- Peygamberin (sav) müjdesine, Kur’an’ın yeryüzüne salih mirasçı olma şerefine nail bir sultan olan Fatih II. Mehmet Han, Venedikli ressam Bellini’ye portresini yaptırmıştı. Dahası bu portrede Fatih Sultan Mehmet, Venedik’te dönemin düklerinin taç giydiği, hükümranlıklarını ilan ettiği ve Hz. Zekeriya aleyhisselama adanmış San Zachariah Kilisesi’nin penceresinden bakarken poz vermişti.
- Fatih, bu portresinin özellikle çok altına “Victor Mundi (Cihan Padişahı)” yazdırmış, devrin hükümdarlarının üstte yazdırdıkları ve sömürgeci emperyalizmlerini ilan ettikleri bu tavra karşı Fatih, “Arbiter Mundi” (Cihanşümul Mutlak Hakem) anlamı katmıştı.
- Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra bir ara Truva Harabeleri’ni gezmiş ve Asya Minor’ün intikamını aldım şimdi demiş ve tüm önceki kadim Anadolu mirasına sahip olduğunu dile getirmişti.
- Fatih, kendi adını taşıyan Fatih camiindeki genel kütüphanenin yanında sadece kendisine özel bir kütüphane kurdurmuş büyük bir dünya küresinin bulunduğu, yeri baştanbaşa kaplayan dev bir bezden devletin topraklarının çizildiği bu yerde Arapça olmayan, daha çok klasik Yunanca, Latince eserleri koydurmuş bu özel kütüphanesinin girişine “Hazinem” diye yazdırarak sadece kendisinin girebildiği has ve mahrem bir okuma alanına çevirmiştir.
- Fatih, daha da ileri giderek İtalya’dan özel Latince bilen ve İtalya’da üniversitede ders veren Hristiyan teolog profesör getirtmiş; Bu hocayla birlikte Hristiyan patristik ve skolastik kilise babalarının Latince eserlerini (bilhassa da devrin etkin Hristiyan teolog ve filozofu Thomas Aquinas’ın kelam kitaplarını -özellikle Hristiyan olmayanlara Reddiye -Contra Gentiles eserlerini) latince olarak “sadece ikisi olmak” üzere karşılıklı olarak okuyup, müzakere edip ilk elden tartışmaktaydı.
- Böylece bu hareketiyle Sultan Fatih, XX ve XXI. yüzyılda dinler tarihi geleneğinde W. Brede Kristensen’in belirttiği “dindarın kendi dinini anlamasının gerçekliğini”, Rudolf Otto’nun ileri süreceği “sempatik sezgisini”, Gerard van der Leeuw’un “başka din fenomenlerini anlamak için ön yargıları paranteze alan, teslimiyetçi empatisini” asırlar öncesinden gerçekleştiriyordu.
- Fatih, kendi camiinde imam olma şartlarından birisinin de dinler tarihi bilhassa Hristiyanlık ve Yahudilik bilgisine sahip olma şartı getirmişti.
- Fatih, fethettiği bölgelerdeki Müslüman olmayan tebaaya fermanlarla dini özgürlüklerini bahşetmiş, asırlarca Ortodoks Sırpların tacizlerinden bunalan Katolik Hırvatlar için kendi inançlarına dokunulmayacağını belirten geniş yetkili bir eman vermiştir.
- Öyle ki devrin papası, Fatih’in bu tavırları karşısında şaşkına dönmüş ve hiç bir zaman göndermeye cesaret edemeyeceği ama Vatikan’ın tozlu arşivlerine mahkûm kalan bir gönderilememiş mektup yazmıştı.
- Bu mektubunda Papa, “sana gereken bir avuç su ( “Aquae Pauci- sadece vaftiz olman kaldı geride) diye “hayretler içinde yanlış anlayacak” kadar Sultan’a hayran kalmıştı. Aslında mükemmel yetiştirilen ve gözünü Roma’ya çeviren Fatih, artık de dacto bir Roma Fatihi görmekte, yöneteceği Romalı tebaanın kahir inancı olan Hristiyanlığı yakından; birincil elden kaynaklarına girerek bizzat hocalarıyla anlamak istiyordu.
