İçinde bulunduğumuz yıl, yağış bakımından son yılların en verimli ve bereketli dönemi olarak kayıtlara geçti. Geçtiğimiz yıllarda ülkemizde ciddi anlamda kuraklık korkusu ve endişesi yaşanırken, “Türkiye çölleşiyor mu?” söylemleriyle karışan tartışmalardan sonra kış aylarında görülen kar ve yağmurla birlikte Bahar aylarında Rabbimizin lütfu olarak yağan etkili yağmurlar (bir yerde) bahar havasının yeniden ve derinden hissedilmesini sağladı. Yaşanan pek çok olumsuz tablo ve olaylar zinciri varken ilahi yasanın kendini bu şekilde göstermesi hepimiz için bir umut kaynağı, aynı zamanda pozitif duygu ve düşüncelerin vesilesi oldu.
Başlıkta geçen Yahudilik ve Bahar yağmuruna gelince; doğrusu “Bahar, yağmur ve Yahudiler” şeklinde kesinleşmiş ve net kavramlar hiyerarşisi söz konusu değildir; ancak sözü edilen üç unsurun da dinî ve kültürel metinlerde ayrı ayrı değerlendirildiği görülmektedir. Konunun dinî anlamı ve öneminin daha iyi anlaşılması için önce İslâm’a sonra Yahudiliğe bakalım.
İslâm açısından baktığımızda; Bahar ve yağmur genelde rahmetin, dirilişin ve bereketin en önemli sonuçlarından biri olarak kabul edilir. Nitekim Kur’an’da yağmurun ölü toprağı diriltmesi, insanın yeniden dirilişine bir işaret olarak anlatılır. (Fâtır, 9. âyet)
Peki bahar, yağmur ve Yahudilik üçlüsü bir arada neden kullanılır, bu ne anlama gelir?
Yahudilerde bahar yağmuru ile yıkanma: Yahudilerde “bahar yağmuru ile yıkanma” şeklinde özel, mevsime bağlı bir ibadet zorunluluğu yoktur; ancak bu ifade, Yahudi geleneğindeki ritüel temizlik (arınma) anlayışıyla ilişkilendirilebilir. Nitekim bazı Yahudi topluluklarında bahar yağmurlarına ayrı bir anlam yüklenir.
Tabi burada temel kavram Mikve’dir. Yahudilik’te Mikve (İbranice’de Mikveh), maddi veya manevi temizliğini yitirmiş bir Yahudi’nin, belli kural ve kaidelere bağlı kalarak, içine dalıp çıktığında kirlerinden temizlenmesini sağlayan, Yahudi şeriatına uygun şekilde hazırlanmış, içi su dolu havuzdur. Mikve bir yetişkinin dalabileceği büyüklükte olmalıdır. İçi musluk suyu ile değil serbest akan su veya yağmur suyu ile dolmalıdır. (M. Hadi Tezokur, “Yahudi Dinsel Yaşamında Mikve’nin Yeri ve Önemi”, 101)
Yahudi şeriatına göre, başka bir dinden Yahudiliğe geçen kişinin mikvede yıkanması gerekmektedir. Böylece geçmişte sahip olduğu manevi kirlerden arınarak yeni bir sayfa açmış olur. Yahudi şeriatında din değiştiren kişinin mikveye girişi, ana rahmine düşmeyi, mikveden çıkışı da doğuma benzetilmiş ve söz konusu ritüelin yeni bir kimliğe bürünmeyi sembolize ettiği düşünülmüştür. (Çiftçi-Kaçar, Kutsal Nesneler.)
Mikve; belirli şartları taşıyan doğal suyla (yağmur suyu, kaynak suyu) yapılır. Kişi tamamen bu suya girerek ritüel temizlik kazanır. Özellikle aile hayatı, ibadet ve bazı dinî durumlar için gereklidir. İşte bu noktada yağmur suyunun önemi devreye girmektedir. Zira mikvenin geçerli olabilmesi için suyun doğal olması lazım gelir. Buna göre “yağmurla yıkanma” doğrudan sokakta yağmur altında yıkanmak değil, yağmur suyunun kutsal temizlikte kullanılmasını ifade eder.
Mikve hayızlı kadının temizlenmesiyle ilişkili olarak da ele alınır: Yahudilik’te hayızla ilgili dinî anlamda “niddah” (ayrılan) kavramı kullanılır. Eski Ahid’de hayızlı kadın, hayız bittikten sonra yedi gün boyunca “murdar (teme’ah)” kabul edilmiş ve buna göre bazı yükümlülüklere tâbi tutulmuştur (Levililer, 15/19-24; 18/19; 20/18; II. Samuel, 11/4; Hezekiel, 22/10). Hayızlı kadının dokunduğu herhangi bir şeye temas etmek murdarlığı bulaştırdığından yasaktır. Yahudilik’te kadın, bu sürenin sonunda “mikve” denilen gusül abdestine benzer bir banyo yapar ve ancak bu banyodan sonra temiz (tehorah) olma vasfını kazanır. (Yiğitoğlu, Yahudilikte Kadınların Regl Dönemi/Niddah İle İlgili Hususlar, 225-232)
Oysa İslâm kadın için bu süreci farklı değerlendirmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de hayızın bir nevi sıkıntı ve rahatsızlık hali olduğu vurgulanır, (el-Bakara 2/222) böylece konunun psikolojik ve fizyolojik yönlerine dikkat çekilir. Buna bağlı olarak dinî ve sosyolojik bazı hususlar dile getirilir. Nihai olarak hayız hali sona eren kadının İslâm fıkhı açısından temiz olan bir suyla gusül alması yeterlidir. Cünüb olan erkeğin temiz bir suyla gusül almasında da aynı durum geçerlidir. İslâm’da hem kadın hem de erkek için bununla ilgili farklı bir ritüel söz konusu değildir. (Diyanet İslam Ansiklopedisi, “Hayız” maddesi).
Kaynaklar:
- Halit Ahmet Çiftçi, Furkan Kaçar, “Sinagogda Sembolik Değere Sahip Kutsal Nesneler”, Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 50 (Haziran 2023/1), 119-136.
- Hadi Tezokur, “Yahudi Dinsel Yaşamında Mikve’nin Yeri ve Önemi”, Bütün Yönleriyle Yahudilik, 18-19 Şubat 2012 (Uluslararası Sempozyum) Dinler Tarihi Araştırmaları _ VIII, Ankara, 2012. ss. 99-118.
- Mustafa Yiğitoğlu, Yahudilikte Kadınların Regl Dönemi/Niddah İle İlgili Hususlar, EKEV AKADEMİ DERGİSİ, ICOAEF Özel Sayısı 2019, ss. 225-232.
- Yunus Vehbi Yavuz, “Hayız”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 1998, Cilt 17, ss. 51-53.
