Afganistan’la ilgili ilk yazım güzel ma’kes buldu. Bazı dostlar da Taliban hükûmetiyle ilgili başka soruları yöneltince ikinci bir yazıyı yazma zarureti hissettim. Birinci yazı da özellikle kısa olmasına özen gösterince yaşadıklarımın ve gördüklerimin önemli bir kısmını atlamıştım. Bu yazıda gördüklerimi ve gözlemlerimi daha detaylı yazmaya çalışacağım.
Benim daha analitik bir şekilde yazmama vesile olan ve üst düzey yetkililerle görüşmeme vesile olan iki arkadaşı anmadan geçemeyeceğim. Birisi birinci yazıda da belirttiğim TİKA Herat Koordinatörü Arafat Deniz. Arafat Bey çalışkanlığı, ufku, kendi ülkesini iyi temsil etme isteği, herkese faydalı olma arzusu, Afgan halkıyla samimi ilişkileri ona çok farklı bir prestij kazandırmıştır. Kâbil’de ilk görüştüğüm üst düzey yetkili Türkiye’ye olan sevgisini dile getirirken hemen Arafat Bey’e atıfta bulundu ve samimi çalışmalarını dile getirdi.
İkinci şahıs ise Türkiye’de lisans, yüksek lisans ve doktorasını yapan, şu anda Pervan Üniversitesinde doçent olarak görev yapan ve Türkiye’yi seven, akıllı ve zeki gördüğüm birkaç yıl kendi üniversitesinde rektör yardımcılığı yapan (onlarda doçent rektör yardımcısı olabiliyor) Mübin el- Haşimi’dir. Toplum üzerindeki gözlemlerimin bir kısmını ona, bir kısmını da Herat TİKA ofisinde çalışan Türkiye mezunu mimar mühendis Hamdullah Bey’e borçluyum.
2020’de Mısır’da basılan bir kitabım Herat Üniversitesi hocalarının eline geçmiş ve onların bervechi âdeti olduğu üzere kitabın tanıtımı için üniversite beni davet etti. Biz de bunu bahane ederek yola çıktık. Zaten Afganistan’ı ve Taliban Hükûmetini çok merak ediyordum ve yerinde görmek istiyordum. Çünkü Batı güdümünde çalışan bir medyaya İslam’la ilişkilendirilen bir hükûmet hakkında ne kadar güvenebilirdik? Bütün derdim Taliban Hükûmeti üzerinden İslam’a yapılan saldırıların gerçekliğini görebilmekti. Cenab-ı Allah da böyle bir fırsat ihsan etti.
Afganistan’ın çarşısına, pazarına, camisine, lokantasına gittiğimizde her şeyi normal gördüm, olağanüstü bir durumla karşılaşmadım. Kadınları serbest, isteyen makyajlı, isteyen peçeli gezebiliyordu ama bunun ötesinde açık saçıklığa izin vermiyorlar. Dükkânların çok, ihtiyaç maddeleriyle dopdolu olduğunu ve herkesin gücüne göre alışveriş yaptığını, şehirlerinin çok güzel bir şekilde ışıklandırıldığını gördüm. Şu var ki Amerikan yönetiminin ve 44 yıllık savaşın bıraktığı enkazı hemen kaldırmak kolay değildir. Her şeye rağmen Taliban Hükûmeti ülkenin siyasî birliğini sağlamış muhaliflerin farklı davranmalarına izin vermiyor. Bu da önemli bir başarıdır.
Mübin Bey bizzat bana şunu anlattı: “Bizim toplumumuz muhafazakâr bir toplumdu. Amerika, toplumumuzu bozdu. Mesela ben küçüklüğümde bizim çevrede tek bir boşama olayını duymadım, boşama bizde çok ayıp karşılanıyordu. Bizde intihar yoktu. Amerika buraya girdikten sonra toplum çok bozuldu, toplumda boşanmalar çoğaldı ve intiharlar görülmeye başladı. Hatta bizim mahallerimiz ahlak, edep, irfan açısından birer mektep gibiydi; mahallelerden çok şey öğreniyorduk. Amerika buralara geldikten sonra mahallelerin yapısı bozuldu, şimdi çocuklarımızı mahallenin içine bırakmak istemiyoruz.”
