1. Anasayfa
  2. Edebiyat
  3. Öykü

Un Bir Şekilde Bulunur da Evladı Ne Yapacağız?

Un Bir Şekilde Bulunur da Evladı Ne Yapacağız?
0

İlkokula gittiğim günlerden biriydi. Her zamanki gibi okula yetişmek için sabah erkenden kalktım. Okulun yolunu tutmadan önce anneannemin bana kahvaltı olarak hazırlamasını beklediğim tarhana çorbasını da içememiştim. Soğuk kış günlerinde her öğünün ayrılmaz bir parçası olan bu çorbayı o gün evde ekmek olmadığı için içmek de içimden gelmemişti. Böyle durumlara da hiç yabancı değildim. O zor günlerde bile okul hep önceliğim olmuştur. Okul dışındaki şeyler ne kadar rahatsız edici olsa da onları kaale almamayı o yaşlarda öğrenmiştim.   O günler bana çok şey öğretmişti. Çocuk halimde sorumluluklarını yerine getirmeyi, hayatta hiçbir şeyin umurunda olmadığı birilerinin de var olabileceğini, maddi ve manevi yokluğun ne demek olduğunu…

Günlerdir evde ölü gibi yatan, hiçbir işe yardım etmeyen, çalışmak eylemini aklından bile geçirmeyen biri vardı. O da bizimle yatıp kalkıyor, bizimle yiyip içiyordu. Anneannem haydi kalk dedikçe yatıyor, uyan artık dedikçe uyuyordu. Uyumanın bu kadar çok olabileceğini ben ondan öğrendim. Bu nasıl uyuma haliydi bir türlü anlayamıyordum. Hasta desem hasta değil, yaşlı desem yaşlı değil. Bitkin desem hiç değil. Ama yemek ve çay içmek olunca uyku bir anda duruyor, anneannemin zorlu şartlarda hazırladığı yemek ve çay keyiflice tüketiliyor, sonra tekrar uykuya. Bunca zor şartlarda mücadele ettiğimiz bu günlerde insan nasıl bu kadar gamsız, neden böyle umursamaz olabilirdi? Anneannem tek başına benimle mi ilgilensin yoksa uzun süredir arayıp sormadığı, bir anda çıkıp geldiği bu oğluna mı baksın. Kimin kime bakması gerektiğini söylememe gerek yok. O zavallı kadıncağız o zor şartlarda o kadar cömertti ki değil evladına kendisinden bir şey isteyen herkesi memnun etmenin yollarını arar, mutlaka bir şekilde karşı tarafı memnun etmeye çalışırdı. Vermek ve ikram etmenin önemini hastalandığı yaşlılık günlerinde onu tanıyanların üzüntülerinden anladım. Bu ikram aşkı uzun zaman sonra ilk defa gördüğüm dayım için de olmaz mı sanıyorsunuz? Dayım diyorum ama sadece bana bu senin dayın dedikleri için ona dayım diyorum. Yoksa o zamana kadar onu hiç görmemiştim. Kan bağım dışında hiçbir yakınlığını göremediğim dayım.

Askerden geldikten sonra köyde uzun süre durmamış, zamanının çoğunu uzak şehirlerde geçirirmiş. Dedem onun köyde kalması için çok uğraşmış. Ama başaramamış. Değil sağlığında hastalığında olsun oğlunu görmek istemiş ama bu bir türlü nasip olmamış. Dedem öldükten sonra köye gelmiş daha sonra tekrar ortadan kaybolup giden dayım. Rahmetlik dedem diğer oğlu gibi onun da bir devlet işine girmesini çok arzu etmiş. Bu yüzden askerliğini yaptıktan sonra düzenli bir işi olsun diye elinden geleni yapmış. Ankara’da iyi yerlerde mevki makam sahibi olan bir yakınımıza haber salmış. Yapılacak olan bir sınav sonrasında işe başlaması mümkün olacakmış. Hazırlıklar yapılmış, ama dayım ne hikmetse sınavın olacağı gün bir anda buhar olup ortadan kaybolmuş.

Yine kimseyi umursamadan bildiğini okumuş. Dedem buna çok üzülmüş. Nasıl üzülmesin? O günden sonra bu olay herkesin diline dolanmış ve köyde herkes bu konuyu dilden dile sohbet ortamlarında birbirlerine anlatır hale gelmiş. Hele hele işe girmek isteyip de giremeyen oğullarının durumunu düşünen köydeki kadınların bir numaralı gündem maddesi bu olmuş. Senin dayın koskoca devlet ikramiyesini elinin tersiyle tepti gitti. Şimdi başka yerlerde çobanlık mı yapıyor, hizmetkarlık mı yapıyor bilinmez. Gül gibi fırsat tepilir mi? Herkes buraya girmek için araya onca kişiyi sokuyor ama giremiyor. Bu dayımın yaptığına bak… Bütün çocukluğum boyunca anneannemle birlikte bulunduğum mahalle oturmalarında dayımın adı geçtiğinde bu lafları duydum. Anneannem de bu konuşmalardan çok rahatsız olurdu. Ama ne yapsın? Dayım köye geldiği zamanlarda ona kızardı. Bana üç kuruşluk karılardan laf işittiriyorsun. Neden zamanında bu devlet işine girmedin? Neden çektin gittin? gibi kızgınlık ve tenkit bildiren sözler dayımın pek umurunda olmazdı. O sanki gününü gün etmek için yaşayan birine benziyordu. Nerede akşam orada sabah derler ya. Öyle biri gibiydi sanki. Öyle biri dediysem kötü huyları olan biri olduğunu söyleyemem. Çünkü ben onun hiç sigara dışında kötü alışkanlığını görmedim, duymadım. Zaten bu tür işlerden de anlamazdı.

Dayımın iki kişilik ailemizin üçüncü kişisi olmaya başlamasının getirdiği rahatsızlıklar olmuyor değildi. Anneannemle birlikte küçük bir evde kendi yağımızla kavrulurken dayımın aramıza dahil olması düzenimizi bozmuştu. Anneannemden sürekli para istiyordu. Kadıncağız da bulamayacağını, bir gelirinin olmadığını söylüyordu. Dayımın fakirlik, kimsesizlik, yokluk gibi kavramlardan bihaber hali vardı. Anneannemin zaman zaman eline üç beş kuruş geçtiği dönemler oluyordu. Ancak onu da evin ihtiyaçları için kullanmak öncelikleri arasındaydı. Kendi yoksulluğumuz yetmezmiş gibi evli olan kızı ve bir işte çalışıyor olmasına rağmen hiçbir zaman parasının olduğunu görmediğim diğer oğlunun da her gelişlerinde ondan medet umar halleri yok mu? Anneannem bir de bunları memnun etmeye çalışıyordu. Ben anneannemin bu haline çok üzülüyordum. Elinde ne varsa onlara vermeye çalışması en çok üzüldüğüm tavrıydı. Halbuki onların anneanneme maddi ve manevi yönden destek olmaları gerekirken onların ondan bir şey beklemeleri ne kadar acıydı. Böyle durumlarda anneanneme, en çok da onlara kızıyordum. Ama elimden bir şey gelmiyordu.

Yine soğuk kış günlerinden biriydi. Hava buz gibi soğuk. Her tarafı kar kaplamış soğuktan dışarı değil yataktan bile çıkmak gelmiyordu içimden. Ama anneannem durur mu? Yine kalkmış, sobayı yakmış sabah kahvaltısı için çay suyunu sobanın üzerine koymuştu. Soba dediysek dört başı mamur bir soba değil. Her yakıldığında sağından solundan dumanların çıktığı, borularından akan ziftin asılı duran salça tenekelerine dolduğu bir sobadan bahsediyorum. Bu sobanın tutuşma anına kadar geçen süreçte hiç dumansız bir sabaha uyandığımı hatırlamıyorum. Her soba yandığında bu ritüelleri yaşamak bizim boynumuzun borcuydu. Soba yanar, duman her tarafı kaplar, dumanı odadan çıkarmak için kapı açık tutulur.  Sıcak ve soğuk birbiriyle evin ortasında kucaklaşır. Ateş iyice yandıktan sonra dumanlar yavaş yavaş yerini yanan alevlere bırakır ve biz de soğuk kış gününde sıcak evin keyfine varmaya başlardık.

Dayım o gün kahvaltı namına elde ve evde ne varsa anneannemin hazırlaması ve sıcak sobanın da vermiş olduğu rahat ortamın etkisiyle keyifle kalktı. Kahvaltıdan sonra anneannem dayıma unumuz kalmadı, al şu parayı bize ilçeden bir çuval un getir dedi. Dayım parayı gördüğü anda gece ışık gören tavşan gibi şaştı kaldı. Gözünde bir parıltı belirdi. Tamam, ben alır gelirim dedi. Daha sonra uzun süre evden çıkmayan dayım o dondurucu soğuk kış gününde evden mutlu bir şekilde çıktı. Çıkarken de hiç parası olmasa da sigarasının hiç eksik olmadığı cebine eline atıp hedefine ulaştı. Soğuk havada nefes alıp verirken çıkan havanın buharı ile içtiği sigaranın dumanı birbirine karışıyordu. Gece boyu yağmış yarım metreyi bulan yoldaki karlara adım adım imzasını atarak gözden kayboldu.

Biz gün boyunca anneannemle birlikte yanan sobanın dibinde gelecek unu bekledik. Günlerce kendisinden haber alamadık. Anneannem merak ediyordu. Acaba başına bir şey mi gelmişti? Anneannemin bu tür vesveseleri meşhurdur. Her şeyden mutlaka olumsuz bir şey çıkarma konusunda oldukça mahirdir. Ama sonuçta dayım ortalarda yoktu. Para da dayım da yine buhar olup kaybolmuştu. Köylülerden birkaç kişi onu şehre giden otobüse binerken görmüşler. Anladık ki dayım yine kimseyi düşünmeden kafasına göre hareket etmiş, aklına estiği gibi davranıp arkasına bakmadan çekip gitmişti. Zaten dayım kendinden başka kimseyi düşünmezdi. Benim o andan aklımda kalan tek sahne anneannemin tek odalı evimizin dünyaya açılan tek penceresinden dışarı bakarak gelmeyen undan ziyade giden oğluna üzülerek düşüncelere dalmasıydı. Sanki un bir şekilde bulunur da evladı ne yapacağız der gibi bir hali vardı.

 Ankara-Nisan, 2026

1969 yılında Ankara’da dünyaya geldi. İlköğretimini Çankırı’da, orta ve lise öğrenimini yatılı olarak Aydın’da tamamladı. Lisans eğitimini Gazi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümünde tamamladıktan sonra öğretmenlik yaptı. 1994 yılından itibaren sırasıyla Kırıkkale Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde hocalık yaptı. Hâlen Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Yabancı dil öğretimi, dil ve kültür çalışmaları alanında ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmış birçok makale, kitap bölümü ve kitap editörlükleri bulunmaktadır. Ulusal-yerel gazete ve dergilerde yazıları yayımlanmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir