Kahire
Kahire ile ilgili önceki yol notlarımızda ağırlıklı olarak kitaplardan söz etmiştik. Bu yazıda ise biraz Kahire dışına çıkarak Akdeniz kıyısındaki İskenderiye’ye uzanacak, ardından Kızıldeniz’i geçerek Tûr-i Sînâ’ya tırmanacağız. Feyyûm şehrindeki Kârûn Gölü’nün kıyısında kısa bir gezintiye çıkacak, Mısır’ın bir köyünde de bir nebze dinlenme fırsatı bulacağız.
Kahire’den ayrılmadan önce geride bırakacağımız bazı önemli mekânları da anmak isterim. Giza’daki piramitleri, Mısır Müzesi’ni, Mısır Millî Kütüphanesi’ni, Salâhaddîn Eyyûbî Kalesi’ni ve Mehmed Ali Paşa Camii’ni ziyaret ettik. Ayrıca Hz. Hüseyin ve Ezher camilerinin yüzlerce sütunu arasında geçmişten gelen hoş esintileri teneffüs ettik. Kahire’nin Karâfe bölgesinde medfun bulunan İmam Şâfiî’nin ışıl ışıl türbesini ziyaret ettiğimiz gibi, Bedreddin Aynî’nin kabrine de selam verdik. Kahire’nin “mezar şehir” olarak bilinen bölgesinden ise defalarca geçtik.
Piramitler
Mısır’ın en önemli tarihî yapılarından olan piramitler için kullanılan kelime, Arapçada “ehram”dır. Tekili “herem”, çoğulu ise “ehrâm” (الأهرام) şeklindedir. “El-Ahrâm” aynı zamanda Mısır’ın yarı resmî günlük gazetelerinden birinin adıdır.
Giza Piramitleri, birbirine yakın mesafelerde inşa edilmiş üç büyük piramitten oluşmaktadır. Piramitlerin yakınında, onları adeta beklercesine duran ve Mısırlıların “Ebü’l-Hûl” (Korkunun Babası) adını verdikleri Sfenks yer almaktadır.
Piramitlerin içine girebilmek için önce biraz yükselmek ve üst üste dizilmiş dev taş blokları aşmak gerekmektedir. Giriş biletlerini görevliye teslim ettikten sonra piramidin kalbine doğru yolculuğumuz başladı. İnişli çıkışlı dehlizlerden geçerek bir odaya ulaştık. Bu odanın çevresinde başka bölümler de bulunuyordu. Ancak içerisi boştu.
Firavunlar döneminden kalan bu yapılar, yüz metreyi aşan yükseklikleri ve devasa taş blokların üst üste dizilmesiyle oluşturulmuş olmaları bakımından insanı hayrete düşürmektedir.
Mısır Kütüphanesi ve Müzesi
Mısır’da ziyaret ettiğimiz önemli kurumlardan biri Mısır Millî Kütüphanesi, diğeri ise Mısır Müzesi idi.
Dünyanın saygın kütüphaneleri arasında yer alan Mısır Millî Kütüphanesi, Ahmed Teymûr Paşa’nın yirmi bin ciltlik koleksiyonunu bünyesinde barındırması bakımından ayrı bir öneme sahiptir. Bazı eserleri incelemek amacıyla Nil kıyısındaki binasını ziyaret etmiş, çeşitli dergilere göz atma fırsatı bulmuştum. Kütüphanenin pencerelerinden Nil’in akışını seyretmek mümkündür.
Kahire’de ziyaret ettiğimiz diğer önemli mekân ise Mısır Müzesi idi. Geniş salonları Firavunlar döneminden kalma tarihî eserlerle doluydu. Bunun yanında farklı medeniyetlere ait pek çok eser de müzede sergilenmekteydi.
Salâhaddîn Eyyûbî Kalesi ve Mehmed Ali Paşa Camii
Kahire; camileri, medreseleri, su kemerleri, hastaneleri, türbeleri ve daha nice tarihî yapısıyla zengin bir kültür mirasına sahiptir.
Şehirde ziyaret ettiğimiz yerlerden biri de, Kahire’ye hâkim yüksek bir tepe üzerine inşa edilen ve yapımına Salâhaddîn Eyyûbî tarafından başlanan kaledir. Kalenin içerisinde pek çok tarihî eser bulunmaktadır.
Buradaki en dikkat çekici yapı, Mehmed Ali Paşa tarafından yaptırılan görkemli camidir. Mehmed Ali Paşa’nın kabri de burada yer almaktadır. Ayrıca kale içerisinde farklı temalara sahip birden fazla müze bulunmaktadır.
