Bizimle İletişime Geçin

Kültür Sanat

Alnımızın Yazısı

Müzik amaç değil araçtı. Arayışın diliydi. Maksat görüntü ve gürültü değil, cihad bilinen ve bellenen faaliyetlerdi. İslam hareketti. Hareket de İslam’dı. “Gönül gönüle değince yol mu dayanır”dı… Ellerimizle alkış tutmaz, yumruk yapardık. “Doğ ey güneş” derken salonu inleten avuçların birbirine çarpması değil avaz avaz dalgalanan tekbirlerdi.

EKLENDİ

:

“Duy Resulü kardeşim” diye başlayan sağlam bir ezgi vardı. Dinlerken din’lendiren…

Ağlatmasa da uyandıran! Mendil değil yara bandı uzatan. Duygulandırmak yerine düşündüren cümleleri kulaklara taşıyan.

Son sözü “Hak batılı hep yener!” olan.

“Aman efendim aman” gibi… Duyarlılık sahibi ve oyunbozan.

Ömer Karaoğlu seslendiriyordu. Müziğin “kahrolası” dediği endüstriyel boyutuna takılmıyordu. Emeğine değer biçilmesi taraftarı değildi. Popülerlik kaygısı yoktu ve yaptığı bir arayıştı.

“Sahne Gericisi’nden Bir Vaaz Bir Diyalog” kitabının yazarıydı. Yaşadığı zamana ve mekâna dair iyi niyetli bir paylaşma isteği olan eser, mütevazı bir şahitlik amacı taşıyan denemelerden oluşuyordu ve 100 sayfadan fazlaydı.

Âlimdi.

Biz onu hep sahnelerde, ekranlarda gördük belki ama aslında o akademinin de adamıydı. Sadece salonların değil, kürsülerin de hocasıydı. İstanbul Üniversitesi’nde İktisat Fakültesi profesörü oldu. Osmanlı ve Türkiye iktisat tarihi üzerine yazdıkları mikrofonların ötesinde kalan, zahmetli ama zevkli çalışmalardı.

“Ey şehid…” demek için Abdulbaki Kömür ile çıktıkları sahnede büyük gözlükleri vardı. Bıyıklıydı. Bugün yüzüne yakışan güzel sakalları o zaman yoktu. Yan yanaydılar. Abdulbaki Kömür derin ve kararlı bakıyor, Ömer Karaoğlu ise ciddi duruyordu. Alnı öpülesiler, dağ gibiydi. Hayat iman ve cihad’ın alnımızın yazısı olduğunu söyleyerek söze başlıyorlardı. Ezgi dilinin besmelesiydi sanki bu.

Kumaş bir pantolon ve ceket vardı üzerinde. Mahallede, sanatçı duruşu gibi kasıntı tavırlar iyi ki yoktu. Misafirliğe gidilir gibi bir doğallıkla çıkılırdı insanların karşısına. Kimsenin birbirinin kılığının uyumuyla, kombiniyle ilgilenmediği suret değil mana günleriydi.

Müzik amaç değil araçtı. Arayışın diliydi. Maksat görüntü ve gürültü değil, cihad bilinen ve bellenen faaliyetlerdi. İslam hareketti. Hareket de İslam’dı. “Gönül gönüle değince yol mu dayanır”dı.

“Hadi Ammar, durma at” dediğinde salonlar ayağa kalkardı. Herkes o coşkuyla içinden geçen ne varsa fırlatır atardı suratsızların gıyabına. Nabızlar ve öfkeler yükselirdi.

“Bin atlı o gün çocuklar gibi şendik” heyecanıyla at koşturan, ayet ayet sure sure ilerleyen süvarilerdendi. Mavi Marmara’nın şahit yolcularından…

“Gökyüzü depremleri” yeryüzü sakinlerini harekete geçirebilmek içindi. Gürleyin dediği dağları Allah aşkına zalimin üstüne devrilmeye, zalimlere hak sözü söylemeye çağırırdı.

