-Aş ve iş için köyünden kopup kente gelen gence-
Sözbaşı
Umutların adıydı: Kent!
Umutlarını
Seherler gibi taptaze tutan
Güzel yürekleriyle
Çalışana, üretene, düşünene
Merhaba
Merhaba Anadolu’m
Size
Uzak bir diyarda
Bir çift öküzüyle
Sabanıyla, orağıyla, çapasıyla
Umut umut delen toprağı
Kentteki oğulu
Sonra vefasız çok insanı
Düşleyip duran
Ve sonra çıkarıp al nakışlı peşkirini
Gözyaşını mı, terini mi silen
Bir garip anayı
Sonra gençlik aşklarını
İlk kar düşlerini
Nasıl anlatsam?
Yaşanmış Zamanlar İçre
Bir çocuktun hani
Renkli kuşlar uçardı ikindilerde
Hani ardında yalnızca hüzün çizgileriyle
Ağır acılı suların ay ışığı dalgalarını
Bırakarak uçup giden kuşlara
Bakıp da sorardın
/Mavi atlas
İğne batmaz
Makas kesmez
Terzi biçmez/
Hani ağıt mı türkü mü
Hüzün mü umut mu
Çaldığı bilinmez çobanların
Önde kara gözlü koyunun
Sevgili gibi çekip götürdüğü
Sürüyü ve düşleri
Çıngırak çıngırak
Acele acele
İndirdikleri yaylağa
Sonra peynir, yumurta, ekmek
Yıllanmış meşe ağacına yaslanıp
Aslında mor bulutlara
Ve dağlara yaslanıp
Uzayıp giden ikindi gölgeleri
Dağlar ey
Ve sonra dalıp gidilen
Kent düşleri
Buruk akşam bekleyişleri
Bir o yandan, bir bu yandan
Güneşe ağıt gibi
Çalınıp dinlenen, yakıp yıkan
Kaval sesleri
Seni çağırdı sonra kent
Siyah yeleli bir küheylanın koşu hazırlığı
Minik bir ak güvercin kanadı, yani kardeşin
Masallar söylediğin bahçelerde
Anlamsız bakışlar ve el sallayışlarla
Kente geldin
/Kutu kutu kutular
Üstünde çanaklar/
Kent sokakları çağrıştıramadı
Pınar başlarını
Ak sevdaları
Suları, sılayı
Ak tülbentli anayı
İçindeki yarayı büyüttün sonra
Anadan Mektup
Oğul oğul, canım oğul
Gitti gider gelmez oğul
– Sahi, yüzün sarı mı
Dağ çiğdemleri gibi-
Ekine kesti tohum
Bolluk geçti geçen
Çok şükür çok şükür
Yeniledim entarimi
Gün soluğu şalvarımı
Kardeşin kavalını
Bire iki oldu sürümüz
Hani bir ilk mart günü
Komşu Ayşe kadından
Alıp sürgününü
Sevinçle ve özenerek
Minicik avuçlarınla diktiğin
Yediveren gülümüz uzadı göğe
Her kurak alaza günü
Sen geldin aklıma
Sularken açarken ağlarken
Elbet ağlar analar
Oğul
Ha, boynu bükük Fatma’yı
Mor menekşe patiskayı
Kesip yakıştıran üstüne
İlk kar şırıltısı
Kar çiçeği, nar çiçeği
Fatma’yı gelin ettik
Keten hasadında
İşte böyle böyle
Yâr, yâr
Üstü başı yağmur yâr
/Yiğidi kılıç kesmez
Bir acı söz öldürür/
Son Söz
Anladı
Ve döndü kentten
Dönmeden önce bir
Sıcak yaz akşamında
Kâh inledi, kâh söyledi
Ve şair
Dinledi
