1. Anasayfa
  2. Şahsiyet

Prof. Dr. Şerafeddin Gölcük: İlim, Vakâr ve Adanmışlıkla Geçen Bir Ömrün Ardından

Prof. Dr. Şerafeddin Gölcük: İlim, Vakâr ve Adanmışlıkla Geçen Bir Ömrün Ardından
0

İslam düşünce tarihinin, özellikle de Kelâm ilminin cumhuriyet dönemi Türkiye’sindeki en mümtaz temsilcilerinden biri hiç şüphesiz Prof. Dr. Şerafeddin Gölcük Hocamızdır. Hayatını Kur’ân ve Sünnet eksenli bir tefekkürün inşasına, İslam ilim geleneğinin ihyasına ve ahlaklı nesillerin yetiştirilmesine adayan bu mukaddes ömür, akademiden cemiyete, kürsülerden talebe kalplerine uzanan derin ve silinmez izler bırakmıştır. Şerafeddin Gölcük denilince akla ilk gelen şey; ilmi liyakat, tevazu ile harmanlanmış bir vakâr ve sahih akideyi çağın anlayışına aktarma gayretidir. Kelâm ilmini sadece geçmişin polemik ve tartışmalarından ibaret görmemiş, onu yaşayan, günümüz insanının zihni ve kalbi şüphelerine cevap veren dinamik bir ilim dalı olarak ele almıştır. O, hem klasik metinlerin derinliğine nüfuz etmiş bir fakih ve mütefekkir hem de çağdaş düşüncenin meydan okumalarını göğüsleyen basiretli bir akademisyendir.

İlim yolculuğunu ve mücadelesini Anadolu’nun irfan geleneğiyle yoğuran Hocamız, ilim arayışını her daim hayatının merkezine koymuş, Yüksek İslam Enstitüleri, İslami İlimler ve İlahiyat Fakülteleri bünyesinde sürdürdüğü uzun ve bereketli akademik hayatı boyunca ilmin izzetini her türlü dünyevi makamın üstünde tutmuştur. Gerek yetiştirdiği yüzlerce talebe, gerekse idari ve akademik sorumlulukları esnasında sergilediği adalet anlayışı, onu sadece bir “akademisyen”  değil, aynı zamanda bir “mürşid” ve “rehber”  konumuna yükseltmiştir. Hocalığı, dershanelerinin sınırlarını aşmış; hal dili, beyan güzelliği ve samimiyetiyle öğrencilerine örnek bir mümin duruşu aşılamıştır. Onun ilmi şahsiyetinde dikkat çeken en temel vasıf, Kelâm ilmine getirdiği usûlî yaklaşım ve Ehl-i Sünnet akidesini koruma kararlılığıdır. Modernleşme sancıları çeken, fikri savrulmaların ve inanç krizlerinin yaşandığı bir çağda, Şerafeddin Gölcük Hocamız samimi bir inanç kılavuzu olmuş; İslam’ın ana gövdesini temsil eden Ehl-i Sünnet omurgasının muhafazası için dirayetle çalışmıştır.

İslami düşünceye sunduğu katkılar bakımından, kaleme aldığı eserler ve yayımladığı makaleler Cumhuriyet dönemi İlahiyat literatürünün temel taşlarındandır. Eserlerinde üslup; yalın, net, akademik ciddiyete haiz ancak bir o kadar da ihlaslı ve kuşatıcıdır. Kelâm ders kitapları ve araştırmalarıyla İlahiyat fakültelerinde Kelâm öğretiminin sistemleşmesine öncülük ederken, kelâmî meseleleri tarihsel fosiller olarak değil, günümüz insanının varoluşsal krizlerine şifa sunan hakikatler olarak işlemiştir. Allah’ın varlığı ve birliği, nübüvvet ve ahiret inancı gibi temel akâid konularını klasik delillerle temellendirirken, modern zihnin anlayacağı mantıksal kurguları da ihmal etmemiştir. İslam düşünce tarihindeki sapma ve aşırılıklara karşı denge ve vasat yolu (itidal) temsil eden Ehl-i Sünnet akaidini savunmuş; başta Allah resûlü (a.s) olmak üzere onun yolunu takip eden ashâb-ı kiram sevgisi, ümmetin birliği ve sahih bilgi kaynaklarına bağlılık konularında tavizsiz bir tutum sergilemiştir.

Bu engin zihin dünyasının ve ufkunu sınırların ötesine taşıyan ümmet bilincinin teşekkülünde, Hocamızın evrensel tefekkür ve siyaset hareketlerinin öncü isimleriyle kurduğu doğrudan dostluklar ve fikir alışverişleri hayati bir yere sahiptir. Şerafeddin Gölcük Hocamız, Tunus’taki İslami uyanışın ve entelektüel dönüşümün mimarlarından Râşid el-Gannûşî (şu anda zindanda O’na çok dua ediyor çok üzülüyorum derdi) ve İran devrim sürecinin öne çıkan fikir insanlarından, ülkenin ilk cumhurbaşkanı Ebu’l-Hasan Benî Sadr gibi İslam dünyasının çalkantılı dönemlerine yön veren şahsiyetlerle yakın arkadaşlık ve entelektüel temaslar geliştirmiştir. Gannûşî ile kurduğu dostluk, İslam düşüncesinde özgürlük, adalet ve çağdaş siyaset ilkesinin kelâmî ve fıkhî temelleri üzerine derin sohbetlere ve fikirdaşlığa kapı aralamıştır. Benî Sadr ve dönemin farklı coğrafyalardan mütefekkirleriyle sürdürdüğü diyaloglar ise onun ümmetin siyasal ve fikri krizlerini yerel bir pencereden değil, küresel bir basiretle okumasını sağlamıştır.

Tüm bu küresel dostluk halkası, Hocamızın Cezayirli büyük mütefekkir Mâlik b. Nebî’nin medeniyet nazariyesiyle kurduğu köklü bağla daha da derinleşmiştir. Mâlik b. Nebî’nin “sömürülmeye elverişlilik” (kâbliyyetü’l-isti’mâr) kavramsallaştırmasını ve İslam medeniyetinin yeniden inşası hamlesini Râşid el-Gannûşî ve Benî Sadr gibi simalarla birlikte müzakere eden Gölcük hocam, kelâmı sadece akademik ve teorik bir savunma disiplini olmaktan çıkarmış; ümmetin siyasi, toplumsal ve fikri ihya hareketlerinin zeminine yerleştirmiştir. Mâlik b. Nebî’nin toplumsal gerilemenin temelinde “inanç krizinin ve ahlâki çözülmenin” yattığı yönündeki tespitini, Müslüman dünyadaki bu yakın dostlarıyla yürüttüğü fikir alışverişleriyle harmanlayarak kelâmî araştırmalarına taşımıştır.

Dar-ı bekaya irtihaliyle gönüllerimizde derin bir hüzün bırakan Şerafeddin Gölcük Hocamızın vefatının ardından geriye dönüp baktığımızda, onun kelâm anlayışının, evrensel ufkunu yansıtan dostluklarının ve insani yönünün ne kadar birbiriyle bütünleşmiş olduğuna şahitlik ediyoruz. Bir ilim adamını ölümsüz kılan şey sadece yazdığı kitaplar değil, arkasında bıraktığı hoş seda ve insan yüreğine dokunuşudur. Şerafeddin Gölcük Hocamız, kendisiyle temas eden herkesin hatırasında derin bir saygı ve muhabbet bırakmış şahsiyetlerdendir. “İlim, amel ile süslenmediği sürece zihinde bir yük; ahlak ile bütünleşmediği sürece kalpte bir gurur vesilesidir” düsturunu hayatının merkezine yerleştiren Hocamızın duruşu tam da bu hakikatin tecellisidir. O, talebelerine sadece bilgiyi aktarmamış; bildiğiyle amel etmenin, ilmin amili olmanın yollarını göstermiştir. Nazik üslubu, tebessüm eden çehresi, kapısını ve gönlünü herkese açan cömertliği, ilmi vakârla birleşen tevazusu onun en belirgin vasıflarıdır. Akademik camiada sergilediği tarafsızlık, hakkı gözetme, liyakate değer verme ve genç akademisyenleri teşvik etme gayreti; bugün onun izinden giden bizler ve tüm ilim erbabı için bir kılavuz feneri olmaya devam etmektedir.

Ömrünü ilim yolculuğuna, ümmetin vahdetine ve İslam medeniyetinin dirilişine adamış muhterem Hocamıza Yüce Allah’tan sonsuz rahmet ve mağfiret niyaz ediyoruz. Yetiştirdiği talebeler, kaleme aldığı kıymetli eserler ve arkasında bıraktığı tertemiz ilim mirası vesilesiyle Şerafeddin Gölcük Hocamızın sadaka-i cariyesi kıyamete dek yaşamaya devam edecektir. Rabbim mekânını cennet, makamını âlî eylesin; ilmini, feyzini ve bıraktığı güzel izleri bereketlendirsin. Şimdiden özlemlerle!..

13.11.1959 yılında KONYA’nın Kadınhanı ilçesi Demiroluk Köyü’nde doğdu. İlköğrenimini burada tamamladı. 1981 yılında Konya İmam-Hatip Lisesi’ni; 1984 yılında ise Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’ni bitirdi. 1981-1995 yılları arasında Diyanet İşleri Başkanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde çeşitli görevlerde bulundu.Yüksek Lisans’ını Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Nübüvvet Öncesi Câhiliye Toplumu” adlı tez çalışması ile yaptı. (1990). Doktora’sını, “Kur’an’da Hidâyet ve Dalâlet” adlı teziyle aynı üniversitede tamamladı. (1994). 1995 yılında Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalı’na Yardımcı Doçent olarak atandı. 1998 yılında Doçent oldu.2004 (15 Ocak) yılında Profesör oldu. Halen Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı ve Temel İslam Bilimleri Bölümü Kelam Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Prof. Dr. Ramazan Altıntaş, evli ve üç çocuk babasıdır

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir