Bizimle İletişime Geçin

Söyleşi

25/Sorgusuz Sual – Prof. Dr. Bilal Kemikli

Sivas’ta doğdu. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde tamamladı, 1998’de doktor, 2002’de doçent ve 2008’de profesörlüğe yükseltildi. Ankara, Yüzüncü Yıl, Süleyman Demirel ve Bursa Uludağ Üniversitelerinde öğretim üyesi ve idareci olarak görev yapan Prof. Kemikli, DPÜ İlahiyat Fakültesi’nin kurulmasına kurucu dekanı olarak öncülük etti. Halen Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olarak çalışmalarını sürdüren yazar, akademik yayınların yanında kültür-sanat ve edebiyat dergilerinde inceleme, eleştiri ve deneme yazıları yayımladı. Bir süre TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu’nda Çocuklar İçin adlı programı hazırlayıp sundu. Bazı TRT Belgesellerinde danışman ve metin yazarı olarak görev yaptı.

EKLENDİ

:

1- Sizi çarpan ilk kitap?
Ömer Seyfettin’in Pembe İncili Kaftan’ını hatırlıyorum. Uzunca bir dönem bu hikâyenin etkisinde kalmış, oradaki mürüvvet beni derinden etkilemişti. Sanki hikâyeyi, yaşıyormuş gibi okuduğumu hatırlarım.
2- Yayımlanmış kitaplardan birini siz yazmış olacaksınız, hangi kitap?
Merhum Erol Güngör’ün Robert B. Downs’tan yaptığı çeviri kitap: Dünyayı Değiştiren Kitaplar… Bu kitabın “aynısını” olmasa da, en bir benzerini yazmayı çok isterdim. Nitekim bu konuda, bizi biz eden kitaplara dair gençlerimize tanıtıcı bir çalışmanın hayalini yıllardır kurarım. 
3- Yaşamayan/yaşayan bir yazar veya şairle bir gününüz var. Kimi seçtiniz?

Merhum Cahit Zarifoğlu’nu seçerdim… O, biz henüz lise öğrencisiyken mektuplarımıza cevap veren, yazdığımız metinleri değerlendiren, rehber olmaya gayret eden samimi bir ustaydı.
4- Şiir mi, düzyazı mı?
Birini ötekine tercih zorunda bırakmayın lütfen… Mensureler diyeyim o vakit. Şiire yaklaşan yazılar.
5- İzlemelere doyamadığınız film?
Doğrusu bir filmin müptelası değilim… Ama Ömer Muhtar’ı her seyredişimde farklı bir anlama ulaşırım.
6- Dizi, film, belgesel?
Düzenli bir dizi takipçisi sayılmam; ama bu sorunuzu okuyunca hemen dilime gelen: ‘Ekmek Teknesi’… Sıcak mahalle ilişkileri, aile, ahlak ve erdeme dair notlar. O, dizi hala dimağımda tatlı bir yere sahiptir. Şimdilerde biraz ‘Gönül Dağı’nda bu hissi yakalama imkânına sahibim.
7- Sizi en çok ne üzer?
Talep edilen bir yazıyı yazamamak… Okumam gereken kitabı zamanında okuyamamak. Meşguliyetler, toplantılar vs kendi gündemimizden uzaklaşmamıza sebep oluyor. O bakımdan bazen yazmam gerekenleri yazamıyorum. Keza okumak için masamın üzerinde biriken kitaplar var; onları da geciktiriyorum, erteliyorum. Toparlanmak için niyaz ediyorum.
8- Ruhunuzda derin iz bırakan şarkı?

Bir hüseyni şarkı: Güftesi Mehmet Akif’e bestesi Şerif İçli’ye ait, “Ezelden âşinânım ben ezelden hem-zebânımsın” şarkısı… Varlığı anlamak, gelişi ve gidişi düşünmek açısından derin bir tefekkür içerir. Makam da güfteye uygundur.

9- Yaşamak/ölmek istediğiniz şehir?

Bursa’dayım. Bursa’da yaşıyorum… Benim şehirlerim, Sivas, Ankara, Van, Isparta, Kütahya, Amman, Saraybosna ve Yesî. Buralarda geçti ömrüm. Bursa, bütün bu şehirlerden bir iz taşır.
10- Hayattaki en önemli üç kavram?
Tebessüm, takdir ve teşvik… Bu üç kavram benim yönetim anlayışımın da temelini oluşturur.
11- Günlük hayatta kullanmayı en çok sevdiğiniz kelime?

Ben pek farkında değilim, ama arkadaşlarım ara sıra takılır: Bu itibarla… Evet, bir kelime dediniz;  fakat benim en çok kullandığım ifadenin “bu itibarla” olduğunu ihsas ederler. Bir de “Eyvallah” ve “Hak razı olsun” ifadeleri. Kelime olarak; doğrusu hiç düşünmedim bu konuyu.
12- Nefret ettiğiniz kelime?
İki kelime söyleyeyim, ulu orta her yerde kullanılıyor: Aynen ve atıyorum… Sen kopya misin? Bir şahsiyete, bir kimliğe sahipsin. Dolayısıyla senin de bir görüşün olsun, ne diye her şeye “aynen” diye katılıyorsun. Yine, sen avcı mısın da atıyorsun? Atma, hakikati söyle.
13- Başarı sizce nedir?
Kalp huzuru… Gönül huzuru. Kalpteki huzuru alıp götüren şan şöhret, bilgi, sanat, mal ve mülk yüktür.

14- Ne olmadan yaşayamazsınız?
Su ve sohbet… Su bedenim için, eskilerin deyimiyle tenim için elzemdir. Sohbet ise, ruhumun gıdasıdır. Sohbetin bittiği yerde hayat da biter.
15- İlk aldığınız hediye neydi, kimdendi?
Hatırladığım ilk hediye küçük amcamın İzmir’den getirdiği bir “çedik”. Çediği bilir misiniz? Elbette bilirsiniz. Bizim çocukluk dönemlerimizde, 70’li yıllar diyeyim, çedik mühim bir mevzuydu. Yazın, ayakları serin tutan bir papuç.
16- Hangi gün unutulmazınız?
Annemi aslî vatanına uğurladığım gün… 5 Şubat’ı 6’ya bağlayan gece.  Vefatından birkaç saat önce görüşmüştüm, çok iyiydi ve hatim okuyordu. Abdest tazelemek için kalkmış, banyoya gitmiş ve orada ayağı kayıp düşmüş. Hayat bu kadar işte. O geceyi ve o günü unutamam. Rahmet olsun.
17- Facebook/İnstagram/Twitter güne başlarken ve günü kapatırken hangisini kullanıyorsunuz?
Güne başlarken ve bitirirken sosyal medya mecrasına pek girmek istemem. Daha doğrusu ben bu mecrada varım; ama mesajımı yazar çekilirim. Pek takip edemem. Son yıllarda bazı dostlarım bizim mesajları görmüyorsun diye sitem ettiklerinden hızlı bir şekilde bakar, icabında beğenir yahut paylaşırım.
18- Sizce çocukluk?
Sırlar hazinesi… Hep o hazineyi yazıyor, çiziyoruz.
19- Sevgi neydi?
Tohum atmak… İyi niyetler ve güzel düşünceler tohumu.
20- Yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey?
Evet, bir kasabada öğretmen olup çocuk hikayeleri yazmaktı muradım… Yapamadım.
21- Bir gece uyuyorsunuz sabah bir lisanı ana dil akıcılığında konuşma yetisine sahipsiniz. Hangi dil?
Güzel bir hayal… Arapça.
22- Dilediğiniz bir dönemde yaşayacaksınız. Hangi dönem?
Fatih döneminde yaşamak isterdim. Fethedilen İstanbul’un İslam şehri olmasına tanıklık etmek isterdim.
23- ‘Şimdiki aklım olsa’ diye başlayan cümleyi nasıl tamamlarsınız?
Şimdiki aklım olsa, sadece Türkçe değil, başka dillerde de yazacak şekilde kendimi yetiştirirdim.
24- Annenize ve babanıza çok isteyip de kuramadığınız cümle ne olur?
Şükürler olsun, her ne kadar yatılı mektepte okumuş ve gurbette hayat kurmuş olsam da ailemle irtibatım daima “iyi” oldu. Onlara sevdiğimi söyledim, hizmetlerinde bulundum, teşekkür ettim, dualarını almak nasip oldu. Fakat her ikisinin de gözlerinin içine bakarak sarılmak isterdim. Söz değil de, hâl ile konuşmak isterdim… Şimdi, aldığımız terbiye sebebiyle olsa gerek, daima bir “mesafe” koyduğumuzun ayırımına vardım.
25- Sizce ‘insaniyet’?
İnsaniyet, hakkaniyettir… Hak ve hukuka saygı.

Çok Okunanlar