1. Anasayfa
  2. Kültür Sanat

Alnımızın Yazısı

Alnımızın Yazısı

“Duy Resulü kardeşim” diye başlayan sağlam bir ezgi vardı. Dinlerken din’lendiren…

Ağlatmasa da uyandıran! Mendil değil yara bandı uzatan. Duygulandırmak yerine düşündüren cümleleri kulaklara taşıyan.

Son sözü “Hak batılı hep yener!” olan.

“Aman efendim aman” gibi… Duyarlılık sahibi ve oyunbozan.

Ömer Karaoğlu seslendiriyordu. Müziğin “kahrolası” dediği endüstriyel boyutuna takılmıyordu. Emeğine değer biçilmesi taraftarı değildi. Popülerlik kaygısı yoktu ve yaptığı bir arayıştı.

“Sahne Gericisi’nden Bir Vaaz Bir Diyalog” kitabının yazarıydı. Yaşadığı zamana ve mekâna dair iyi niyetli bir paylaşma isteği olan eser, mütevazı bir şahitlik amacı taşıyan denemelerden oluşuyordu ve 100 sayfadan fazlaydı.

Âlimdi.

Biz onu hep sahnelerde, ekranlarda gördük belki ama aslında o akademinin de adamıydı. Sadece salonların değil, kürsülerin de hocasıydı. İstanbul Üniversitesi’nde İktisat Fakültesi profesörü oldu. Osmanlı ve Türkiye iktisat tarihi üzerine yazdıkları mikrofonların ötesinde kalan, zahmetli ama zevkli çalışmalardı.

“Ey şehid…” demek için Abdulbaki Kömür ile çıktıkları sahnede büyük gözlükleri vardı. Bıyıklıydı. Bugün yüzüne yakışan güzel sakalları o zaman yoktu. Yan yanaydılar. Abdulbaki Kömür derin ve kararlı bakıyor, Ömer Karaoğlu ise ciddi duruyordu. Alnı öpülesiler, dağ gibiydi. Hayat iman ve cihad’ın alnımızın yazısı olduğunu söyleyerek söze başlıyorlardı. Ezgi dilinin besmelesiydi sanki bu.

Kumaş bir pantolon ve ceket vardı üzerinde. Mahallede, sanatçı duruşu gibi kasıntı tavırlar iyi ki yoktu. Misafirliğe gidilir gibi bir doğallıkla çıkılırdı insanların karşısına. Kimsenin birbirinin kılığının uyumuyla, kombiniyle ilgilenmediği suret değil mana günleriydi.

Müzik amaç değil araçtı. Arayışın diliydi. Maksat görüntü ve gürültü değil, cihad bilinen ve bellenen faaliyetlerdi. İslam hareketti. Hareket de İslam’dı. “Gönül gönüle değince yol mu dayanır”dı.

“Hadi Ammar, durma at” dediğinde salonlar ayağa kalkardı. Herkes o coşkuyla içinden geçen ne varsa fırlatır atardı suratsızların gıyabına. Nabızlar ve öfkeler yükselirdi.

“Bin atlı o gün çocuklar gibi şendik” heyecanıyla at koşturan, ayet ayet sure sure ilerleyen süvarilerdendi. Mavi Marmara’nın şahit yolcularından…

“Gökyüzü depremleri” yeryüzü sakinlerini harekete geçirebilmek içindi. Gürleyin dediği dağları Allah aşkına zalimin üstüne devrilmeye, zalimlere hak sözü söylemeye çağırırdı.

İnsan yok muydu? Neden depremler vicdanlarda değil gökyüzündeydi ve gürleyişler davacılar yerine heybetli dağlara düşüyordu? Kulluk şuuruna ererek özgürleşen insan neden kuşlar kadar hür olmak isterdi?

Yıllar ilerledikçe küçülen ve kibarlaşan gözlüğünün ötesinde, sesiyle gözleri açmaya çalışan zayıf cüsseli, derviş gönüllü bir tabip vardı sanki.

Baskı, zulüm, yok saymalarla geçen yıllarda yeni bir soluk arayışıydı yaptığı. İktisatla müzik arasında muktesit bir dengede durmaya çalışıyordu. İmaja karşıydı. Deodorant değil, ter kokuyordu. Çünkü koşturuyordu. Ayıp mıydı? Yorulmuyordu.

Mikrofonu hangi elinde tuttuğunun bir önemi var mıydı? Neden sakal bırakmadığı bizi ne kadar ilgilendirirdi? Sesini mi beğeniyorduk sesiyle taşıdığı sözlerini mi? Bize bizi anlatan çalışmalarında manayı şekle kurban mı edecektik?

“Her eylem yeniden diriltir beni” dedikçe rahatlama gafletine mi düşüyorduk yoksa gerçekten içten içe dirilip tazeleniyor muyduk?

Ellerimizle alkış tutmaz, yumruk yapardık. “Doğ ey güneş” derken salonu inleten avuçların birbirine çarpması değil avaz avaz dalgalanan tekbirlerdi.

Karşıt roller vardı.

Bolca; Az bir bedele karşı ayetleri satanlar. Müslüman kardeşini sevmekte zorlananlar. Menfaat ve mal için kulluğu unutanlar. Raftaki kitabı tozlandıranlar. Yavruların zihnine birden fazla din sokanlar.

Azca; Uyanacak Müslümanlar. Küfrün cellâtlarını bir yumrukta yere serenler. Birbiriyle barışanlar. Kur’an ve sünneti yaşamakta yarışanlar. Varacağı yer cennet olanlar. Hakkın batılı yeneceğine her zaman inananlar.

Gündem duvarımızdan düşen tabloyu yerine tekrar asmak için lazım olan çiviler gibiydi sözler.

Coştukça coşan, çağlayan olan, uzandıkça peygamberi bulan eller…

Savaşa kalbiyle girenlerin aldığı bin yaranın her biri için ayrı ayrı yazılmış reçete cümleler…

Bir bomba gibi göğüslerde taşınan bu ezgi ve marşlar eskimedi ama eskiden çokça dinlenir ve söylenirdi.

“Öncekilerin başına neler geldi neler…”

Dergilere ve okur-yazarlık konulu kitaplara özel ilgisi var. İlk yazıları Genç Dergisi’nin Metin Karabaşoğlu yönetimindeki Yazı Atölyesi köşesinde ayın yazısı seçilerek yayınlandı. www.gencgonulluyuz.biz sitesinin ilk yıllarında Ayşegül Genç rehberliğinde başlangıç düzeyinde sayılabilecek köşe yazarlığı tecrübesi oldu. İlkadım Dergisi’nde köşe yazarlığı, editörlük, yayın kurulu üyeliği, sorumlu yazı işleri müdürlüğü yaptı. İlkadım’ın gençlik eki Genç Adam Dergisi’nin kuruluşunda yer alanlardandı. Genç Doku Dergisi, Adalet ve Medeniyet Dergisi gibi çalışmalara kapak ve köşe yazıları hazırladı. Burs, telif ve imzalı kitaplara layık görülen yılları oldu. www.dunyabizim.com ve www.gencdergisi.com siteleri için zahmetli ama zevkli araştırma yazıları kaleme aldı. Sosyal medya hesaplarından en çok Twitter ile meşgul. “Herkes bildiğinin öğretmeni, bilmediğinin öğrencisidir” noktasından hareketle dertli dergileri ve isimleri takibe devam ediyor. Abone olmak istediği birçok dergi var ama şu an birazla yetiniyor. İbrahim Veli’nin “Eğer herkes aynı fikirdeyse hiç kimse yeterince düşünmüyor demektir.” cümlesini aklından çıkarmamaya çalışarak unutkanlıkla mücadele ediyor. Hikmetli, veciz cümleleri not aldığı bir defter tutuyor. İstikrarlı bir okur olmazsa istediği gibi bir yazar olamayacağını düşünüyor. Samuel Johnson’un ifadesiyle “Yazana zahmet vermeyen bir yazının okuyana zevk vermeyeceğine” inanıyor. Gözlük ve sakalından dolayı Malcolm X’e benzetildiğinde “Sonumuz benzesin yeter…” diyor. Kendisini, diğer çalışmalarıyla birlikte www.insaniyet.net adresi için dertli denemeler yazma konusunda programlıyor. Beş kardeşin beşincisi. Nevşehir doğumlu. İzinli tarihçi. İşçi oğlu işçi. Sivilliği önemseyen, içten içe heyecanlı, pozitif, zahmetsiz, dertli, sakin biri. Misyonu fetva, vizyonu takva. Sade yaşam taraftarı bir hanımla evlilik cüzdanını paylaşıyor. Bir kızı ve oğlu var. Hocasına damat olan kullardan. Başı mim, sonu nun. “Kaleme ve yazdıklarına ant olsun.”

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.