“Taliban Hükûmeti’nin en büyük özelliği nedir?” diye sorarsanız bana göre onun güvenliği sağlamak için emniyet tedbirlerini ve vergileri sıkı bir şekilde almış olmasıdır. Onun için kontrol noktaları fazladır ve sıkı denetimler yapılıyor. O noktalarda bizim Türkiye’den geldiğimizi öğrenince en azında bir selamla bize bir jest yaparlardı. Görebildiğim kadarıyla Afgan toplumu muhalefet çetelerinin çokça sindiği bir toplumdur. Özellikle Amerikalıların ekmiş olduğu nifak ve sekülerleşme/İslami yönetim karşıtlığı tohumlarının toplumdan tasfiyesi zaman ister. Ancak Taliban Hükûmeti bunun farkında olduğu için emniyet tedbirlerini sıkı tutmaktadır. Bu da bir başarıdır. Şu anda ne Şia’nın ne de diğer muhalif grupların sesi çıkıyor, hükûmet buna izin de vermiyor. Ancak yerli halktan aldığım bilgilere göre Ahmet Şah Mesud’un oğluna bağlı direniş grupları Taliban askerlerine karşı zaman zaman bazı saldırılar düzenlemektedirler. Bunlar bizim buradaki terör eylemleri gibidir. Yani Taliban şu anda bütün ülkede duruma hâkimdir. Ülkenin siyasî birliğini bozmaya yönelik kimsenin sesinin çıkmasına izin vermiyor. Böyle de olması gerekir. İstisnai bazı terör eylemlerinin dışında bir şey görülmüyor. Taliban’ın bu konuda ufak bir taviz vermesi durumunda hemen tüm nifak çeteleri boy göstermeye geçecekler. Zaten Amerika, nifak siyaseti gereği orada hayli zehirli tohumlar ekmiştir ve elbette orada da ülkeyi karıştıracak bazı odaklar bırakmıştır. Ama toplum tarafından bir şey hissetmedik. Ziyaret ettiğimiz bir yetkili yapmakta oldukları sanayileşme hamleleri bağlamında masasında duran bir içeceği göstererek “Bunu biz burada imal ediyoruz. Amerika’ya da veriyoruz. Onlar ise karşılığında bize bomba veriyorlar.” demişti. Şunu demek istemişti: “Biz onlara hayat suyu veriyoruz, onlar ise bize ölüm veriyorlar.”
Kâbil’den sonra Herat’a geçtik. Herat geçmişte İslam medeniyetinin ilim ve irfanıyla teşekkül ettiği önemli ilim merkezlerinden biridir. Razi, Harezmî, Ali el-Karî, Mevlana, Şah-ı Nakşibend ve Ali Şir Nevaî gibi onlarca büyük âlim ve mutasavvıfın uğrak yeri ve yetiştiği bir yerdir. Şah-ı Nakşibend gibi büyük mutasavvıfların halvethanesi Herat Ulu Camisi’nde hâlâ canlı duruyor.
Herat’ta yoğun ve farklı temaslara başladık. Bizim kitap tanıtım programımıza Herat Valisi, üniversite rektörü ve Başkonsolosumuz olmak üzere yaklaşık 250 kadar akademisyen katılmıştı. Program çok olumlu bir yankı bıraktı. Hatta Türkiye’ye döndükten birkaç gün sonra bile Herat’tan bir arkadaş arayarak bize kitabınızın yankısı hâlâ sürüyor, demişti.
Herat Valisi, programda öğretim üyelerine yönelik öğüt ve ders dolu bir konuşma yaptı. Vali Taliban öncesinde Herat’ta bir medresede müderristi. Sevilen ve idaresi beğenilen biridir. Bizi konutuna akşam yemeğine davet etti. Yemekte Başkonsolosumuz, TİKA koordinatörümüz de vardı. Taliban hükûmetine yönelik önerilerimizi hem sözlü hem yazılı olarak verdik. Hazır olan bazı bürokratlar önerilerimizi beğenmiş olacak ki bunu Peştunce’ye çevirip yayacaklarını söylediler. Vali Bey çok ilgiliydi ve makul bir insandı, dünya siyasetini bildiği de belliydi.
