1. Anasayfa
  2. Genel

Emanet Numarası

Emanet Numarası
0

Günün en yoğun saatleriydi. Önümdeki hasta listesi uzayıp gidiyor, telefonlar bir an olsun susmuyordu. Evde sağlık hizmetlerinin o bitmeyen koşuşturmacasının içinde, sistemdeki küçük bir uyarı gözüme takıldı: Bir hastamızın ilaç raporunun süresi dolmak üzereydi. Bu, ertelenemeyecek bir görevdi; o ilaçlar, bir annenin sağlığa tutunduğu dallardı. Hastanın kaydında iki telefon numarası vardı. Biri belki kendine, diğeri bir yakınına aitti. İlkini aradım, telefon uzun uzun çaldı ama açan olmadı. Meşgul bir ana denk gelmiştir diye düşündüm, olur böyle şeyler. Diğer numarayı tuşladım. Yine aynı sessizlik… Sadece telefonun mekanik çalışı yankılandı kulağımda. “Neyse,” diye mırıldandım, “birazdan tekrar denerim.” Günün geri kalanı, acil çağrılar ve bitmek bilmeyen evrak işleriyle akıp gitti. Öğleden sonra, masamdaki çayın buğusu tüterken aklıma yeniden o rapor geldi. Bu kez şansımı ikinci numaradan yana kullandım. Birkaç çalıştan sonra telefon açıldı. Ahizeyi kulağıma daha bir özenle yerleştirip o en nazik ses tonumla kendimi tanıttım:

“– Merhabalar, evde sağlık hizmetlerinden arıyorum. Annenizin ilaç raporunu yenilememiz gerekiyor da, elinizdeki ilaçların isimlerini bana sayabilir misiniz?” Karşıdan gelen ses, beklemediğim kadar sert bir rüzgâr gibi çarptı yüzüme. Kırgınlık, öfke ve tükenmişlikle yoğrulmuş bir fısıltıydı sanki:

“– Neden beni rahatsız ediyorsunuz?” Bir anlık şaşkınlıkla duraksadım. Yanlış birini mi aramıştım? Hayır, sistemdeki numara buydu. Sakinliğimi korumaya çalışarak tane tane açıkladım:

“– Hanımefendi, sistemde annenizin adına kayıtlı iki numara bulunuyor. Diğerini aradım fakat ulaşamadım. Raporun aciliyeti sebebiyle size ulaştım. İlaçları sizin de bildiğinizi düşündüm. ”Sesindeki sabırsızlık şimdi daha da belirgindi, adeta bir isyana dönüşmüştü:

“– Evet, biliyorum! Ama lütfen oraya kocaman bir not alın: Bundan sonra hep diğer numarayı arayın! Her seferinde, ama her seferinde beni arıyorsunuz!” Bu sitemin altında yatan yorgunluğu hissetsem de görevimi yapmak zorundaydım. Yumuşak bir sesle devam ettim:

“– Hanımefendi, anlıyorum ama bu numarayı sisteme biz kaydetmedik, annenizin bilgileriyle birlikte girilmiş. Silme gibi bir yetkimiz yok. Nihayetinde bu sizin anneniz… Bizim tek amacımız ona yardımcı olmak.” Telefonun diğer ucunda derin bir sessizlik oldu. Belki bir an durup düşündü, belki de sadece derin bir nefes aldı. O kısa es’ten sonra, sesi biraz daha sakinleşmişti. İlaçların isimlerini bir bir saymaya başladı. Ben hızla notlarımı alırken, odadaki tek ses kalemimin kâğıt üzerindeki hışırtısıydı. İşimi bitirdiğimde, “– Çok teşekkür ederim yardımınız için,” dedim içtenlikle.

“– Rica ederim,” diye yanıtladı, kısa ve mesafeli bir tonla. Telefon kapandı. Elimde telefonla öylece kalakaldım. Zihnimde yankılanan tek şey, o kadının sesi ve benim “Bu sizin anneniz…” cümlem olmuştu. O an anladım ki, o numara aslında rakamlardan ibaret bir kayıt değildi. O numara bir emanetti. Bir evlada, annesinin sağlığına açılan kapıyı koruması için bırakılmış bir sorumluluktu. Kimileri bu emanete dört elle sarılıyordu. Gece yarısı bile olsa, “Buyurun, annem için ne gerekiyorsa yapmaya hazırım,” diyerek açıyordu telefonu. Onlar için o arama, bir yük değil, bir vefa borcuydu. Ama kimileri de vardı; o aramayı bir angarya, o sorumluluğu sırtında bir yük gibi gören. “Beni aramayın,” diyerek o kapıyı kapatanlar… Oysa hastalık beklemezdi. İlaç gecikmezdi. Ve bir evlat olmak, bazen sadece yanı başında oturmak değil, o küçücük telefona “efendim” demek kadar basit ama bir o kadar da anlamlı bir görevdi.

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir