Haddimizi bilmek derken, klasik sınırlardan falan bahsetmek istemiyorum; öncelikle bunu belirtmek isterim. “Had” (hudud — حدود) Arapça bir kelimedir ve “sınır” anlamına gelir. Sınırı bilmek hem fiziksel hem de manevi anlamda oldukça önemli bir meseledir. Bu konuyla ilgili birkaç kelâm edeceğim.
Geçen gün bir sohbet dinlerken bir ağabeyimiz: “Çok güldüğümüzde ağladığımızı, çok ağladığımızda ise sinirimiz bozulduğu için güldüğümüzü” ifade etti.
Evet ya, gerçekten öyle dedim içimden. Konu üzerine biraz düşününce fark ettim ki insanlar haddini bilmedikleri her konuda, fıtrata karşı çıkıyormuşçasına fazla tepki gösteriyor.
Özellikle duygular söz konusu olduğunda haddimizi bilmekte zorlanıyoruz. Bence severken de haddini bilmek gerekiyor. Ama maalesef günümüz dünyasında, özellikle diziler ve dijital kanaat önderleri eliyle, sevgiye yeni bir boyut kazandırıldı. Öyle seviyorlar ki sevdiklerini, her an onlarla mutlularmış gibi gösteriyorlar. Her an gülümseme, her an sarılma… Biraz düşününce bu işte bir terslik yok mu? İnsan dediğimiz varlık bu kadar sürekli mutlu olabilir mi? Yeri gelir üzülür, kızar veya ağlar.
Pembe pembe hikayeler ve paylaşımlar bizi ne kadar etkiliyor, bilmiyorum. Net bir istatistik olmasa da bence ciddi anlamda etkileniyoruz. Derler ki evlilik yaşı yükselmiş, evlenenlerin sayısı azalmış, boşanma oranı artmış. Böyle “cici cici” hikâye ve paylaşımlara maruz kalanlar, haddini bilen insanlar olmaz ki… Sevgiyi de haddini aşacak kadar abartıyorlar.
Allah (c.c.) her şey için bir ölçü koymuştur. Bu sevgi için de geçerli, başka hisler ve davranışlar için de geçerli. Mesela, “Çok gülmek kalbi olumsuz etkiler” hadisi vardır Peygamberimiz’in (s.a.v.). Görüyor musunuz, had bilmek ne kadar önemli? Sağlığımıza bile etkisi var bu işin.
Çok fazla haddimi aşıp daha fazla uzatmak istemiyorum. :) Vaktinizi ayırıp bu satırları okuduğunuz için sizlere müteşekkirim. Allah’a emanet olun. Başka yazılarda görüşmek üzere.