Afganistan’ın genelinde görülen sıkı güvenlik tedbirlerinde insanlara eziyet verilmediğini sadece sıkı kontrollerin yapıldığını gördüm. Mübin Bey’in anlattığına göre Taliban işbaşına geldiği ilk günlerde askerleri sert davranıyor ve insanlara bazen eziyet veriyorlardı. Şimdi ise iyi, kimseye eziyet vermiyorlar. Buralarda aleyhlerinde kara propaganda yapıldığı gibi kimsenin bıyığına sakalına da karışmıyorlar. Ben de görüştüğüm üst düzey bir yetkiliye halka eziyet verilmemesi gerekir dediğimde bana şunu söyledi: “Bir polisin bir vatandaşa eziyet verdiğini Bakanımız duyunca bizzat mağduru aradı ve polisin görevine de hemen son verildi.” Şunu da anlattılar: Önce polis ve Taliban askerleri sivil kıyafetle iş yapıyorlardı, şimdi ise polis üniforması giyiyorlar. Yani daha nizami bir duruma geldiler. Bu da olumlu bir gelişme.
Herat’ta TİKA’nın restore ettiği ve toplumda çokça beğeni aldığı Mevlana Cami ve Fahreddin Razi’nin mezarlarını ziyaret ettik. Ayrıca TİKA 800 yıllık Herat Ulu Cami abdesthane ve tuvaletlerini yapmış, bu da hayli takdir aldı. Bunları görünce hükûmetimizin bu faaliyetlerini çok takdir ettim. Ayrıca Afganistan hükûmetiyle yürüttüğü sessiz diplomasisini de takdir ettim.
Herat’ta medreseleri gezdik. Ziyaret ettiğim medreselerin hepsinde erkek öğrenciler ve kız öğrenciler yer alıyordu. Kız öğrenciler yüksek seviyelere kadar okuyabiliyorlardı. Hocaları da kadındı. Dolayısıyla Afgan toplumunda çok makbul olan İslami eğitim hususunda kadınlara yönelik hiçbir kısıtlama yoktu. Ama üniversitelerde fen ilimleri konusunda henüz izin vermiyorlar. Ancak hükûmet kendi birliğini bozmamak için vasat bir çözüm üzerinde çalışıyor. Gördüğüm medreselerin maddi imkânları çok kısıtlıdır. Zor ve kıt imkânlarla eğitimlerini sürdürüyorlar. Genellikle medreseler nüfus yönünden çok kalabalık; hepsi halkın yardımlarıyla çalışıyor ve hükûmetin medreselere yardımı yok. Hem üniversitelerde hem de medreselerde eğitimin hayli zayıf olduğunu gördüm. Bunun için Türkiye’den hem eğitim hem ticaret hem de sanayileşmede destek beklediklerini bazılarından duydum. Mezhebi taassubun halk arasında da olduğu hissedilebilir. Ancak hükûmet yetkilileri karşılaştıkları ilim insanlarına Hanefî olduklarını söyleseler bile mezhebi ve ırki taassubun zararlı olduklarının farkındadırlar.
Şehirleri Mısır gibi çok kirli değil ama çok daha temiz de olabilir.
Olumlu ve samimi telkinlere açık olduklarını her karşılaştığım üst düzey yetkililerde gördüm. Örneğin İçişleri Bakanlığında önemli bir konumda olan bir yetkiliyle görüştüğümüzde halkın güvenini sağlamalarının gerekliliği, kadın eğitimi ve Taliban hükûmetinin başarı dışında şanslarının olmadığı yönünde bazı telkinlerde bulununca adamın gözünde yaşlar aktığını gördüm ve bana hocam keşke bu önerilerinizi yazılı olarak verseydiniz deyince hemen yazılı olanı takdim ettim, o da çok memnun oldu. “Ben önümüzdeki on beş gün içinde Emirülmüminin’le görüşeceğim ve bizzat bu notları ona takdim edeceğim. İçişleri Bakanımız yurtdışındaydı, dönmüşse bugün sizi onunla da görüştüreceğim” dedi. Kalktığımda da beni öptü.
Hülasa, Müslümanlar Taliban hükûmetini değerlendirirken Batı’nın/Amerika’nın seküler, pozitivist, sömürgeci ve İslam’ı ve Müslümanları dışlayan zihniyetiyle değerlendirmemeleri gerekir. İslam’ın/Hakk’ın ve adaletin yanında ve tarafında olmaları gerekir. Batı’nın/ Amerikan’ın sahte ve münafıkça olan demokrasi ve insan hakları söylemlerine asla güvenmemeleri ve bununla değerlendirmelerde bulunmamaları gerekir. Daha evvel Bosna-Hersek, Mısır ve şimdi de Gazze barbarlıkları bunların insan hakları ve demokrasi konularında ne kadar samimiyetsiz, münafık ve sahtekâr olduğunu bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.
