Para özgürlük getiriyor. Özgürlük, kaybetmekten korkacağımız şeylere sahip olmamızı getiriyor. Korku/kaygı da özgürlüğü elden alıyor. Sahip oluş sırasında yaşanan özgürlük, dolaylı yoldan elden çıkıyor. Madde, içinde erimiş bir kölelik taşıyor. Yoksunluk ise tüm bunların, bu gizli köleliğin ötesinde yavan, saf, acımtırak bir biçimde sabit duruyor.
Reklamlar paramızı almak için yırtınıp duruyor. Bizim iyiliğimizi ister gibi yapmakla kalmıyor. Mutluluğun hemen dibimizde durduğu konusunda ısrar ediyor. Hatta o şeyi almazsak ahmak olduğumuza bizi ikna ediyor. Almayanların durumuyla alay ediliyor. Bak almamış, görmemiş, duymamış… Alan kişi yakışıklı ya da güzeldir. Almayan kişi ebleh bir gülüş takınan muhtemelen kilolu biridir. Bu kandırmacayla o şeye ihtiyaç duyuyor oluyoruz. Gözümüz kararıyor.
Yenilememiz ve değiştirmemiz için ağır baskı altındayız. Karşı çıkar ve edilgen tutumdan sıyrılırsak her yandan üstümüze saldırılacak gibi hissediyoruz. Arama motorları, televizyon, radyo, kırmızı ışık etrafını sarmış panolar, reklamı kaldırmak için reklam parası isteyen uygulamalar; kendinden geçmiş, gözü kararmış biçimde paramızı arzuluyor. Şimdi al sonra öde, bitmeyen sözde kampanyalar, bir üst modeller; sizi düşünüyoruz yalanına bizi inandırıyor. Yolda biraz müzik dinleyeyim derken kendimizi arabanı sat yenisini al reklamını dinlerken ve diliminden glikoz akan yalancı baklava reklamına bakarken buluyoruz. Reklamsız müzik mi istiyorsun, para vereceksin. Gerçek baklava mı istiyorsun? Şok olmaya hazır ol. Her yiğidin harcı değil gerçek şeyler.
Üstelik tüm satın almalarda bir tek şey alarak işin içinden çıkamazsınız. Mutlaka beraberinde bir şey daha almalısınız. Bakım yaptıran kadınlar, gözleri korkutularak envaı çeşit ürün satın almaya zorlanırlar. Almazlarsa kötü muameleye hazır olsunlar. Kasa yanında, arkasında gözün içine girmeye çalışan ürünlerden kaçamazsınız. Eninde sonunda alacaksınız. Simitçi bile ikisi şu kadar üçü bu kadar deyip sayıyı artırmaya çalışırken mağazalarda indirim ayağı hiç bitmez. Tezgâhtar prim almak için içinizi sızlatacak yalanlar söyleyebilir.
Sigorta işine soyunmuş kurumlar da canımız ve malımızla ilgili kaygımızı azaltmak için hiçbir şey yapmadan bol para kazanan dâhiler mekânı. Üretmeden, bir fayda sağlamadan para kazanılmasını hiç kavrayamadım. Borsalar, kendiliğinden büyüyen ve eriyen paralar, ter dökmeden ulaşılan işler; helalliği şüpheli para sevdasını körükleyip duruyor. Sigortacılar telefonlarımızdan bize ulaşıp ikna ederse prim alacak çalışanı, aşırı ısrarcı birine dönüştürüyorlar. Düşüneyim diyemezsiniz, hemen bir kayıt açmak ister ve telefonu yüzüne kapamak zorunda kalırsınız. Dolandırıcıların çok çeşitlendiği, her türlü taklidi yapabilen hokkabazları anmak bile istemiyorum.
İnsanın; paramı mı istiyorsun, al o zaman al da kurtulayım, yeter ki def ol deyip dağ başında bir kulübe arzulaması çok da anlamsız değil.
