Gönül Teli
Eyleyen mûy-ı dilin târ-ı rebâb-ı bezm-i ‘aşk
Dâg-ı gamla cism-i zerdi ney gibi nâlân olur (Esad Divanı, g. 67/4.)
“Aşk meclisinin rebâbının teli, gönül teli olur. Gam yarasıyla sarı cismi, ney gibi inler.”
Meclisin eşrafına bakalım, kimler var: gönül, rebap, ney, gam, cism-i zerd. Şimdi okumaya çalışalım.
Rebâb ve ney hem aşkın ruhsal acılarını hem de bu acıların fiziksel sonuçlarını simgeler. Beytin ilk mısraında, “Eyleyen mûy-ı dilin târ-ı rebâb-ı bezm-i ‘aşk” ifadesiyle, aşkın meclisinde çalınan rebâbın teli, gönül teline benzetilir. Rebâb, yaylı bir müzik aleti olarak, ruhun derinliklerinden gelen sesleri yansıtır. Burada gönül ve rebâb teli arasındaki benzetme, kişinin aşk meclisinde yaşadığı duygusal acıların nasıl dile geldiğini gösterir. Tıpkı bir rebâb telinin titreyerek ses vermesi gibi, gönül de aşkın verdiği kederle titrer ve bu acıyı dışa vurur.
Bu benzetmede, gönül teli, aşkın yoğunluğuyla incelmiş ve hassaslaşmış bir ruhu temsil eder. Aşk, insanda derin duygusal yaralar açar; bu yaralar ise gönül telinde titreşen bir nağme gibi sürekli hatırlatılır. Rebâbın telinin titreşmesi, insanın içsel dünyasında sürekli devam eden bu aşk acısına işaret eder.
Beytin ikinci mısraında, “Dâg-ı gamla cism-i zerdi ney gibi nâlân olur” ifadesiyle, gamın yaralarının bedende nasıl etkiler bıraktığı anlatılır. Dâg-ı gam (keder yarası), kişinin sararmış bedenini, ney gibi inleyen bir varlığa dönüştürür. Ney, tasavvufta insanın kederlerini ve ruhsal sancılarını dile getiren bir enstrüman olarak sıkça kullanılır. Neyin üfleyerek çıkardığı ses, insanın içindeki acıları dışa vuran bir inilti olarak kabul edilir. Şair, burada kişinin bedenen sararmasını, yani kederin fiziksel etkisini, ney gibi inleyerek ifade etmesine benzetir.
Gam, kişinin sadece ruhunu değil, bedenini de etkiler. Cism-i zerd (sarı beden), bu kederin bedensel yansımasını ifade eder. Aşkın getirdiği acılar, kişinin bedeninde hastalık ya da zayıflık olarak kendini gösterir. Bu sararma, ruhsal acının bedene yansıyan halidir. Ney gibi inlemek, bu acıların sürekli olarak dile gelmesidir; kişi, aşk ve keder nedeniyle sürekli bir inilti halindedir.
Ney bu iniltisini içindeki maddî dolgulardan kurtulmasına borçludur. İnsanın da bedenin arzularını dizginlemesi ile ney’in sesine kavuşması muhtemeldir. İki kelam-ı kibarla bitirelim:
Hazreti Aliya İzzetbegoviç der ki “En kötü kombinasyon, dolu bir mide ile boş bir ruhtur.”
Hazreti Mevlana der ki “Su, çamurdan kurtulursa okyanusa erişir.”