İnsan yok muydu? Neden depremler vicdanlarda değil gökyüzündeydi ve gürleyişler davacılar yerine heybetli dağlara düşüyordu? Kulluk şuuruna ererek özgürleşen insan neden kuşlar kadar hür olmak isterdi?

Yıllar ilerledikçe küçülen ve kibarlaşan gözlüğünün ötesinde, sesiyle gözleri açmaya çalışan zayıf cüsseli, derviş gönüllü bir tabip vardı sanki.

Baskı, zulüm, yok saymalarla geçen yıllarda yeni bir soluk arayışıydı yaptığı. İktisatla müzik arasında muktesit bir dengede durmaya çalışıyordu. İmaja karşıydı. Deodorant değil, ter kokuyordu. Çünkü koşturuyordu. Ayıp mıydı? Yorulmuyordu.

Mikrofonu hangi elinde tuttuğunun bir önemi var mıydı? Neden sakal bırakmadığı bizi ne kadar ilgilendirirdi? Sesini mi beğeniyorduk sesiyle taşıdığı sözlerini mi? Bize bizi anlatan çalışmalarında manayı şekle kurban mı edecektik?

“Her eylem yeniden diriltir beni” dedikçe rahatlama gafletine mi düşüyorduk yoksa gerçekten içten içe dirilip tazeleniyor muyduk?

Ellerimizle alkış tutmaz, yumruk yapardık. “Doğ ey güneş” derken salonu inleten avuçların birbirine çarpması değil avaz avaz dalgalanan tekbirlerdi.

Karşıt roller vardı.

Bolca; Az bir bedele karşı ayetleri satanlar. Müslüman kardeşini sevmekte zorlananlar. Menfaat ve mal için kulluğu unutanlar. Raftaki kitabı tozlandıranlar. Yavruların zihnine birden fazla din sokanlar.

Azca; Uyanacak Müslümanlar. Küfrün cellâtlarını bir yumrukta yere serenler. Birbiriyle barışanlar. Kur’an ve sünneti yaşamakta yarışanlar. Varacağı yer cennet olanlar. Hakkın batılı yeneceğine her zaman inananlar.

Gündem duvarımızdan düşen tabloyu yerine tekrar asmak için lazım olan çiviler gibiydi sözler.

Coştukça coşan, çağlayan olan, uzandıkça peygamberi bulan eller…

Savaşa kalbiyle girenlerin aldığı bin yaranın her biri için ayrı ayrı yazılmış reçete cümleler…

Bir bomba gibi göğüslerde taşınan bu ezgi ve marşlar eskimedi ama eskiden çokça dinlenir ve söylenirdi.

“Öncekilerin başına neler geldi neler…”

Okumaya Devam Et...

Kültür Sanat

Saliha Gül’ün Vefatına Tarih

EKLENDİ

:

Saliha Hanım

Merhûme Hanım

Elif’im çıktı:

”Mağrûfe Hanım”

2021

Prof. Dr. Mustafa Kara / Bursa

Okumaya Devam Et...

Kültür Sanat

Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz Öykü ve Deneme Yarışması Sonuçları Açıklandı

Bizler de “insaniyet.net” ailesi olarak Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz’ı minnet ve hasretle yâd ediyor, deneme dalında “Sorular Mı İsabetli, Gözlem Mi?” başlıklı yazısıyla birinci olan yazarımız Dr. Canan Olpak Koç’u tebrik ediyoruz.

EKLENDİ

:

Adalet Bakanlığı tarafından Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz adına düzenlenen Öykü ve Deneme Yarışması sonuçları açıklandı.

Çok sayıda katılımın olduğu yarışmada dereceye girenler, seçici kurulun yaptığı değerlendirmeler sonrasında ilan edildi.

31 Mart 2015’te görevi başında şehit edilen Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz’ın hatırasının yaşatılması adına “Bir ömür adalet uğruna” temasıyla düzenlenen öykü ve deneme yarışmasının seçici kurul üyelikleri Doğan Hızlan, İbrahim Tenekeci, Leyla İpekçi, Prof. Dr. M. Fatih Andı ve Necip Tosun isimlerinden oluştu.

Yarışmada 623 öykü, 475 deneme olmak üzere 1098 eser değerlendirildi. Eserler dil, üslup ve özgünlük bağlamında değerlendirildi.

Deneme dalında “Sorular mı İsabetli, Gözlem mi?” adlı yazısıyla Canan Olpak Koç birinci, “Adaleti Dert Edinmek” yazısıyla Nazım Taha Koçak ikinci, “İhtişamdan Taşan Hakikat” yazısıyla Aleyna Dilara Tosun üçüncü oldu.

Öykü dalında ise Akif Yıldırım “Tuz Ekmek Hakkı” öyküsüyle birinci, Mehmet Açıkgöz “Çöl Ayetleri” adlı eseriyle ikinci olurken Gül Altınok da “Sınırda” başlıklı çalışmasıyla üçüncülüğe layık görüldü.  

Bakanlığın adalet, merhamet, vicdan kavramlarıyla genel çerçevesini belirlediği yarışma vesilesiyle Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz’ın hatırası bir kez daha yâd edildi.

Katılımcıların büyük ilgi gösterdiği yarışmada dereceye girenler, önümüzdeki günlerde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle gerçekleştirilecek törenle ödüllerini alacak.

Bizler de “insaniyet.net” ailesi olarak Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz’ı minnet ve hasretle yâd ediyor, deneme dalında “Sorular Mı İsabetli, Gözlem Mi?” başlıklı yazısıyla birinci olan yazarımız Dr. Canan Olpak Koç’u tebrik ediyoruz.

Okumaya Devam Et...

Kültür Sanat

İslam Medeniyetinde Âlim II: Mehmed Emin Er Sempozyumu Düzenlenecek

EKLENDİ

:

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi ve İslami İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi iş birliğiyle “İslam Medeniyetinde Âlim II: Mehmed Emin Er” başlıklı sempozyum düzenlenecek.

İslami İlimlerde emek vermiş âlimlerin tanınması ve bu minvalde yüzlerce talebe yetiştirmiş Merhum Mehmet Emin Er’in ilmî hizmetlerinin yakından tanıtılması amacıyla düzenlenecek sempozyum, 27-28 Haziran 2021 tarihlerinde gerçekleştirilecek.

Sempozyumda, Mehmed Emin Er’in hayatı, ilmî kişiliği ve geride bıraktığı eserlerin incelenmesiyle onun ilim dünyasına katkılarının ortaya konulması hedeflenmekte. Bununla birlikte Mehmed Emin Er’in, Arapça dilbilim (morfoloji, sözdizimi ve mantık gibi) içindeki temel disiplinlerin yanı sıra daha gelişmiş disiplinlere, özellikle Tasavvuf ve İslam Hukuku alanlarına odaklanan çok sayıda eseriyle çok yönlü âlim kişiliğinin irdelenmesi amaçlanmakta. Mehmed Emin Er’in tedrisatından geçmiş öğrencilerin anıları da sempozyum kapsamında bir oturumda ele alınacaktır.

Türkçe, Arapça ve İngilizce tebliğlerin kabul edileceği sempozyumun makale gönderme son tarihi ise 30 Mayıs 2021 olarak belirlendi.

Sempozyumun düzenleme kurulunda, Prof. Dr. Mehmet Ünal, Prof. Dr. Nuri Adıgüzel, Prof. Dr. Ahmet Yıldırım, Prof. Dr. Özcan Güngör, Prof. Dr. Mustafa Özkan, Prof. Dr. Mehmet Halil Çiçek, Prof. Dr. Ömer Yılmaz, Prof. Dr. Zekeriya Akman, Doç. Dr. Cafer Acar,  Dr. Rahim Ay, Dr. Aydın Kudat, Mehmet Nezir Gül ve İbrahim Halil Er yer alırken; yürütme kurulunda, Prof. Dr. Mehmet Ünal, Doç. Dr. Cafer Acar, Dr. Rahim Ay ve Arş. Gör. Aygün Yılmaz isimleri yer aldı.

 

Okumaya Devam Et...

Çok Okunanlar