Bizimle İletişime Geçin

Kitap

Cennet Yolcuları

Dünyada cennet yoktur, dedik. O halde bu yargının sonucu olarak dünyada cennetlik formatında bir insanın olmadığını da söyleyebiliriz.

EKLENDİ

:

Bir kampanya var, duydunuz mu?

Allah’ımızın rahmet kampanyası

sonsuz kadar devam ediyor.

Cennet kayıtları devam ediyor.”

Cemil Gül

Dünyada cennet yoktur. Onu bu dünyada aramak ölümsüzlüğü aramak gibi boş bir hayalden ibarettir. Çünkü insanlar dünyada duyguları, düşünceleri, nefisleri, gelenekleri, zaafları, kusurları, hataları ve inançlarıyla yaşarlar.

Bunlar da insanı çoğu zaman cennet olacak yoldan çıkartarak kaos şarampolüne yuvarlanmasına neden olur.

Her insan kendi ülküsü, inancı, vatanı, çıkarları, menfaatleri için mücadele eder. İşte bu yol cennetin değil karmaşanın, kavganın, tartışmanın, bozgunculuğun yoludur. Herkes kendi davası uğruna mücadele edince ahiretteki gibi bir “Selam Yurdu” ile karşılaşmak mümkün değildir. Çünkü bu beraberinde savaşları, ölümü, gözyaşlarını, kıtlığı, yetimliği ve hepsinden önemlisi umudu ve huzuru yok edecektir.

Cennete yakın bir hayat yaşansa da cennetin kendisinin ahirette, ölümden sonraki hayatta olduğunu bu yazımızda sizinle paylaşacağız. Ancak Allah, bizi bu dünyada cennet olabilecek bir yaşamın yolunu göstererek fani olan dünyamızı en azından fenalıklardan arındırmamızı ve cennete doğru giden yolculuğumuzun emin adımlarla olmasını dilemektedir.

Biz burada İslam’ın cennet anlayışı üzerinde durarak bu yolun rotasının nasıl belirleneceğini ve hayat serüveninin sonunda müjdelenen sona nasıl erebileceğimizi ve bu yolun yolcularının özelliklerini tartışacağız.

Konuya şöyle bir aforizmayla giriş yapabiliriz; “Kalp ve akıl direksiyonuna oturttuğumuz varlık yolculuğumuzun nihayetini de belirleyecektir.

Yol kadar yolculuğumuza kılavuzluk eden de önemlidir. Hani bir atasözümüz vardır; Kılavuzu karga olanın burnu pislikten kurtulmaz.” İşte biz de inancımız gereği konunun başında şöyle bir değerlendirme yapıyoruz: “Kılavuzu iblis olanın nihayeti ateştir.”

İblisin yol arkadaşları cennet yolcusu olabilir mi? İşte dünya hayatında iblislerin olmadığı bir yer ve zaman olmadığı ve zaaflarımız bizi ona doğru kaydırdığı için, yaşadığımız mekanı önünde çeşitli engellerin olduğu cennete giden bir yol olarak görebiliriz.

Dünya imtihan ahiret ceza yurdudur.

Dünyada cennet yoktur, dedik. O halde bu yargının sonucu olarak dünyada cennetlik formatında bir insanın olmadığını da söyleyebiliriz.

Sanıyorum bu konuyu biraz açmam gerektiğini düşünüyorsunuz. Öyleyse birlikte bir fikir fırtınası estirebiliriz.

Kur’an cenneti nasıl tanımlamaktadır?

Yunus’un şiirinde belirttiği şekliyle; Birkaç köşk ve huri olarak değerlendirilmesi doğru değildir. Ancak kanaatimce Yunus bunu cennetin bu özelliklerini küçümsemek için söylememiştir.

Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni

Ben yanarım dünü günü, bana seni gerek seni

Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim

Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni

Aşkın aşıkları öldürür, aşk denizine daldırır

Tecelli ile doldurur, bana seni gerek seni

Aşkın şarabından içem, Mecnun olup dağa düşem

Sensin dünü gün endişem, bana seni gerek seni

Sofilere sohbet gerek, Ahilere Ahret gerek

Mecnunlara Leyli gerek, bana seni gerek seni

Eğer beni öldüreler, külüm göke savuralar

Toprağım anda çağıra, bana seni gerek seni

Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri

İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni

Yunus’dürür benim adım, gün geçtikçe artar odum

İki cihanda maksudum, bana seni gerek seni

Şiirde vurgulanan ve bütünlüğünde işlenen tema Allah sevgisidir. Yani cennetin yolu Allah sevgisinden geçmektedir. Varlığın ve yokluğun kalpte aynı değeri taşıdığı bir inançta cennet yolunun ne olduğunu gösteren bir işarettir. Ki cenneti de anlamlı kılan zaten Allah sevgisi değil midir?

O zaman şu soruyu sormak kaçınılmaz bir hal almaktadır: “Allah sevgisi nedir?”

Bu soruyu cevaplandırmaya geçmeden önce “Kabirde İlk Gece 4 Cennet Yolcuları” adlı kitabımı yazarken konuyla ilgili ayet ve hadislerin birçoğunu gözden geçirmiş ve sonunda kendimce bir cennet tasavvuruna ulaşmıştım. Bu tasavvurumu kısaca açıklayayım. Böylece dünyada cennetin olup olmayacağına ve cennetin ne demek olduğuna birlikte karar verelim.

Aslında Yunus’un şiirinde vurguladığı husus Kur’an’da kin ve nefretin kalplerden alındığı, hasedin, kıskançlığın, bencilliğin yok edildiği eşsiz bir güzellikler yurdunu anlatmaktadır.

Huriler, köşkler, ipekten elbiseler, altından, yakuttan, elmastan, inciden saraylar, etrafta hizmet için dönüp duran genç delikanlılar, içkiler, etler, plajlar, havuzlar, yatlar, katlar, arabalar, içinde her türlü meyvelerin olduğu harika bahçeler ve daha fani insan aklına gelemeyecek güzelliklerin yaşanacağı mükafat yurdu…

Ancak bu güzelliklerin hepsi dünya hayatındaki insan kişiliğimizle, zaaflarımızla bir anda yok olabilirdi. Çünkü dünya hayatını da cehenneme çeviren bencillik, kıskançlık, cimrilik, haset, öfke, şehvet ve sahiplenme hırsımız değil mi?

O halde…

İnsan, cennette farklı bir formatta olmalı ki cenneti de cehenneme çevirmesin!

İşte Kur’an, bize cenneti cennet yapan en önemli sırrı vermektedir. Bu şekilde belki de dünyamızı da kısman de olsa cennete çevirebiliriz.

Bu sır nedir?

Bu sırrı Kur’an’da üç ayetinin içinde gizlenmiş olarak görmekteyiz. Böylece bu gizemi çözerek kendimce cennetin ne olduğuna dair kanaatimi paylaşıp, cennet yolcularının hangi özelliklerde olması gerektiğini açıklayabilirim. Tabi bu açıkladığım husus benim kişisel düşüncemdir.

“İnanıp da iyi işler yapanlara gelince ki hiç kimseye gücünün üstünde bir vazife yüklemeyiz. İşte onlar, cennet ehlidir. Orada onlar ebedî kalacaklar.

(Cennette) onların altlarından ırmaklar akarken, kalplerinde kinden ne varsa hepsini çıkarıp atarız. Ve onlar derler ki: “Hidayetiyle bizi (bu nimete) kavuşturan Allah’a hamdolsun! Allah bizi doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik. Hakikaten Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler.” Onlara: İşte size cennet; yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona vâris kılındınız diye seslenilir.” Araf/42-43

“(Allah’ın azabından korkup rahmeti[1]ne sığınan) takvâ sahipleri, mutlaka cennetlerde ve pınar başlarında olacaklar. Oraya emniyet ve selâmetle girin” (denilir, onlara). Biz, onların gönüllerindeki kini söküp attık; onlar artık köşkler üzerinde karşı karşıya oturan kardeşler olacaklar.” Hicr/45-47

“Bunların arkasından gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!” Haşr/10

Ayetler aslında bize cennete giden yolu ve yolcularının özelliklerini de belirtmektedir. Ancak ben burada özellikle ilk iki ayette müminlerin ahirette cennetlik oluş durumlarındaki hallerini değerlendirmeye açmak istiyorum.

Ayetlerde geçen kin kavramı Gıll olarak geçmektedir. “Gıll kelimesi; kalplerdeki kin, nefret ve düşmanlık demektir. Bu kelimenin kökünde sinsice ve hile ile sirayet etme anlamı vardır.”

“Gıll, kalpte saklı olan kindir.”[2]

Cenneti tanımlarken dikkat çekmek istediğim husus ise şudur; İnananların ahiretteki mükafat yurdunun, selam ve esenlik yurdu olarak huzur bulacakları bir mekan haline gelmesi için kalplerden tüm olumsuzlukların (kin, nefret, haset, bencillik, cimrilik, kıskançlık, zulüm, alay, kötü söz, haksızlık vb) sökülüp atıldığı ebedi ilahi bir mülktür.

