bir sürü söz biriktirmiştim
sonra unuttum hepsini
ve senin sesini
yine de bir hikâyem olmalı gidince
kimi eskimiş kimi pörsümüş anılar
bir eksikliği çağırırken
ve bir hayalet gibi dolaşırken
kararmış bir odanın içinde
yıldızları toplasan da
şehrin ışıkları bir bir vurulurken
ne kadar ısıtırsan ısıt
kaldırımlar öksüz gibi üşürken
mizanın doğru olsa da
yanlışlar doğruları yenerken
metaller artsa da
insanlar birer rakam olurken
kozasında bir kelebek ölürken
yaprakların tümü henüz düşmemiş olsa da
eylül ayağını sürürken
şimdi hangi acıyı dindirirsin
bir avuç suyla şifa diye
söylesene bana
kaç mevsim geçecek üstünden
kaç kere ağaracak
ve kaç kere kararacaksın
çatmayı öğrensen de harfleri
kelimelerimi yine anlamayacaksın
sonra biz yine koşacağız istasyonlara
ve otogarlara
belki soğuk bir metal getirir seni diye
kırılır tüm otobüslerin camları
dolar tuz gibi içimize
kılcal damarlarımızı bile keserek
yine de korkma sen
öğrendik susmayı
gözlerimizi kapamayı
ve atan bir kalbi taş yapmayı
belki putları kırmıştık
zira kendimize tapıyorduk artık
