1. Mübarek Kurban ile ücretini özdeş kılmayalım mesela “senin hisse kac tl tuttu? veya “sen payına kac para ödediydin”? ifadelerle eko-sohbet konusu bile yapmayalım..
2. Kurbanin kutsiyetini sekulerlestirmeyelim mesela “deep freeze cok küçük sığmadı etler?” demeyelim onun gerçek hacmini daraltmayalim..Daha kötüsü onu selfie çektirilen dunyevilestirilmis semirmiş besili hayvana dönüştürmeyelim.
3. Kurban kesildikten sonra iç organ ve yağlarını gelişi güzel sağa sola atmayalım. O bir ibadet vesilesi görüp gerekli hürmeti azami gösterelim. Rabbimizin “Ehsinu/ güzel yapın” geniş emrini her parcacigina kadar yerine getirelim..yularini bile gelişi güzel çöpe atmayalım..
4. Kurban uzaktan yakına ummeti de birbirine yakınlaştırmalı; kurbanı ( ete odaklanarak değil) bölerek hic tanımadığımız açıkça isteyene veya mahruma veya muhtaç oldugunu gizleyen fakir bir din kardeşimize, fakir yakın akrabamıza ve kendimize ayıralim ve yakınlaştırıci ” kurban” olduğunu hissedelim.
5. “Kurban cinayettir” diyen sekülerler, ortaçağda heretik kabul edilen insanları, suçsuz yere diri diri yakıp batıl dava uğruna kurban eden katolikler, politik ideolojilere ve sömürgeciliğe kurban isteyen Protestanlar, kurbanın ulvi anlamından mahrumdur..
6. Bir senelik kavmin günahlarina kefaret olsun diye çöle veya ıssız bir yere götürüp kavmin günahını yükledikleri günah keçisini kurban eden Yahudilerden, İsa Mesihin Aslı günahın boyunduruğundan tüm insanlığı kurtarmak için haçta kendini kurban ettiğine inanan Hıristiyanlardan da farklı olarak Kurban, en somut teslimiyet ve sadakat formudur.
7. Sahte ilahlarina, putlarina, ikonlarina bisküvi, kuru ot, yaş ekin veya hububat sunan kültürler, onlara dokunmaz hatta çürümeye terkederken bizde kurban, doğa ile insanı birlikte gören sosyolojik parçaları degerlerle bütünleştiren anlamlar içermektedir.
8. Hatırlayalım ki bizim Hz Nebimiz ( sav) haricindeki hiç bir peygamber hatta hiç bir din gelenek kurucusu sahte ilahlara adanan kurbanları “helal” görmemiş; bilakis diğer kültürlerde en radikal anlamiyla takdimelerin etlerinden istifade etmek kutsallığını çiğnemek kabul edildiğinden “etleri yakılan adak” hükmündedir ..
9. Şeriat-i Ahmediyenin her ibadeti gibi kurban ibadetinin de kıymetini bilelim!! hayırlı bayramlar diliyorum..
Mustafa Alıcı, 1969 yılında Erzincan'da doğdu. 1988 yılında Erzincan İmam Hatip Lisesi’nden mezun oldu. Aynı yıl girdiği Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğrenciliği sırasında hafız oldu. 1993 yılında İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1996 yılında Marmara üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Dinler Tarihi anabilim dalında doktoraya başladı. Ocak 1996- Aralık 1996 tarihleri arasında bir yıl süreyle İtalya, Perugia'da Yabancılar İçin İtalyanca Üniversitesi'nde ileri düzey İtalyanca dil eğitimi aldı. 1996- 1998 yılları arasında İtalya, Roma’da doktora teziyle ilgili araştırmalarda bulundu. 1998 yılında 3 ay İngiltere'de, Bristol, Birmigham ve Londra'da doktora teziyle ilgili araştırmalar yaptı. 1995- 2010 yılları arasında Rize Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Dinler Tarihi öğretim üyesi olarak görev yaptı. 2011-2012 yılları arasında Erzincan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan yardımcısı olarak hizmet etti.2012 yılının yazında üç ay süreyle YÖK bursu ile İtalya’da akademik çalışmalarını sürdürdü. 2013 yılında Profesör olan ve2014 yılında Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olarak atanan Alıcı, 25 Kasım 2017 tarihinde aynı fakültenin dekanlığına asaleten atanan Alıcı, 24 Nisan 2019 tarihine kadar bu görevi sürdürdü. Alıcı, Evli ve üç çocuk babası olup Arapça, İngilizce, İtalyanca ve Latince bilmektedir. Alıcı halen dinlerarası ve kültürlerarası ilişkiler, İslam irfanı, monoteizm, postmodern din bilimleri konularında çalışmalarını sürdürmektedir. Bazı çalışmaları şunlardır; 1. Dinler Tarihinin Batılı Öncüleri”(2008, 2011) 2. Evrimci Politeizm Devrimci Monoteizm (2014) 3. Din Bilimlerinde Klasik ve Çağdaş Metodolojik Yaklaşımlar (2017) 4. Postmodern Din Biliminin Batılı Öncüleri (Yayımlanmak Üzere)
Yazarın Profili