması, insanın da dengesini bozuyor. Bizi tekrar başlangıç ayarlarımıza döndürecek olan şey nedir?

– Başlangıç ayarları yaradılış kodlarında yani fıtratın kendisindedir. Mülk suresinde Yüce Allah, “O, yedi göğü, birbiri üzerinde tabaka, tabaka yarattı, Rahman’ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözü(nü) döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun?” buyurarak insana tabiat aynasını tutuyor. İnsan bu aynaya bakıp kendini ilâhî nizamın bir parçası olarak görebilirse ne âlâ. Ancak o vakit hakikatin yansıması olarak yeryüzündeki halifelik/sorumluluk görevini ifa edebilecektir. Aksi takdirde yeryüzü emanetinin

koruyucusu olmak şöyle dursun bu emanetin bozguncusu olacaktır. Doğal afet diyerek insan yeryüzündeki sorumluluklarından kurtulamaz. Bozulan insan karanlıklar yağdırıyor evrene. Zulmün kelime anlamı karanlıktır. Zulumat karanlıklar demektir. Karanlıklar çökmeye görsün dünyaya, kötülükleri görmez gözler. Şairin gözleri şahinden daha keskin olmak zorunda. Karanlıklar içinde dahi görmelidir o. Hz. Peygamber’in (sav) şairi Hassan b. Sâbit’e “Söyle Hassan! Cevap ver onlara!” buyruğunu üzerine almalıdır. Bugünün şairi olarak vazife kendisinindir.

Yitiksöz 13’ün linki aşağıda: 

http://www.marastaedebiyat.com/templates/yayinlar/yitiksoz-sayi-13.pdf

Yitiksöz 13, okurlarını bekliyor. 13. Sayısıyla oldukça hacimli bir yayın olmuş, tam 192 sayfa. Vefa kelimesini sözlüklerde unutmadığını gösteriyor bu sayısında Yitiksöz. Zaten Yitiksöz’ü var kılan, ondaki bu vefa duygusu. Daha nice yıllarda buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar