Bizimle İletişime Geçin

Eğitim

Eğitimde Öğrenme Çevresini Fark Etmeye Dair

Eğitim/öğretim yaşam boyu devam eder ama sadece okul ortamında gerçekleşmez. Okulun ve ailenin bulunduğu çevrenin imkânları da bu sürece dahil edilmeli ve “bilgi yüklemesi yapılan” çocuklar yerine, okuyan, düşünen, analiz eden, içinde yaşadığı toplumun değerlerine karşı vefalı, üretken, azimli, özgüveni gelişmiş nesiller yetiştirmenin adımları atılmalıdır.

EKLENDİ

:

Eğitim, planlanmış bir süreçtir. Bu planlamanın merkezinde de okul vardır. Eğitimin amacı sınıfta sadece bilgi yüklemek olmamalıdır. Öğrenme çevresi içerisinde de yaparak, yaşayarak ve gözlemleyerek de ciddi kazanımlar sağlanabilir. Bu alanın çoğaltılması ve çeşitlendirilmesi, ilgi çekici hâle getirilmesi hem ilgi ve merakı artıracak, hem de kazanımların daha kolay sağlanmasına imkân sağlayacaktır.

Değişen zamanla birlikte öğrenci davranışları ve özellikleri de hızla değişmektedir. Bu değişimi iyi yönetemezsek istendik davranışlardan çok, “istenmedik” sonuçlarla karşılaşmamız mümkündür.

Eğitim, öğrenciyi yaşama hazırlamayı amaçladığı için gelecekte onun ihtiyacı olan beceri ve davranışları da kazandırmalıdır. Bunu sağlayabilmek için de eğitim sürecine çevre/mahalle ve STK’ları da dâhil etme zorunluluğu vardır. Öğrencinin günlük yaşamının 1/3’ü okulda geçerken geri kalan zaman aile ve çevre ortamında geçmektedir.

Eğitim yöneticileri, süreci yönetirken okul dışı alanları da sürece dâhil etmelidir. Okul, çevre ve STK’ların senkronize olup eğitimi planlaması, nitelikli bir eğitim alanı oluşturulması mümkündür. Okul imkânları kamu kaynakları ile kısıtlı bir alan olduğu için çevre ve STK imkânları ile bu durum daha da verimli hâle getirilebilir.

Eğitimde, kazanımlar kadar kullanılan metot ve teknikler de önemlidir. İsabetli eğitim metotları tespit edilip seçilmezse, kazanımlar elde edilemez. Metotları seçerken de hedef kitlenin ihtiyaçları, uygulanabilirliği, pratikliği, ekonomik oluşu,  kazanımlara uygunluğu gibi özellikleri taşıması gerekir.

Eğitimde hayatilik (Yaşama Yakınlık-İşlevsellik) ilkesine göre, okul yaşamın kendisidir. Öğretilenler çocuğun gerçek hayatta işine yarayacaktır. “Bir çocuğun karakteri, bilgisi ve becerisi olayların gerçekleştiği bir yerde oturarak şekillenmez. Bu ancak fiziksel ve zihinsel katılımın birlikteliğinde mümkün olur”. (John Dewey 1859-1952)

Yaparak yaşayarak öğrenme, kalıcı öğrenmedir. Çocuk, sadece bilgi edinmez, süreç içinde elde ettiği bilgilere işlevsellik kazandırmaya çalışır. Bu bağlamda, çocuğun sahip olması gereken temel değerler ve kazanımlar, yaparak ve  yaşayarak öğretilmeye çalışılmalıdır.

Etkin Katılım (Aktivite-İş İlkesi Yaparak Yaşayarak Öğrenme) ilkesine göre kişi ne kadar çok duyu organını kullanarak öğrenmeye katılırsa o kadar kalıcı öğrenmeler gerçekleşir. Gezi, gözlem, drama, rol oynama vs. gibi yöntem teknikleri bu ilkenin uygulamaya geçmiş hâlidir.

Eğitsel amaçları gerçekleştirmek için okul tarafından organize edilen geziye ilişkin faaliyetlerin tümü gözlem gezisi yönteminin kapsamına girmektedir. Eğitime yapılan en eski eleştirilerden biri, kapalı kapılar arkasında/dört duvar arasında olması ve gerçek öğrenmeyi öncelememesidir. Gezi ve gözlem yöntemleri, bu eleştirileri bir ölçüde karşılamaktadır. Çünkü bu yöntemde öğrencilere gerçek dünyayı görme imkânı sağlanmaktadır. Öğrenciler öğretim materyalinin olduğu yere giderek, gözlem yapma ve bu materyallerin doğal yerleşimlerinde çalışma imkânına sahip olurlar.

Yapılan araştırma ve gözlemlerde öğrencilerin eğitsel içerikli faaliyetlerden hoşlandıkları ve yararlandıkları tespit edilmiştir.

  • Öğrencilere, ilk elden tecrübe sağlanır.
  • Öğrenciler çevrelerini daha iyi öğrenirler.
  • Okul çevre ilişkisi gelişir.
  • Öğrencinin pek çok duyusuna hitap ettiği için kalıcı öğrenme sağlanır.
  • Kullanım sahası fazladır. Programda yer alan pek çok konuda öğretmen bu yöntemi kullanabilir.
  • Sınıf merkezli öğretimi okulun dışına da taşıyarak “etkili bir öğrenme” imkânı verir.

Okullar, eğitim tartışmaların “odak noktasında” fonksiyon ve meşruiyeti sürekli sorgulansa da hâlâ en önemli eğitim kurumlarıdır. Kurum olarak elbette varlığını uzun yıllar devam ettirecektir. Ancak değişen şartlar içerisinde de çevre imkânlarından da sistemli olarak faydalanılmalıdır. Bunun önünü açacak gerekli mevzuat hazırlanmalı, öğretmenin bireysel gayretine ve “insafına” bırakılmamalıdır. Örneğin; kazanımlara uygun olarak okula komşu bir camiyi, bir şehitliği, bir müzeyi, bir gaziyi, bir yaşlıyı ziyaret etmek gibi kalıcı öğrenme sağlayan etkinlikler teşvik edilip, desteklenmelidir.

Eğitim/öğretim yaşam boyu devam eder ama sadece okul ortamında gerçekleşmez. Okulun ve ailenin bulunduğu çevrenin imkânları da bu sürece dahil edilmeli ve “bilgi yüklemesi yapılan” çocuklar yerine, okuyan, düşünen, analiz eden, içinde yaşadığı toplumun değerlerine karşı vefalı, üretken, azimli, özgüveni gelişmiş nesiller yetiştirmenin adımları atılmalıdır.

Sonuç olarak; Adana/Sarıçam Ömer Kanaatbilen Ortaokulu ve Sarıçam Orhangazi İmam Hatip Ortaokulu özelinde yapmış olduğumuz ders dışı/okul dışı eğitim faaliyetleri, etkinliklere katılan öğrencilerin dersi ve okulu sevmesi, okula isteyerek gelmesi, okula aidiyet oluşturması gibi çok yönlü kazanımlar elde ettikleri gibi kişisel gelişimlerinde de özgüven, paylaşma/yardımlaşma, işbirliği, sosyalleşme gibi olumlu davranışlarında nitelikli artışlar olduğu gözlenmiştir.  Buna dair örnek etkinlikler gelecek yazımızda sonuçları ile birlikte paylaşılacaktır.

Çok Okunanlar