Bizimle İletişime Geçin

Eyvallah

Bu Çağda Böyle Vasiyet: Eyvallah! 

Vasiyetin devamında: ‘Ne verirsen elinle o da gider seninle. Allah ahiretimizi hayırlı etsin. Zarftaki alacaklar (verilen borçlar) karşılıksız (hayır) olarak verilmiştir. Çok büyük zaruret olmadıkça istenmeyecektir. Karşı tarafın durumu iyi olursa kendi rızasıyla öderse alınan iadeler gene ihtiyaç sahiplerine karşılıksız verilmesi önemle rica olunur…

EKLENDİ

:

“Giresun’da geçtiğimiz yıllarda ruh sağlığı bozuk olan bir hastası tarafından öldürülen Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doktor Ali Menekşe’nin (51) vasiyetnamesi, evraklarını toplayan ailesi tarafından tesadüfen bulundu. Eşi Zeynep ile biri tıp fakültesinde diğeri ortaokulda okuyan oğulları Furkan ve Fatih’e ‘İhtiyaç sahiplerini gözetin.’ diye vasiyet bırakan Menekşe, varislerinden kazancının yüzde 20’sini koyduğu hayır zarfının devam ettirilmesini istedi.

Menekşe’nin kaderini önceden gören vasiyeti aileyi yeniden yasa boğdu. Menekşe vasiyetinde, ‘Kazancınız iyiyse bu hayır zarfı devam etsin. Ben kazandığımın yüzde 20’sini koyuyordum. Siz de durumunuza göre ihtiyaç sahiplerini gözetin. Bugün varsak yarın yokuz, ölümün ne zaman geleceği belli değil.’ dedi.

Vasiyetin devamında: ‘Ne verirsen elinle o da gider seninle. Allah ahiretimizi hayırlı etsin. Zarftaki alacaklar (verilen borçlar) karşılıksız (hayır) olarak verilmiştir. Çok büyük zaruret olmadıkça istenmeyecektir. Karşı tarafın durumu iyi olursa kendi rızasıyla öderse alınan iadeler gene ihtiyaç sahiplerine karşılıksız verilmesi önemle rica olunur. Ama ihtiyacınız olursa, yeniden durum değerlendirilmesi hakkı size kalır. Çünkü artık bana soramayacaksınız.’

Vasiyetinde çocuklarına nasihat da veren Menekşe, ‘Bahtınız açık, yüzünüz aydınlık olsun. Rabbim sizleri her türlü kötülüklerden korusun, ihlaslı hayatın gerçek anlamını idrak eden, ahiret yolculuğuna hazırlanmayı gaye edinen kullardan eylesin. Akrabayı ve yoksul ihtiyaç sahiplerini gözetin.’ dedi. Menekşe vasiyetini, ‘Üzülmeyiniz ve mahzun olmayınız. Allah’a güveniniz. Yarın elbet bizimdir. Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir.’ diyerek bitirmiş.

16 Ocak 2001 tarihinde kaleme aldığı vasiyetinde ölümün ne zaman geleceğinin bilinmediğini yazan Menekşe, 15 Ocak 2008’de ruh sağlığı bozuk bir hastası tarafından vuruldu. (…) yapılan müdahalelere rağmen kurtulamadı. Menekşe, 4 Şubat günü gözlerini hayata kapadı. Menekşe’nin ailesi, vasiyetnameyi bulduktan sonra Sağlık Bakanlığı yetkilileri ile temasa geçti. Menekşe’nin adı Giresun’da bir hastaneye verildi.”

Eyvallah Dr. Ali Menekşe

“Modern” diye ifade edilen çağda hâlâ “İyi insanlar var.” Sayısı az diye itiraz sesleri gelebilir, çok da ciddiye almayın o sesleri. Çünkü “o sesin sahipleri” hep “ötekinin öyle olması gerektiği” gibi bir kabulle o itirazları yapıyorlar. “Ben de böyle olmalıyım.” diye bir kaygı taşımadıkları için de sadece “eleştiri” ve “negatif bir enerji trafosu” gibi sürekli olumsuzlukları yaygınlaştırıp “iyi örnek olmadıkları için” de topluma hiç bir katkı sağlamıyorlar. Sağlamaları da zor gibi.

Hayat devam ettikçe “iyi insanlar” da var olacaktır. Sayının artması, “ötekine berikine” değil “bana/sana/ona” bağlı. Hep ıskaladığımız şey yani…

Hayat devam ettikçe iyiler hep var olacaktır.

İnsaniyet sitemiz var olduğu sürece iyiler, iyilikler bu sayfalarda yer alacak ve hep birlikte teşekkürlerimizi ifade etmek için eyvallah diyeceğiz.

Eyvallah Dr. Ali Menekşe.

Eyvallah iyi insanlar.

Eyvallah…

Okumaya Devam Et...

Eyvallah

“Ebul Eytam” Süleyman Çalışkan Ağabeyin Ardından

EKLENDİ

:

Kayseri / Kocasinan Müftüsü Halil UZUN Beyefendi anlatıyor:

“Bir hatırayı unutmuyorum. Bizim Müftülüğümüze bağlı bir caminin altında bir dükkanı biz girişimciye  kiralık olarak vermiştik, konu geldi oraya dayandı. Süleyman Çalışkan Ağabey dedi ki:

– Hocam ben genelde şöyle düşünür, şöyle söylerim: “Vakfa ait herhangi bir dükkanı kiralık da olsa tutmayalım, ben şahsa ait yerleri daha çok tercih ederim, vakfa ait olan yerlerde tüyü bitmemiş bir sürü insanın hakkı olabilir, onun için genelde ben şahsa ait olan yerler olursa daha çok tercihimdir, ancak artık burayı arkadaşlar tutmuş, o bölgede o yerde dükkanların kirası neyse biz mutlaka onlardan daha fazla ödeyelim, diye de talimat veririm.”

O arada ben de dedim ki:

– “Merak etmeyin, oradaki kira rayiçin çok üzerinde sizin ödediğiniz para”.

– Mutlaka öyle olsun, dedi.

“Vakıflara ait dükkanları en düşük fiyata nasıl tutabilirim?” diye toplumda birçok insan onun hesabını yaparken karşımda “Vakfın hakkı geçecek” diye tir tir titreyen bir insan gördüm.  İnanın hatırlıyorum o anı, kendimden geçtim. Allah’ıma şükrettim, böyle güzel insanlar var, diye.

“Hep güzel insanlar, güzel örnekler eskide kaldı” gibi bir kabul var toplumda. “İyi örnekler” azaldığı için mi yoksa paylaşılmadığı için mi? Bilmiyorum. İnsanların güzel örneklikleri bir de vefat ettikten sonra paylaşılıyor nedense…

Bir incelik mi var, bir hikmet mi? Bilinmez…

İşte girişimci Süleyman Çalışkan Abimizin hassasiyeti… Kamu/Vakıf malı konusundaki ince düşüncesi. Kısacası, takvası…

İşte bu Abimiz Hakkın rahmetine kavuştu.

Adana’da güzel işler yaptığına şahidiz!

Cömertliğine şâhidiz!

Sosyal sorunlara karşı duyarlılığına şâhidiz!

Vefasına şâhidiz!

Takvasına şâhidiz!

Bizler de başkasına örnek gösterme yerine “Ben neden böyle değilim?” diye sorgulayalım önce.

Bir muhasabe yapalım.

Önce nefsimizden.

Ailemizden…

Topu taca atmayalım. Hep “öteki”nin iyi olmasını beklemeden “ben de iyi olmalıyım” diyelim..

Süleyman Abimiz gibi…

Eyvallah Süleyman Çakışkan Abi, eyvallah… Mekanın cennet olsun. Makamın âli olsun.

Eyvallah….

Okumaya Devam Et...

Eyvallah

Tevfik İleri’ye Rahmet ile…

27 Mayıs sabahı darbecilere ilk meydan okuyan vekil. Adnan Menderes’in Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri. Sabahleyin gazeteleri okurken, aleyhinde haber göremeyince eşi Vasfiye Hanım’a; “Demek ki, dün milletimiz için hayırlı bir iş yapmamışız Vasfiye Hanım!” diye seslenirmiş.

EKLENDİ

:

Bazı anlar, bazı olaylar, bazı rüyalar ve bazı kitaplar insanı sarsar, şoke eder.

Unutamazsınız.

İsteseniz de unutamazsınız…

Sebebini izah etmekte zorlansanız da unutamazsınız.

Bir İmam Hatip Mezunu, İlahiyat Mezunu ve DKAB Öğretmeni birisi olarak merhum Ahmet Tevfik İleri’nin imzası ile açılan okullarda okuyan birisi olarak Ankara’da bir imam hatip lisesinin adı olmaktan başka hakkında hiçbir şey bilmediğim bu ismi, derviş ruhlu insan Sadık Yalsızuçanlar Adana’ya bir vesile ile teşrif ettiğinde anlattıklarına şahit olup, sarsılana kadar…

Utandım…

Mahçup oldum..

Tarif edemediğim bir şey düğümlendi boğazıma..

Ve bir şeyler saplandı yüreğime…

Bu ismi duydukça hala sancır yüreğim.

“Neden böyle insanlarımızı bilmiyoruz? Tanıtmıyoruz? Anlatmıyoruz?” diye kaygılar peşimi bırakmadı.

Adam gibi bir adam…

Koskoca bir imam hatip neslinde koskoca bir Yüksek İslam (İlahiyat) neslinde ve hatta tüm gençlikte (din derslerini ilk defa koydurttuğu için) emeği, katkısı olan Adam…

Ne çileler yaşamış…

Ne vakur duruşlar sergilemiş…

Ve ne güzel izler bırakmış gitmiş…

27 Mayıs sabahı darbecilere ilk meydan okuyan vekil. Adnan Menderes’in Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri. Sabahleyin gazeteleri okurken, aleyhinde haber göremeyince eşi Vasfiye Hanım’a; “Demek ki, dün milletimiz için hayırlı bir iş yapmamışız Vasfiye Hanım!” diye seslenirmiş.

Böyle geniş ufuklu birisi…

Asker kılıklı maşalar Demokrat Partili Vekilleri Harp Okulu’na götürüp tıkmışlar. Sonra da “Burası bombalanacak.” diye de bir şayia çıkarmışlar. Herkes paniklemiş ama o bir köşeye çekilip namaza durmuş. Bir “albay” rütbeli soysuz gelip bağırmaya başlamış “Tevfik İleri nerede?” diye. Namazda, kıyamda hem rükûda hem secdede tekmelemiş. Selam verince yakasına yapışıp “Ben senin belalınım, seni öldüreceğim.” demiş. Ama aynı sertlikle cevabını almış: “Asıl bela, kendisini bela olarak gönderenin kim olduğunu bilmemektir.”

Böyle yürekli ve imanlı birisi idi.

Üniversite okurken  MTTB başkanlığı yapan İleri, 1930 yılında Razgrad’da Bulgar gençlerin Türk mezarlığını tahrip etmesi sonucu vatanperver gençlerle Bulgarları protesto mitingleri düzenler. Çanakkale’de görev yaptığı yıllarda, gençler ve yetişkinler için ilk defa şehitliklere ziyaret programları düzenleyen oydu.

Böyle aksiyoner bir yiğitti…

İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü, din derslerinin ilkokul müfredatına alınması, imam-hatiplerin açılmasında hep onun imzası vardı.

Böyle basiretli ve gayretli idi.

“Çok dikkatli olalım. Bu okulları doğmadan boğmak istiyorlar, mevcutları kapatmam için Türkiye’nin bütçesi kadar rüşvet teklif ediyorlar.” diye de sürekli kaygı taşırdı.

Evlendiği gün eşi Vasfiye Hanım’a “Önce vatanımızı, milletimizi seveceğiz, sonra birbirimizi.” diyen bir vatanperver Tevfik İleri.

27 Mayıs 1960 onun için de sonun başlangıcıydı. İdamlıklar listesinde o da vardı. Yassıada’da Menderes’in yoldaşıydı. Darbeyi kendine yediremedi, kahrından kanser oldu. Darbecilerin insafı, idamı müebbede dönüştürecek kadardı. Yassıada’dan Kayseri cezaevine gönderdiler onu. Hastalık ilerledi ve Ankara Hastanesi’ne taşıdılar.  Hemşin’de başlayan dünya sürgünü Ankara’da son buldu.

Böyle de çileli idi.

Ailesine yazdığın mektupta: “Allah var. Büyük Allah var. Her şeyi görüyor, biliyor. Gerisi laf-û güzaf. Yapılacak tek şey tebessüm etmektir. Size mal mülk, servet bırakmadım ama şerefli, namuslu, erkek bir ad bırakabildim. Hiçbir zaman başınız yere bakmayacaktır. Bununla müteselliyim, siz de bununla iftihar edeceksiniz.” diyordu.

Ve de tevekkül ehli…

Son mektuplarından birinde şöyle diyor biricik Vasfiye’sine:

“… Günlerden çarşamba diyorlar. 27 Temmuz. Saat beş. Dünya iblis cenneti, ahiret İsmail teslimiyetidir. Rahat uyudum. 04.30’da uyandım. Vasfiye’m de ve belki kızlarım da bu saatte uyanıktır. Ve Allah’a niyaz etmektedirler. Hemen kalktım abdest aldım, namazımı kıldım. Ve Allah’ımızın lütfu olan bu güzel ve alacakaranlık sabahta muazzez memleketimiz, yuvalarımız, çocuklarımız ve kendimiz için dua ve niyazda bulundum…”

31 Aralık günü vuslata erdi.

Dualar ile anıldı.

Anılacak…

Vefasızlık yapıp anmasak bile O, zaten biliyor.

Anmak ile biz “bize düşeni yapıyoruz” onu kıymetlendirmiş olmuyoruz.

O zaten gıpta ile anılacak, onurlu bir 49 yıl bırakmış…

Örnek alınacak…

O kadar siyasette kalıp, Bakanlık yapıp da kiracı olan, kirayı ödemekte zorlanan bir Bakan…

Onun ne kadar “özel” olduğunu fark etmeli, ruhuna birer Fatiha okumalıyız…

Dua etmeli ve onun güzelliklerini paylaşmalıyız; evde, derste, gazetede, dergide, sosyal medyada…

Güzel şeyler, güzel şeyleri çağrıştırsın inşallah…

Rahmet ile….

Eyvallah Tevfik İleri Üstad, eyvallah…

Okumaya Devam Et...

Eyvallah

Tatildeyken Makam Arabasına Binmeyen Vali

İşte yaşanmış bir vakıa : “Toplu taşıma aracında yıllar önce, İzmir ile Çeşme arası seyahat eden bir minibüsü, polis kimlik kontrolü için durdurur.  Ayakta seyahat eden bir beyin kimliğine bakan polisler şaşırır ve  donakalır. Çünkü TC İçişleri Bakanlığı tarafından verilen kimlikte…

EKLENDİ

:

İnsanız, rahatlığı sever nefsimiz.

Konforu arzu ederiz. “Daha iyisi niye benim de olmasın ki?..” “Benim ötekinden ne eksiğim var?” gibi tüketim kültürü sloganları zaman zaman önce beynimizi sonra benliğimizi işgal eder ve sürüklenir gideriz.

“Kardeşim mal benim değil mi yani, size ne, ben kazandım…” diye böbürlene böbürlene de racon keseriz, çevremize…

“İyi sizin olsun.” der, çeker gider uyarıcılar.

Neticede doğru yani mal onun, mülk onun para onun değil mi? Bu bile su götürür de hadi neyse…

Başka bir konuya kapı aralamasın diyelim. “Şahsi tercihi” olması açısından söz biter.

Bir de “benim malım benim param benim arabam…” diyemediği hâlde milletin “emanet ettiği görevi” icabı “geçici olarak tahsis edilmiş” mal ile araç ile makam ile “caka satan” “racon kesen” tiplemeler var, bizi de asıl ilgilendiren nokta burası zaten.

Hz. Ömer’in “devletin mumu” diye söndürdüğü kıssayı bilmesine rağmen daha iyi hizmet iddiası ile “kendisi için tahsis edilmiş” makamı aracını “şahsi konforu için kullanıp” kendi mumu olmasına rağmen devletin aydınlatma projektörünü en yüksek voltaj üzerinden kullanan türediler var piyasada.

Bilgi yoksunu olmayıp “şuur kaybı yaşayan” bir zümre bunlar… Ama bir de “zorunlu olmadıkça makam aracı kullanmayan, sabah erkenden kalkıp çıktığı yürüyüşlerde çay ocaklarında sabah çayı içenlerle, simitçilerle  sohbet eden” insanlar da var. Sayılarını bilmeyiz elbette. Duydukça gıpta eder, dua ederiz.

“Biz yoksul köy çocuğuyduk. Her sabah köyden kasabaya yürüyerek okula gidip gelerek büyüdük. Bu yüzden devletin bir kuruşunu harcarken bin kez düşünürüm. Çünkü bu parada tüyü bitmedik yetimlerin hakkı vardır.” diye hassasiyet sahibi bir insan, bir vali…

İşte yaşanmış bir vakıa : “Toplu taşıma aracında yıllar önce, İzmir ile Çeşme arası seyahat eden bir minibüsü, polis kimlik kontrolü için durdurur.  Ayakta seyahat eden bir beyin kimliğine bakan polisler şaşırır ve  donakalır. Çünkü TC İçişleri Bakanlığı tarafından verilen kimlikte, Bilecik Valisi yazmaktadır. İlk şaşkınlığı atlatan polisler, “Sayın Valim, sizi biz götürelim.” teklifinde bulunsalar da  “Hayır, teşekkür ederim. Tatildeyken, devletin aracına binmem.” der, yoluna devam eder.

Olayın kahramanı Reşadiye, Silopi, Finike ve Söğüt Kaymakamlığı; Bilecik, Niğde, Erzincan ve Manisa Valiliği görevlerinde bulunmuş olan Refik Arslan Öztürk’tür.

Kendisi yakın bir tarihte vefat etti.

Rabbim, bu hassasiyette evlatlar /nesiller yetiştirmeyi nasip etsin.

Allah rahmet eylesin.

Eyvallah Refik Arslan Öztürk, eyvallah…

Okumaya Devam Et...

Çok Okunanlar