Hayvanat Bahçesi
Kahire’de uğradığımız yerlerden biri de Nil’in batı yakasında bulunan hayvanat bahçesiydi. Zengin bir canlı çeşitliliğine sahip olan bahçede birçok türü yakından görme imkânı bulduk.
Kahire’de gezip gördüğümüz bazı yerleri özetledikten sonra şimdi şehrin dışına çıkabiliriz.
İskenderiye’de
İskenderiye’ye gitmek için güzel bir Kahire sabahında otobüs biletlerimizi aldık. Sabah saatlerinde başlayan yolculuğun ardından şehre ulaştık. İskenderiye’de ziyaret edeceğimiz yerlere tramvayla gittik.
Gördüğümüz mekânlar arasında Kasîde-i Bürde’nin şairi Muhammed el-Bûsîrî’nin (ö. 695/1296) mescidi ve kabri de vardı. Duvarlarına işlenmiş Kasîde-i Bürde’yi, tam adıyla el-Kevâkibü’d-Dürriyye fî Medhi Hayri’l-Beriyye adlı şiiri yeniden okuma fırsatı bulduk.
Bu ziyaretin ardından Akdeniz kıyısındaki Kayıtbay Kalesi’ne çıktık. Kale, deprem sonucu yıkılan meşhur İskenderiye Feneri’nin bulunduğu yere inşa edilmişti.
Bir günlük kısa gezimizin ardından tekrar otobüsle Kahire’ye döndük.
Tûr-i Sînâ’da
Hz. Mûsâ’ya Tevrat’ın verildiği Sina Dağı’na yaptığımız otobüs yolculuğunun tam olarak hangi saatte başladığını hatırlamıyorum. Ancak gece başlayan yolculuğun sonunda gün doğmadan önce Sina Dağı’nın eteklerindeki St. Katerina Manastırı’na ulaştığımızı çok iyi hatırlıyorum.
Buraya gelirken Süveyş Kanalı’nın altından geçen tüneli kullandığımızı tahmin ediyorum. Manastıra yakın bir yerde sabah namazını eda ettikten sonra, kızıla çalan rengiyle dikkat çeken dağa doğru tırmanışa başladık.
Mevsim yaz olmasına rağmen zirveye yaklaştıkça kuzeye bakan kuytu yerlerde karlara rastlamak mümkündü. Bazı bölgelerde eriyen karlar ince kıvrımlar hâlinde aşağıya doğru akıyordu. Biz zirveye çıkarken, bizden önce ulaşanlar çoktan dönüş yoluna geçmişti.
Yukarıda serin bir hava hâkimdi. Bir süre dağ havasını teneffüs edip dinlendikten sonra biz de yavaş yavaş inişe geçtik.
Feyyûm, Kârûn Gölü ve Yusuf Efendi (Mandalina)
Kahire dışında ziyaret ettiğimiz yerlerden biri de Feyyûm ve buradaki Kârûn Gölü idi.
Feyyûm’da gezerken bir satıcıdan mandalina satın aldık. Mandalinanın Arapçadaki adı “yûsufî”dir. Mısırlılar ise bunu daha çok “Yusuf Efendi” şeklinde telaffuz etmektedir.
Bilindiği üzere mandalinanın farklı türleri vardır. Buradan aldığımız mandalinanın yalnızca bir diliminden on yedi çekirdek çıkması bizi oldukça şaşırtmıştı.
Söz meyvelerden açılmışken Kahire’nin portakalını, kaktüs incirini, cevvâfesini (guava), ayvasını, üzümünü ve narını anmamak olmaz. Ayrıca mango, şeker kamışı ve “kerkede” adı verilen bitkinin suyunu tatmadan da Kahire’den ayrılmamak gerekir.
Mısır’da sıkça karşılaşılabilecek yemekler arasında ise ta‘miye (طعميه), mülûhiyye (ملوخية), fûl (فول) ve küşerî (كشري) sayılabilir.
Not
Yol notlarımızı tamamlarken şunu da belirtmek isteriz ki önceki iki yazımızda değindiğimiz kitaplar, Mısır’ın kültürel hayatına bir nebze ışık tutmaktadır. Bununla birlikte Mısır’ın düşünce ve kültür dünyasını yalnızca kitaplarla sınırlamak mümkün değildir. Şahsiyetler, gazeteler, dergiler, şiir, roman, hikâye, müzik ve sinema gibi başlıklara ilerleyen yazılarda ayrıca yer vermeyi düşünüyoruz.
Bunun yanında, XX. yüzyılın başlarından itibaren gündeme gelen ve günümüzde de farklı biçimlerde devam eden bazı fikrî ve toplumsal tartışmaları ele almayı planlıyoruz.
