Bizimle İletişime Geçin

Eğitim

Üzerimize Vazife Olmayan İşler

“Gemisini yürütene kaptan derler.” sözü ile “Sizi hedefe ulaştıran her yol mubahtır.” ilkesizliği arasında büyük bir ilinti var aslında. “Ben istediğimi elde edeyim de meşru veya gayri meşru olması hiç mühim değil.” omurgasızlığı insanların üzerine siniyor maalesef.

EKLENDİ

:

Çocukluğumuzda,  çocukça iyimserlikle büyüklerin yapması gereken işlere giriştiğimizde büyüklerimizden âdeta bir frenleme nidası gelirdi:

  • Boyunuzdan büyük işlere kalkışmayın!

Duvara boy ölçümüzü gösteren çizim metreye bakardık. Evet, boyumuz küçüktü. Ama işlerin büyüklüğünü ya da küçüklüğünü bilemiyorduk. Boyumuz ölçülebilirken, işlerin büyüklüğünü ölçemiyorduk. Sonunda pes ettik.  Boyumuzdan büyük işlere karışmamayı ve kalkışmamayı öğrendik.

Aradan geçen zamanla biz de büyüdük. Artık, “İşler boyumuzdan büyük değildir herhalde.” diye düşünürken; büyüklerimizden yeni bir nida yükseldi:

  • Üzerinize vazife olmayan işlere kalkışmayın!

İyi, güzel de hangi iş üzerimize vazife? Hangi iş üzerimize vazife değil? Bunu bilmemiz gerekmiyor mu? Yaşadığımız hayatta hak ve sorumluluk dengesi yok mu? Vatandaşlık hak ve ödevleri diye ikisi birden hatırlatılmıyor mu? “Haklarını bilip isteyeceksin ama sorumluluklarını da yerine getireceksin. Bu iki kavram et ve tırnak gibi birbirini bütünler.” diye anlatmadılar mı?

İşine git, okuluna git. Mesaini yap. Üzerine vazife olan verilen işleri yap, gerisine karışma. Sokakta, trafikte seni ilgilendirmeyen işlerle ilgilenme. Bırak, kim ne yapıyorsa yapsın! Bak sonra başına bela alırsın. Demedi deme ha!

Büyüklerimiz acaba bu ifadeleri zihnimize kazırken, kendilerini mi koruyorlardı yoksa hakikaten bizim başımıza bir iş gelmesinden mi çekiniyorlardı bilmem ama bu telkinler başarılı olmuş sanki. Aşırı bireyci hatta bir o kadar bencil davranan dahası hiçbir şeye karışmayan toplum olamamış bir topluluk var karşımızda.

Çalıştığım ofiste arkadaşımın çok büyük bir problemi var, benim haberim dahi yok. Problemi çözemesem bile birkaç teselli kelamı edebilirim. Ama arkadaşımın problemi üzerime vazife değil. Gece nefes almak için balkona çıktığımda komşumun evine girip çıkanları görüyorum. Acaba hastası mı var yoksa hırsız mı girdi evlerine? Bana ne canım? Üzerime vazife değil. Trafikte yanımda seyreden aracın şoför kapısı açık, sert bir manevrada araçtan düşebilir. Amaaan boş ver, şimdi bir şey söylesem ters anlar. Örtseydi kapısını, bana ne canım!

Yürüyüş yaptığım parkta bir adam bir kadını dövüyor. Elinde bıçak mı var ne? Aman Allah’ım! Kadına saplıyor. Öldürecek kadını! Aman o tarafa bakma! Görme sakın bir şey! Şahit falan yazdırırlar sonra. Kulaklığını tak, müziğini aç ve sporunu yap. Üzerine vazife olmayan işlere karışma. Hem karışanların başına neler geldiğini görüyorsun, sakın ha!

“Bana dokunmayan yılan, bin yıl yaşasın!” öyle mi?

“Her koyun kendi bacağından asılır.” öyle mi?

“İyilik yaptığın insanlar, seni sırtından bıçakladıklarında büyüyeceksin.” öyle mi?

“Gemisini yürütene kaptan derler.” öyle mi?

Daha saymaya kalksam bir bu kadar belki daha fazla yazılabileceğinden eminim. Önemli olan güzel (!) söz yazmak değil; önemli olan toplumsal dokunun bozulmuşluğunu nasıl tamir edebileceğimizin yolunu bulmaktır.

Bana dokunmayan yılan, sokacak kimse kalmadığında mecburen bana gelecektir. Kendi bacağından asılan koyuna müdahale etmezsem; bir gün sıra bana da gelecektir. Hatta o koyun ceza görmeyi hak ettiyse bile bu cezayı, ceza verecek otorite vermelidir. Herkes kendi cezasını kendi kesmeye kalktığında kimin haklı kimin suçlu olduğunu kestirmek çok güç olacaktır.

“Gemisini yürütene kaptan derler.” sözü ile “Sizi hedefe ulaştıran her yol mubahtır.” ilkesizliği arasında büyük bir ilinti var aslında. “Ben istediğimi elde edeyim de meşru veya gayri meşru olması hiç mühim değil.” omurgasızlığı insanların üzerine siniyor maalesef.

Ve en ağırıma gideni: “İyilik yaptığın insanlar, seni sırtından bıçakladığında büyüyeceksin”. Evet, bu bir söz ama güzel bir söz değil. Hatta çok kötü bir söz. İnsanların yüreğinden iyiliği, merhameti söküp alan yerine gaddarlığı, acımasızlığı empoze eden berbat bir söz.

Bizler Rahmet Peygamberinin (sav) ümmeti olarak yüreklere merhameti muştulamak ve dahası iyiliğin yayılıp kötülüğün engellenmesi ile mükellefiz. Üzerimize vazife olmayan işler deyip kenara çekilemeyiz. Bizler “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu imanın en zayıf derecesidir.” hadis-i şerifinin muhataplarıyız.

Ve dahi bu kapsamda:

-Üzerimize vazife olmayan çok işler yapacağız!

Çok Okunanlar