Bizimle İletişime Geçin

Söyleşi

25/Sorgusuz Sual – Bünyamin Yılmaz

Tarihi romanlara hatta çizgi romanlara meraklı bana sorulacak soru mudur bu, bilemem. Akınlardan akınlara koşar dururuz ama Fatih’in yeni bir çağa hazırladığı dönemi görmek o dönemde yaşamak isterdim elbet. Ama öbür yanım da 3. Selim döneminde Şeyh Galib’in yanında kalmak istiyor. En iyisi tayyi zaman tayyi mekan.

EKLENDİ

:

1973’te Düzce’nin Gölyaka ilçesinde dünyaya geldi. Düzce’de yayın yapan Hilal FM ve Radyo Ozan’da çeşitli kültür programları hazırladı ve sundu. Hilal Sahnesi’nin ‘İskele Alabanda’ adlı oyununa yazarlığıyla katkıda bulundu. Düzce İmam Hatip Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Hasan Nail Canat’la birlikte vefatına kadar, Bir Avuç Ateş, Ha Hasan’a Ha Sana, Mesnevi’den Damlalar, Aynalar Yolumu Kesti’nin de aralarında olduğu çok sayıda oyunda görev aldı.

Marmara FM’de Kültür Gündemi adlı programı hazırlayıp sundu. Ayrıntı, Vuslat, Tohum, Kırkayak, Kırklar, Cafcaf ve Deve dergilerinde sinema ve kültür yazıları yayımlandı. Uzun yıllar Milli Gazete’de kültür sanat sayfası yönetti. Hazırladığı Kültür-Sanat sayfasıyla 2008’de ESKADER, 2009’da Türkiye Yazarlar Birliği “En İyi Kültür Sanat Sayfası” ödülünü aldı. 15 yıl boyunca kültür, sanat ve sinema alanında yazılar yazdı, söyleşiler gerçekleştirdi. Yeni Şafak Gazetesi’nde gündem editörlüğü yaptı. Çeşitli kısa film yarışmalarında Jüri üyeliği görevlerinde bulundu, sinema üzerine seminer verdi, toplantılar yönetti. Yakaza Tiyatrosu tarafından sahneye çıkarılan Bana Mahşeri Anlat adlı oyunda sahne aldı. TRT Türk ekranında iki buçuk yıl boyunca Gündem Kültür Sanat adlı programın danışmanlık ve sunuculuğunu yaptı. Hâlen Anadolu Ajansı Kültür Sanat Haberleri Editörlüğü görevini sürdürüyor.

1-Sizi çarpan ilk kitap?

Düzce İmam Hatip’te okurken sınıfta derslerden bunaldığım vakit kütüphaneye inerdim. Rahmetli Mehmet ağabey, bir kitaptan fazlasını almamıza müsaade etmezdi ama zamanla bir ayrıcalık kazandım, okuma listemi genişletmeme vesile oldu. İncecik bir kitaptı aslında beni çarpan. İns. Kütüphane rafından indirdiğim Cahit Zarifoğlu’nun hikâye kitabını günlerce yanımda gezdirdim. Sonrası yedi güzel adam, Mavera, Büyükdoğu arşivleri derken kendi dönemime gelebildim. Ümit Nesline Selam ve Gül Çocuk dergilerinde çoğunlukla onun izini sürdüm. Gazetelerde ise Ahmet Can ve Vedat Sağlam’ın Zarifoğlu olduğunu öğrendiğimde hiç şaşırmadım. Onu okumaya hem büyüyen yanımla hem de çocuksu bir heyecanla devam ettim.

Beni çarpan ikinci kitap hakkım varsa onun için de Edip Cansever’in “Gün Dönüyor Avucumda” adlı şiir kitabına gidelim. Ama dersen ki ilk para verip aldığın ve unutamadığın an. İşte ona “Nuke Türkiye” derim. Çünkü yeni bir kitapçı açılmıştı ve Alev Alatlı’nın bu kitabı benim bir haftalık okul harçlığıma bedeldi. Düzce’yi üç kere turladığımı hatırlıyorum. Sonrası kararlı adımlarla kitapçı, pişman değilim.

2-Yayımlanmış kitaplardan birini siz yazmış olacaksınız, hangi kitap?

Elbette Küçük Prens. Tanışma anım çok farklı. Ben kitap hâliyle çok sonra karşılaştım. Çocukluğumun gazetesinde resimli bir macera gibi, Arapça bir eserden tercüme edilerek yayınlanıyordu. Dolayısıyla Exupery ile çölde karşılaştığı Küçük Prens’in sonraki maceralarını yazmayı isterdim. Kim bilir belki de gökyüzüne baktığımda onun “Asteroit B 612”sini görenlerden olduğum gibi çölde de karşılaşmışızdır. Yaz deseydi devamını yazardım belki de ama ah bu büyükler…

Küçük Prens’in yayıncısı Fatih Erdoğan üniversiteden hocamdır. Telifini ödeyerek yıllarca sahip çıktı o esere. Şimdi artık herkes basabiliyor. Ama onun çabası, heyecanı bende sadece takdir hisleri uyandırıyor. Küçük Prens’in daha sonra neler yaptığını, ne maceralar yaşadığını sanırım en iyi o bilir.

Sezai Karakoç

3-Yaşamayan/yaşayan bir yazar veya şairle bir gününüz var. Kimi seçtiniz?

Elbette Sezai Karakoç. Üstatla aslında zaman geçiriyor muyuz, evet. Allah uzun ve bereketli bir ömür versin. Diriliş yayınlarından içeriye ilk adımı attığım gün bir dostumun açtığı sohbette heyecanlı konuşmalarımızı hatırlarım. Elbette heyecanlı olan bendim. Ama yine de Karakoç’un yanına her gittiğimde sükûtun güzelliğini keşfederim. Dinlemek bize verilen en güzel haslet. Üstadın yanında bize hep “Masal” şiiri eşlik eder:

“Batılılar !

Bilmeden

Altı oğlunu yuttuğunuz

Bir babanın yedinci oğluyum ben

Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden

Babam öldü acılarından kardeşlerimin”

4-Şiir mi, düzyazı mı?

İlk ve son şiirimi mahcup bir edayla Ankara’da üniversiteye hazırlanırken Akif İnan rahmetlinin ellerine teslim ettim. Onun olduğunu bilmeden gitmiştim yanına. Arkadaşlarım bir dergi çıkaracaklardı. Ben de onlara dâhil oldum. Bir şiir yazmıştım. Sendika destek verecek dediler, öyle gittik. İnan’la tanışınca dergiyi de şiirleri de geride bıraktım. Onun neşeli sesiyle söylediği çaylardan içtim, muhabbetlerinde demlendim. Şiirim onda, sonrası yok. Ama düzyazıyla dostluğum sürüyor. Sait Faik’in dediği gibi, “Yazmasam deli olacaktım.” Uzun yıllar gazete sayfalarında, dergilerde kalan yazılar yazdım. Kim bilir belki de yazmanın vakti gelmiştir.

5-İzlemelere doyamadığınız film?

Haksızlık ederim ayırırsam filmlere. Elbette Mustafa Akkad’ın şaheserini başa koyarım. Her Ramazan’da TV’lerin vazgeçilmezi Çağrı, benim için de çok kıymetli. Hacıbayram Camiinin etrafındaki kitapçıların birinin vitrininde bir küçük çocuk Ömer Muhtar’ı izlerdi. Kimsin, ne dolaşıyorsun demesinler diye farklı zamanlarda gelip sahnelerin devamını seyrederdi. Tıpkı Ali’nin dedesini izlediği gibi. O gözlük var ya Akkad onun dedesinden Ali’ye geçişini verir. Emanete sahip çıkacaktır. İşte o emanet sadece Ali’de değil, hepimizde. Mazlum coğrafyalara ilgimiz, atların kişneyeceği zamanları özlememiz bundandır.

6-Dizi, film, belgesel?

Yabancı dizileri bir yabancı gibi izlerim. İşimin gerektirdiği şekilde önemli yapımları kaçırmam. Yerli dizilere de baktığım olur. Ama her pazartesi “Uyanış Büyük Selçuklu” için zamanım ayarlıdır. O kadar ki sevgili Emre Konuk, ön izleme ya da fragman paylaştığında trafikte eve yetişme telaşı gibi bir hâl ile izlemenin yollarına bakarım. “Yıldızlararası”nı (İnterstaller) ara ara izlerim. Belgeselde ise sevgili Emre Karapınar ve Abdullah Kibritçi’nin o güzel işi “Aile Olmak” hüzünle sevinç arası bir duygu yaşatır bana. Bir de “Su Savaşları” var ki Uğur Veli’ye söylediğimi size de söyleyeyim. Bu yapım sizin duanız, bize amin demek düşer. Devamı gelse de suya kavuşan insanların mutluluk pınarlarından bizler de kana kana içsek.

7-Sizi en çok ne üzer?

Duyguları yaralı bir çocuk. Çocuklar büyürler elbette ama yaralarıyla. Merhamet peygamberi Efendimizi hatırlarım hep mahzun bir çocuk görünce.

8-Ruhunuzda derin iz bırakan şarkı?

“Uyan ey gözlerim gafletten uyan”

9-Yaşamak/ölmek istediğiniz şehir?

Saraybosna şehri beni çok etkiler. Uzun süre İstanbul’dan ayrı kalamam ama teşehhüt miktarı gidişlerim bile hayatımın en önemli anlarıdır. Hafızamda yeri çok belirgindir. Son nefesi vereceğim yer ise memleketim olsun isterim. Sınır koymak bana düşmez ama.

10-Hayattaki en önemli üç kavram?

Muhabbet, araştırmak, paylaşmak.

11-Günlük hayatta kullanmayı en çok sevdiğiniz kelime?

Sevgili Suat Köçer’in esprisi geldi aklıma. ‘Bir diyeceğin var mı delikanlı’ der telefonu kapatırken, “Sağlık, Sıhhat, Afiyet” derim. Güler, ne güzel dua. Korona günlerinde söyleyince daha dikkat çekici olduğunu ben de onun tebessümüyle fark ettim. Öyledir yani. Hayırlısı demeyi de çok severim ama o daha çok Abdulhamit Güler’e yakışıyor, elinden almayayım.

12-Nefret ettiğiniz kelime?

Hayır.

13-Başarı sizce nedir?

Çalıştığının, emeğinin karşılığı, hakkın. Faydalı olmak, fazlası değil.

14-Ne olmadan yaşayamazsınız?

Kitaplar sanırım.

15-İlk aldığınız hediye neydi, kimdendi?

İlkokul öğretmenim İlhan Başar’ın verdiği “Pinokyo” kitabı. Okuma sevgime karşılıktı, o eli hiç bırakmadım.

16-Hangi gün unutulmazınız?

İstanbul’a gelme hayalinin tamam olduğu, üniversiteyi kazandığım o gün.

17-Facebook/İnstagram/Twitter güne başlarken ve günü kapatırken hangisini kullanıyorsunuz?

Artık eskisi kadar kullanmamaya çalıştığım Twitter.

18-Sizce çocukluk?

Hiç bitmeyen, daima içinde yaşamaya devam ettiğiniz oyun.

19-Sevgi neydi?

Bazen hayal kırıklığı ama çoğunlukla da iç huzurunu getiren güzellik.

Hasan Nail Canat – Tiyatro Sanatçısı, Şair, Yazar

20-Yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey?

Rahmetli Hasan Nail Canat’a verdiğim söz. Gazeteciliğe başlarken izin istemiştim. Verdi ama omuzlarıma bir yük bindirerek. Bu ülkenin hamuruyla yoğrulan, kendi değerlerimizi anlatabilmek için olmayacak yokluklarla mücadele eden ve sözlerini sahnelerde söylemekten vazgeçmeyen, dava sahibi o insanların tarihi yazılmadı. Gazetelerin iz sürmediği, televizyonların, radyoların söylemediği, kulaktan kulağa, kalpten kalbe aktarılan o hikâyenin yazıcısı olmak isterdim. Ve inanıyorum bir gün yazılacak, bir gün belgesel hâline gelecek ve bir gün “Hak dostlar başladık söze” diyen ustamın cümlesi kayıtlara düşülecek.

21-Bir gece uyuyorsunuz sabah bir lisanı ana dil akıcılığında konuşma yetisine sahipsiniz. Hangi dil?

Sanatın dili. O dil bazen Türkçe, Arapça, İngilizce, Farsça bazen de çok daha uzak coğrafyaların dilleri olur. Ne fark eder. Köprüleri sanatla kuracağız, sanatla güzelleştireceğiz. Yeter ki dilimiz Hakkı, doğruyu söylesin, umut versin. Sineması, müziği, tiyatrosu, çağdaş ve geleneksel sanatları ve daha niceleri. Yeter ki ‘Dünyayı kurtaracak iyiliğin’ ülkesi olduğumuzun farkına varalım.

22-Dilediğiniz bir dönemde yaşayacaksınız. Hangi dönem?

Tarihi romanlara hatta çizgi romanlara meraklı bana sorulacak soru mudur bu, bilemem. Akınlardan akınlara koşar dururuz ama Fatih’in yeni bir çağa hazırladığı dönemi görmek o dönemde yaşamak isterdim elbet. Ama öbür yanım da 3. Selim döneminde Şeyh Galib’in yanında kalmak istiyor. En iyisi tayyi zaman tayyi mekan.

23-‘Şimdiki aklım olsa’ diye başlayan cümleyi nasıl tamamlarsınız?

Notlar alırdım, günlük tutmayı küçümsemezdim.

24-Annenize ve babanıza çok isteyip de kuramadığınız cümle ne olur?

Gidiyorum ama daha sık geleceğim.

25-Sizce ‘insaniyet’?

Vefa duygusunu hiç yitirmemek.

Okumaya Devam Et...
Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Söyleşi

Evsizlerin Hâmisi Emin Kır Hoca

Bir tevafuk eseri İstanbul Eyüp Müftülüğüne bağlı Hz Kaab Camii’nin faaliyetlerinden haberdar oldum. Yapılan çalışmalar önemli bir yaraya merhem oluyordu. Marifet iltifata tabidir sözü uyarınca broşürdeki irtibat numarasını aradım ve bu yazıya konu olan Emin Kır Hoca ile tanıştım. Tanışmadan sonra yaptığı çalışmanın örnek teşkil etmesi açısından yazıya dökme arzumu iletince Emin Hoca “Bu çalışmayı her yere yayabilsek keşke” diyerek memnuniyetini izhar etti. Emin Kır Hoca 1965 Trabzon/Araklı doğumlu. İlkokulu memleketinde okuduktan sonra ortaokul ve İmam Hatip Lisesini Eyüp Sultanda okumuş. Otuz dört senedir Eyüp Müftülüğüne bağlı camilerde görev yapan Emin Hoca 2006 yılından beri Hz. Kaab Camii’nde görev yapıyor. Cami sahabe-i Kiramdan Kaab b. Malik Hazretlerinin türbesi yanına yapılmış.

EKLENDİ

:

Bir tevafuk eseri İstanbul Eyüp Müftülüğüne bağlı Hz Kaab Camii’nin faaliyetlerinden haberdar oldum. Yapılan çalışmalar önemli bir yaraya merhem oluyordu. Marifet iltifata tabidir sözü uyarınca broşürdeki irtibat numarasını aradım ve bu yazıya konu olan Emin Kır Hoca ile tanıştım.

Tanışmadan sonra yaptığı çalışmanın örnek teşkil etmesi açısından yazıya dökme arzumu iletince Emin Hoca “Bu çalışmayı her yere yayabilsek keşke” diyerek memnuniyetini izhar etti.

Emin Kır Hoca 1965 Trabzon/Araklı doğumlu. İlkokulu memleketinde okuduktan sonra ortaokul ve İmam Hatip Lisesini Eyüp Sultanda okumuş. Otuz dört senedir Eyüp Müftülüğüne bağlı camilerde görev yapan Emin Hoca 2006 yılından beri Hz. Kaab Camii’nde görev yapıyor. Cami sahabe-i Kiramdan Kaab b. Malik Hazretlerinin türbesi yanına yapılmış…

Ebu Eyyub el-Ensarî ve diğer pek çok sahabe gibi Hz Kaab (ra) da Rasulullah’ın müjdesine nail olmak arzusuyla Konstantiniye surları dibinde şehit düşmüş. Türbe ve Cami surların hemen yanı başında Haliç köprüsünün yanında altı dönümlük bir alanda yer alıyor.

Okuduğum broşürde Hz.Kaab Camii’nde;

-Sokakta kalan kimsesiz vatandaşlarımız için kış aylarında barınma yeri olduğu,

-Sabah-akşam çorba ve çay ikramı yapıldığı,

-Ailesi ile barışmak, buluşmak isteyenlere yardımcı olunduğu,

-Evsizler için sıcak su, banyo ve çamaşır imkânı olduğu yazıyordu…

Emin Hocayla bu güzel hizmetleri üzerine küçük bir sohbet gerçekleştirdik.

Sevgili hocam “Kıldır beşi al maaşı” demek yerine sizi böyle hayırlı hizmetleri yapmaya iten sebep nedir, nasıl başladınız?

Camimiz surların dibinde olduğundan madde bağımlısı insanların uyuşturucu içtikleri, sarhoşların bol olduğu bir yerdi burası. Camiye gidip gelirken korkuyordum. Zaman zaman önümü kesip benden para istiyorlardı. Ben de bir- iki lira veriyordum.

Daha sonra bunlara –Camide size sıcak çorba, çay yapayım içer misiniz? deyince memnuniyetle kabul ettiler. Böylece iletişime geçmiş olduk…

Artık bu bağımlı, evsiz gençler etrafımda toplanmaya başladılar. Birbirlerine haber verdikçe etrafımızdaki halka genişliyordu. Böylece güvenlerini kazandım, dostluk kurduk, artık birbirimize önyargısız bakıyorduk. İşte bu olay hizmetlerimizin başlamasına vesile oldu.

Çok güzel bir başlangıç olmuş Hocam Allah sizden razı olsun.

Camide Her gün sabah- Akşam Çorba ikramınız oluyor değil mi?

Evet, Cami avlusunda oluşturduğumuz mekânda sabah ve akşam sıcak çorba ikram ediyoruz. Bunun yanında çayımız da oluyor.

İstanbul Eyüp Müftülüğüne bağlı Hz Kaab Camii

Ama benim asıl dikkatimi çeken barınma ve banyo hizmetiniz oldu?

Hocam zaten çayı çorbayı herkes veriyor, sokakta kalan insan için asıl önemli olan kış gününde başını sokacak, banyosunu yapabileceği bir yer. Biz camimizin altında yirmi kişinin kalabileceği bir misafirhane oluşturduk.

Ayrıca Haftada üç gün banyo imkânı sağlıyoruz, sabah dokuzdan akşam yediye kadar…

Herkes için Havlu, iç çamaşırı, çorap ve temizlik malzemesinin içinde olduğu birer temizlik setimiz var bunlar da bizim hediyemiz oluyor. Günde en az yirmi kişi banyo hizmetinden faydalanıyor.

Sadece sokakta yaşayanlar mı, yoksa iş için İstanbul’a gelmiş kalacak yeri olmayanlar da kalabiliyor mu misafirhanede?

Tabii ki hocam, otuz güne kadar kalabiliyorlar, hatta iş bulunca ilk maaşlarını alıncaya kadar bir ay daha misafir ediyoruz.

Bir de bizim buyuru panomuz var, iş bulmak için gelenlerin bilgilerini, mesleklerini, orada paylaşıyoruz, Cumaya camimize gelen işverenler zaman zaman bunların içinden kendilerine lazım olan elemanı da seçebiliyor.

Maşallah İş-Kur gibi de çalışıyorsunuz

Hocam İslam’da cami böyle olmalı esasında, sadece namaz kıl vaaz dinle, git olmamalı…

Hizmetlerinize çevreden destek geliyor mu hocam?

Elbette, bizim hizmetlerimizi duyanlar, hayırseverler destek oluyor, Allah onlardan razı olsun. Hatta Eyüp sultana ziyarete gelen bazı hanımlar biz de yemek yapalım getirelim diyorlar. Ben de pasta börek yapın getirin, hatta kendi ellerinizle dağıtın burada diyorum..

Yaşadığınız ilginç hatıralarınız vardır, bizimle paylaşabilir misiniz?

Bizim aylık kumanya dağıttığımız ailelerimiz de var… Bir abla kumanya paketini almış metrobüse doğru giderken yolda bıçaklı bir kapkaççı önünü kesmiş elindeki paketi almaya çalışınca Hanımefendi “Erzak paketini aşağıdaki camiden aldım git sen de oradan iste!” deyince,  kapkaççı vatandaş onu bırakıyor ve “Emin Hoca’nın camisi o, hoca bize çorba ikram ediyor, güler yüz gösteriyor” diye bize minnettarlığından kapkaç yapmaktan vazgeçtiği gibi hanımefendiye yardım edip metrobüse kadar paketini taşıyor. Bu ilginç hadise de insanlara güler yüzle davranmamızın önemi açısından önemli bence.

Bir de hocam Geçenlerde bir genç geldi, cezaevinden çıkmış, uyuşturucu kullanmış, bir haftadır uykusuz vaziyette misafir haneye aldık iki gün uyudu. Bu arada biz Kaymakamlık, ilçe emniyet ve ilçe sağlık müdürlüğüyle koordineli çalışıyoruz. Polisler her gün gelip burada GBT yaparlar, kaçak falan var mı diye. Geçen sabah kimliği olmadığı için bu genci almak istedi polisler, genç misafirhaneden çıktığı gibi benim yanıma geldi. “Ben sizinle gelmiyorum, İmam abiye geldim ben, o beni bu illetten kurtaracak dedi. Aldım kaymakamlığa götürdüm, kimlik tespiti ve kimlik çıkarma işlemlerini yaptım. İnşallah AMATEM’e götürüp tedavisine başlatacağız.

Ailesi ile barışmak, buluşmak isteyenlere de yardımcı olduğunuzu öğrendik. İstanbul’un her yerinden size geliyorlar mı?

Bir vatandaşımız bize başvurduğu zaman öncelikle hangi ilçede ikamet ediyorsa o ilçenin müftülüğünü arayarak, oradaki Dînî Rehberlik Bürosuna yönlendiriyoruz. Geçenlerde eşiyle problemi olan bir kardeşimiz bizi duymuş, geldi. Bu vatandaş eşini öldürmek için pusuya yatmış. İlgilendik, yapma etme, sana bir iş buluruz, sorunlarını çözeriz dedik. Bir hafta misafir ettik, sohbet ettik vazgeçirdik. Şimdi duyuru panomuza ismini, vasfını yazdık, inşallah iş de bulacağız.

Allah sizden razı olsun hocam, siz ilgilenmeseniz az ilerinizde kiliseler var, belki bu gençler üç-beş kuruş yardım karşılığında dinlerini değiştirecekler. Siz İmamlığın sadece namaz kıldırmak ve vaaz etmekten ibaret olmadığını bize gösterdiniz. Rabbim toplumun derdiyle dertlenip yarasına merhem olmaya çalışan imamlarımızın sayısını artırsın.

Hizmetleriniz daim olsun hocam…

Okumaya Devam Et...

Söyleşi

25/Sorgusuz Sual- Ömer Aksoy/Öğretmen

1965 yılında Trabzon da doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi Trabzon İmam Hatip Lisesinde okudu. İlahiyat Fakültesi’nden mezun olan Aksoy, lisans eğitiminin ilk iki yılını Erzurum’da; son iki yılında Bursa’da okudu. Öğretmen ve idareci olarak Mardin, Bayburt ve Türkmenistan’da görev yaptı. Halen Trabzon ‘da öğretmenliğe idareci olarak devam eden Ömer Aksoy’a göre sevginin tanımı ”Masum İlkokul aşkları” şeklinde oldu.

EKLENDİ

:

1-  Sizi çarpan ilk kitap?

Huzur Sokağı- Şule Yüksel Şenler.

2- Yayımlanmış kitaplardan birini siz yazmış olacaksınız, hangi kitap?

Safahat- Mehmet Akif Ersoy.

3- Yaşamayan/yaşayan bir yazar veya şairle bir gününüz var. Kimi seçtiniz?

Mehmet Akif Ersoy.

 4- Şiir mi, düzyazı mı?

Şiir tabii ki.

5-  İzlemelere doyamadığınız film?

Aamir Khan- Dangal.

 6- Dizi, film, belgesel?

Dizi.

7- Sizi en çok ne üzer?

Yapmadığım bir şeyle itham edilmek.

8- Ruhunuzda derin iz bırakan şarkı?

Dünyada ölümden başkası yalan- Candan Erçetin. 

9- Yaşamak/ölmek istediğiniz şehir?

Bursa.

10- Hayattaki en önemli üç kavram?

Sevgi-Umut-Yardımlaşma.

11- Günlük hayatta kullanmayı en çok sevdiğiniz kelime?

Hikaye…

12- Nefret ettiğiniz kelime?

Yalancı.

13- Başarı sizce nedir?

Hedefi için çaba göstermek.

14- Ne olmadan yaşayamazsınız?

Kitaplarım.

15- İlk aldığınız hediye neydi, kimdendi?

Bir kurşun kalem. İlkokul öğretmenim Ali Haydar İslam ‘dan.

16- Hangi gün unutulmazınız?

Erzurum İlahiyatta Hazırlık sınıfı muafiyet sınavını kazandığımı panoda gördüğüm gün.

17- Facebook/İnstagram/Twitter güne başlarken ve günü kapatırken hangisini kullanıyorsunuz?

Facebook.

18- Sizce çocukluk?

Köyde sığır çobanlığı.

19- Sevgi neydi?

Masum İlkokul aşkları.

20- Yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey?

Eşimle birlikte hac yolculuğu.

21- Bir gece uyuyorsunuz sabah bir lisanı ana dil akıcılığında konuşma yetisine sahipsiniz. Hangi dil?

Fransızca.

22- Dilediğiniz bir dönemde yaşayacaksınız. Hangi dönem?

Gün bu gündür.

23- ‘Şimdiki aklım olsa’ diye başlayan cümleyi nasıl tamamlarsınız?

Fırsat eldeyken daha çok yer gezerdim.

24- Annenize ve babanıza çok isteyip de kuramadığınız cümle ne olur?

Bu konuda haklı olduğumu bildiğiniz halde niçin söyleyemezsiniz.

25- Sizce ‘insaniyet’?

Bir büyük köy olan dünya hepimize yeter birbirimizin haklarına riayet edelim: Merhamet…

Okumaya Devam Et...

Söyleşi

25/Sorgusuz Sual-Kürşat Dulkadir/Daire Başkanı

1979 yılı Malatya doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Malatya’ da bitirdi. Lisans öğrenimini Sütçü İmam Üniversitesi Kimya bölümünde, yüksek lisansını Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesinde tamamladı. Yaklaşık 16 yıllık Tokat mesaisinde 4 yıl öğretmenlik 12 yıl çeşitli kademelerde idarecilik yaptı. 2019 yılında Özel Eğitim ve Rehbelik Hizmetleri Genel Müdürlüğüne ‘Daire Başkanı’ olarak atandı. Evli, bir erkek bir kız çocuğu bulunmaktadır. Kürşat Dulkadir’in aldığı ilk hediye tuttuğu oruca karşılık yengesinin kendisini sırt üstünde mahallede gezdirmesi oluyor.

EKLENDİ

:

1- Sizi çarpan ilk kitap?

Âmâk-ı Hayâl.

2- Yayımlanmış kitaplardan birini siz yazmış olacaksınız, hangi kitap?

Kürk Mantolu Madonna.

3- Yaşamayan/yaşayan bir yazar veya şairle bir gününüz var. Kimi seçtiniz?

Mitat Enç.

4- Şiir mi, düzyazı mı?

Düzyazı. Ayrıntılı anlatmayı severim.

 5- İzlemelere doyamadığınız film?

Akıl Oyunları.

6- Dizi, film, belgesel?

Film, bazen kurgu bazen gerçek ama ufku geniş filmler

7- Sizi en çok ne üzer?

Çaresiz kalmak, çözüm bulamamak, hele de sevdiğin biri için.

 8- Ruhunuzda derin iz bırakan şarkı?

Yüksek Ayvanlarda Bülbüller Öter. Bağda bahçede çalışırken babam mırıldanırdı.

9- Yaşamak/ölmek istediğiniz şehir?

Malatya/Malatya.

10- Hayattaki en önemli üç kavram?

İman, Çocuk, Haysiyet.

11- Günlük hayatta kullanmayı en çok sevdiğiniz kelime?

İnşallah.

12- Hoşlanmadığınız bir kelime?

“Bana ne” ne kötü kelime.

13- Başarı sizce nedir?

İnsanın hayata geliş gayesini yerine getirmesidir başarı.

14- Ne olmadan yaşayamazsınız?

Aile, akraba, dost, ahbap, arkadaşlar…

15- İlk aldığınız hediye neydi, kimdendi?

Hatırladığım ve unutamadığım ilk hediyem büyük yengemden. İlk tuttuğum oruca karşılık sırt üstünde mahalle gezisi.

16- Hangi gün unutulmazınız?

Oğlum Göktürk’ün dünyaya geldiği gün. Aynı günde her an birbirini kovalayan o heyecanı, korkuyu, sevinci unutamam.

17- Facebook/İnstagram/Twitter güne başlarken ve günü kapatırken hangisini kullanıyorsunuz?

Günü kapatırken twittera bakarım. Diğerlerini pek kullanmam.

18- Sizce çocukluk?

Her daim keşke diye iç geçirdiğim, huzur, saflık, kaygısızlık.

19- Sevgi neydi?

Babamın “Vay! Allah’ına kurban” demesiydi sevgi.

20- Yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey?

Bir üniversitenin bir fakültesinin dekanına “Haksızlık yapıyorsunuz!” diyemedim hala uhdedir içimde, sonra hoca vefat etti.

 21- Bir gece uyuyorsunuz sabah bir lisanı ana dil akıcılığında konuşma yetisine sahipsiniz. Hangi dil?

Ne yazık ki İngilizce.

 22- Dilediğiniz bir dönemde yaşayacaksınız. Hangi dönem?

Soyadımdan dolayı Osmanlı-Yavuz dönemi.

23- ‘Şimdiki aklım olsa’ diye başlayan cümleyi nasıl tamamlarsınız?

Üzüldüğüm bir çok şeye üzülmezdim.

24-  Annenize ve babanıza çok isteyip de kuramadığınız cümle ne olur?

Ben hala sizin küçük oğlunuzum.

25- Sizce ‘insaniyet’?

Bazen yola fırlayacak kediyi korkutmaktır geri kaçsın diye, bazen fırçayı yiyeceğini bile bile uyarmaktır arkadaşını, amirini, memurunu, büyüğünü, küçüğünü, bazen bir film seyrederken ağlamaktır acılı babaya, anneye… Doğru sözdür, merhamettir, kararmamış kalptir insaniyet.

Okumaya Devam Et...

Çok Okunanlar