Hayat, koşturmacası ve betonlaşan yüzüyle bazen biz insanı yorar, umudumuzu törpüler. “Acaba iyilik hâlâ aramızda mı?” diye sorduğumuz o karamsar anlarda öylesine saf bir manzara çıkar ki karşımıza, bütün ezberlerimiz bozulur. İnsanın içindeki o asil cevherin hiç solmadığını, mahcup ama gururlu bir tebessümle yeniden hatırlarız.
Sosyal medyada karşıma çıkan, Bursa’da yaşandığı belirtilen o kısa ama sarsıcı hikâye tam da böyle bir andı. Olayı kısaca bilmeyenler için özetlemek gerekirse; bir kuyumcu dükkânında küpesini satmaya çalışan yaşlı bir teyzenin durumunu fark eden bir vatandaşın, sessizce kuyumcuya para bırakarak oradan uzaklaşması yürekleri ısıtmıştı. Evet, bir kuyumcu tezgâhında, belki de geçim sıkıntısının ya da çaresizliğin getirdiği bir mecburiyetle küpesini satmaya gelen yaşlı bir teyze… Ve o tezgâhın başında yaşananları sessizce izleyen, yüreği zengin bir başka insan. O insan, teyzenin derdini sezdiği an hiçbir gösterişe, hiçbir söze gerek duymadan kuyumcuya parasını bırakıp sessizce uzaklaşıyor.
İşte hayatın doğal akışındaki o gerçek güzellik tam da buradadır. İyilik, sesini yükseltmeden, reklamını yapmadan, “ben yaptım” demeden yapılanıdır. O adam, teyzenin omuzlarındaki yükü hafifletirken, aslında oradakilere ve ekranları başında bu hikâyeyi okuyan bizlere insanlık dersi veriyordu.
Arkasından dökülen o dualar ne kadar da güzeldir: “Gökten yağsın, yerden topla; ömrün boyunca darlık görme inşallah kardeşim.“
Bizler, bu coğrafyanın çocukları olarak “eyvallah” demeyi biliriz. Kimi zaman razı olmanın, kimi zaman bir teşekkürün, kimi zaman da bu tür asil duruşlar karşısında duyulan derin minnetin adıdır eyvallah. Hayatın o telaşlı ve bencil akışı içinde durup bu tür güzel hikâyeleri fark etmek, çoğaltmak ve etrafımıza duyurmak boynumuzun borcudur. Çünkü iyilik bulaşıcıdır; paylaşıldıkça çoğalır, çoğaldıkça dünyayı yaşanılır kılar.
İyi ki var o sessiz kahramanlar, iyi ki var yüreği güzel insanlar…
Ve bu hayatın yükünü omuzlayan herkese bin selam olsun. Eyvallah.
