Müslümanların kafası karışık. Her Müslüman, İslâm hakkında farklı farklı şeyler söylüyor.
Bu, neden böyle oluyor?
İslâm’ı,
1. İlk insandan son insana kadar değişmeyen İslâm,
2. Bizim anladığımız İslâm
olmak üzere ikiye ayırabiliriz.
Birinci İslâm, dünya kurulduğundan bugüne ve kıyamete kadar aynı kalan = değişmeyen İslâm’dır; ama bu İslâm’ı bizim anlamamız, dönemseldir, değişkendir ve bizim anlayış kapasitemize/düzeyimize göredir.
Hz. Âdem’e inen İslâm, Hz. Âdem’in yaşadığı hayata ve çağa; Hz. İbrâhim’e inen İslâm, Hz. İbrâhim’in yaşadığı hayata ve çağa; Hz. Mûsâ’ya inen İslâm, Hz. Mûsâ’nın yaşadığı hayata ve çağa; Hz. İsâ’ya inen İslâm, Hz. İsâ’nın yaşadığı hayata ve çağa; Hz. Muhammed’e inen İslâm, Hz. Muhammed’in (aleyhim-üs selâm) yaşadığı hayata ve çağa hitap etti = eder.
Bugünkü İslâm da bugünkü hayata, çağa ve bugünkü insanların “anlayış düzeyine” hitap eder = ediyor; yarın da yarınki insanların yaşadığı hayata, çağa ve anlayış düzeyine hitap edecek.
Her insan, her çağda bu İslâm’ı (1. İslâm’ı) aynı şekilde anlamaz; iyi anlayanlar, iyi anlamayanlara yol gösterir. Bu, tarihte de hep böyle olmuştur; bugün de böyledir. Farklı anlayışlara göre, farklı mezhepler ortaya çıkmış, farklı yorumlar yapılmıştır. Bugün de İslâm’ın bir (veya birkaç) boyutuyla İslâm’a yaklaşan akımlar (= İslâmî görüşler, cemaatler, mezhepler) vardır.
Herkes, kendi anlayışına (= anlayış düzeyine) ve hayatî ihtiyaçlarına göre İslâm’ı anlar, ama ASIL İSLÂM hep aynı kalır, hiç bozulmaz ve değişmez. ASIL İSLÂM’ın herkesin ve her çağın soru(n)larına cevapları vardır. Bu cevaplar, değişmez, evrensel (ahlâkî) ilkelerdir.
Bizim yapmamız gereken, İslâm adına konuşanları, ‘kendi anlayış düzeyimize göre’ değerlendirmek = İslâm’ı bizden daha iyi = daha ileri düzeyde bilenlere ve yaşayanlara değer vermek ve onların dediklerini yapmak; onlar, bizim İslâm bilgimiz ve yaşayışımızdan (anlayışımızdan) daha “geri” bir düzeyde İslâm’ı biliyor, anlatıyor ve yaşıyorlarsa, onları ya kendi hâllerinde bırakarak duâ etmek ya da onları elimizden geldiğince uyarmak; onların seviyesi, ‘şimdilik’ ora/sı demek; bizim de bir zamanlar ‘oralarda’ olduğumuzu bilmek.
Birinci İslâm’ı, “çağına göre” en mükemmel yaşayan = hayata aktaran kişi, Efendimiz’di; bunda hiç kuşku yok. Biz, Onun önderliğinde = rehberliğinde, O İslâm’ı bugüne taşımalı, Onunla (O İslâm ile) bugünün meselelerimizi çözmeye gayret etmeliyiz. Bunu yapabilmek için de O İslâm’ı, bugünkü meselelerimizle yüzleştirmeliyiz. Dünkü meseleler, dünde kaldı; her çağın kendi meseleleri var. (Birinci) İslâm, her çağın meselelerine çözümler sunabilecek güç ve kapasitede = O İslâm, kıyamete kadar geçerli; yeter ki biz onu doğru anlayalım.
İslâmî anlayışları (2. İslâm’ı), dogmatik bir hâle getirmememiz gerekiyor; İslâm (1. İslâm), dinamiktir, canlıdır. Bu, Onun (1. İslâm’ın) her çağa yamularak adapte olması (aslâ) değil, aksine evrensel olması = her çağda yaşanan hayatlara yol göstermesi demektir.
Takvâ sahibi, Ülü’l-elbâb olan müçtehitlere/müctehidlere ihtiyacımız var.