Allah, mülkün sahibi olarak dilediği tasarrufta bulunup hem mekanı hem de ikamet edecekleri sonsuz mutluluk formatına uygun şekilde tasarlayacaktır. Bunun ne kadar önemli olduğunu cennetle müjdelenmiş olan insanların dünya hayatındaki yaklaşımlarında görebilir ve cenneti cennet yapan şeyin niçin kin ve nefretten arınmış bir ruh ve nefs olduğunu daha iyi anlayabiliriz.

“Hars ve A’verden nakledilmiştir; O, Hz Ali’nin (ra) yanında otururken Zekeriya b. Talha yanına geldi. Hz Ali, ona; “Ey kardeşimin oğlu merhaba! Vallahi ben, kendimin ve babanın haklarında Allah’ın; “Biz, onların kalplerindeki kini söküp attık.” Buyurduğu kimselerden olmamızı ümit ederim.” dedi. Bunun üzerine Hars; “Hayır, Allah, seni ve Talha’yı aynı yerde kılmaktan adildir. Yani ikinizi aynı yerde kılmaz.” deyince Hz Ali; “ Ey şaşı, anasız adam! Öyle ise bu ayet kimler içindir.” dedi. Müminlerin cennet kapılarında durdurulacakları, birbirlerinden haklarının alınacağı sonra cennete Allah kalplerini kin ve hasetten temizlemiş olarak cennete girmelerini emredeceği rivayet edilmiştir.”

Başka bir rivayette ise Hz Ali; “Ümit ederim ki Osman, Talha ve Zübeyr ile ben bunlardan olayım.” demiştir.”[3]

Bu ayetler ve açıklamalar ışığında konumuza şöyle bir açıklık getirebiliriz; cennet yolunun birinci ve en önemli adımı Allah inancıdır. İman olmadan cennetin kapıları açılmaz.

İman, cennet kapılarının anahtarıdır.

İşte tam burada da iman kavramına bir açıklık getirmemiz kaçınılmazdır. Çünkü Kur’an’da Yahudilerin şahsında insanı kötülüklerden alıkoymayan bir iman yerilmektedir. Öyleyse insanı kötülüklerden alıkoymayan bir iman cennetin anahtarı olabilir mi? İmanın kendisini kötülüklerden, günahlardan alıkoymadığı bir insan cennet yolcusu olabilir mi?

“Hatırlayın ki, Tûr dağının altında sizden söz almış: Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik. Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu. De ki: Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!” Bakara/93

Seyyit Kutup burada ayeti tahlil ederken iman amel bütünlüğüne dikkat çekerek dilleriyle “İşittik” sözüne karşılık “İsyan ettik” sözünün davranışlarla dile geldiğini ifade etmektedir. Yani insanın imanını değerli kılan söz değil sözün değerini gösteren eylemlerdir.

“Küfürleri yüzünden kalplerine buzağı sevgisi yerleştirildi.”

Kalpte, dünya, mal, kadın, makam, şöhret sevgisi taht kurmuşsa ve eylemleri bu sevgi yönlendiriyorsa böyle bir iman sorgulanması gereken bir imandır.

“De ki inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyi emrediyor!”

Kötülüğü emreden, kötülükten alıkoymayan, yapılan kötülüklerden insanı pişmanlığa sevk etmeyen bir iman cennet yolcularının imanı olmayacaktır.

“İnsanlardan bazıları Allah’tan başkasını Allah’a denk tanrılar edinir de onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi.” Bakara/165

Bu ayetin kapsamını ele aldığımızda günün şartlarında Lat, Menat, Hubel, Uzza ve helvadan putlar Allah’ı sever gibi seviliyordu. Ancak günümüzde para, makam, şöhret, şehvet, menfaat gibi unsurlar yeni putlar olarak insanların gönlünde taht kurmuştur.

İşte bu ayete iman eden bir Müslümanın yaşamının merkezinde Allah vardır ve olmalıdır.

Allah’tan daha çok sevilen ve değer verilen şeyler icat edilmiş yeni çağdaş putlardır.

Uykudan, işten daha çok sevilen Allah, insanın dinlenmesine ve çalışmasına imkan verirken, namazların ihmal edilmesine izin vermez.

“Kıyamet gününde kulun işlediği amellerinden ilk olarak hesap vereceği şey, namazdır. Namazı tam ve düzgün olursa başardı ve kurtuldu gitti, namazı bozuk olursa tamamen zarardadır. Eğer hesabı görülen kimsenin farz namazlarından eksiği varsa, Allah, şöyle diyecek; “Kulumun nafile namazlarına bakın ve farzlardan eksiği nafilelerle tamamlayın.  Böylece diğer amellerin hesabı da bu şekilde görülür.”[4]

Kalpte Allah sevgisinden ağır basan şeyler çağdaş putlar olarak tecessüm etmektedir. Uyku ve iş, dünya hayatının rutin işlerinden iken namazdan daha değerli ve önemli bir konuma yükselir ve namazı terk etmemize veya ihmal etmemize neden olursa birden puta dönüşür.

Bu hususu paylaştığımda bir arkadaşımın gözleri dehşetle açıldı; “Seyit o kadar da değil be!” dedi. Ama maalesef cennet yolcusu olmamızı sağlayacak bir iman bizim hayatımızı bir bütün olarak şekillendirerek Allah eksenli bir yaşam döngüsünde dünya hayatını tamamlamamıza zemin hazırlamalıdır.

İman hayatı şekillendirmiyorsa, kötülüğe kapıyı açık bırakıyor demektir.

Namazın insanı fahşa ve münkerden alıkoyması gerektiğini belirten ayet ise bize şu mesajı vermektedir; Kıldığımız namaz kalplerimizde putlar yeşertmeye izin veriyorsa namaz tam ve düzgün değildir.

Aslında bütün olarak iman hayatımızı adalet, dürüstlük, takva, ibadet, ahlak üzere bir istikamete yöneltmiyor ve farkında olmadan veya zaaflarımız sonucu yaptığımız hata ve günahlardan pişmanlık duyurtmuyorsa, “İmanınız size ne kötü şeyi emrediyor.” ayetine muhatap olmuş oluruz.

İşte iman cennet münasebetini bu şekilde dile getirdikten sonra cennet yolcularıyla ilgili özellikleri sıralamadan önce bir hikayeyle konumuzu sonlandıralım.

“Hocamızın biri, cenneti ballandıra ballandıra anlatıyor. Herkes büyük bir zevk ve aşkla dinliyor. Bizim Memo da orada. Dayanamayıp el kaldırır ve sorar;

“Hocam, ben de oraya gidebilir miyim? Beni de oraya alırlar mı?”

Hoca latife olsun diye, “Oraya gitmek isteyen herkes gidebilir.” der.

“İyi o zaman, haydi bana eyvallah!” der Memo.

“Nereye Memo? Diye sorar Hoca Efendi.

“Cennete…” diye cevap verir Memo.

Hoca der ki:

“Herkes gidebilir dedik ama böyle bir gidişle değil yavrum. Allah’a iman etmek, o imanın gereğini yerine getirmek ve sonunda da Rabbimizin rahmetiyle olacak. Bunun için de son enfesini verinceye kadar iyi bir insan, iyi bir Müslüman olacaksın. Tamam mı?”

“Tamam hocam anlaşıldı.” der Memo.”[5]

İşte konumuzu özetleyecek olursak cennet yolcularının özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

  • İman ederler. Allah’ı görmedikleri halde onun kendilerini gördüklerine inanarak yaşarlar.
  • Salih amellerde bulunurlar
  • Birbirine hakkı ve sabrı tavsiye ederler
  • Yanlış ve kötülüklerinden, günahlarından pişmanlık duyup af ve bağışlanma dilerler.
  • Yanlışlarında bile bile ısrar etmezler.
  • Kul/insan haklarına karşı hassas ve dikkatlidirler. İhlal ettikleri haklara karşı helallik diler ve haklarını ödemeye çalışırlar.
  • İnfaktan kaçınmazlar
  • Kendilerine verilen emanetleri korur, sözlerinde dururlar.
  • Ahiret hayatının insan ruhunu daraltan dehşetli anlarından korkar ve onlar için hazırlık yaparlar.
  • Peygambere karşı saygı ve sevgiyle doludurlar, onun örnekliğinde bir hayatı yaşarlar.

 

[1] M.H. Tabatabai-El Mizan- Kevser Yayıncılık- c.8 sf.160

[2] F.Razi- Tefsir-i Kebir Mefatihul Gayb-Huzur Yayınevi-c.14 sf.109

[3] Razi age. C. 14 sf. 110/ Bkn: M. Hamdi Yazır- Hak Dini Kur’an Dili-c.5 sf.236/Mevdudi-Tefhimul Kuran

[4] Tirmizi- c. 1 sf,231

[5] Cemil Gül- Cam Kırıkları Elmas Tanecikleri- Mevsimler Kitap- Sf. 196

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar