Türkistan, yalnızca Kazakistan’ın tarihî şehirlerinden biri olmayıp Türk dünyasının hafızasında derin izler bırakmış, ilim ve irfan yolculuklarının kesiştiği, gönül coğrafyamızın önemli merkezlerinden biridir. Bu şehirde insanın zihnine ister istemez başka sorularla birlikte şu önemli soru da gelmektedir: Geçmişte burada yakılan bir ilim ve irfan kandili günümüzde nasıl yanmaya devam etmektedir?
Günümüz açısından bu sorunun en anlamlı cevaplarından biri, Hoca Ahmed Yesevî Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi’nin varlığıdır. Bu üniversite, tarihî bir şehrin hafızasıyla çağdaş dünyanın bilgisini buluşturma iddiası taşıyan bir ilim ve irfan ocağıdır. Daha da önemlisi, adını taşıdığı büyük mutasavvıfın mirası sebebiyle, bilgi ile hikmet, akıl ile gönül, bilim ile ahlâk arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeye imkân veren özel bir mekândır. Daha önceki yazılarımızda işaret ettiğimiz gibi Türkistan denildiğinde akla önce Hoca Ahmed Yesevî gelir. Yesevî denildiğinde ise Türkistan… Bu iki isim, yüzyıllar içerisinde birbirinden ayrılmaz hâle gelmiştir.
Hoca Ahmed Yesevî’nin Türkistan’da oluşturduğu irfan halkası, yalnızca yaşadığı dönemle sınırlı kalmamış; Büyük Türkistan coğrafyasından Anadolu’ya, Hindistan’a, Balkanlar’dan İdil-Ural sahasına kadar uzanan geniş bir coğrafyada etkisini göstermiştir. Hatta bu etkinin ruhunu çok eskilere dayandırmak mümkündür. Tebe-i Tabiînin ileri gelenlerinden Süfyân-ı Sevrî (ö. 161/778) şöyle demektedir
“Türkistan’da ezan okumak Mekke’de namaz kılmaktan daha faziletlidir.”
İşte bugün Türkistan’da Hoca Ahmed Yesevî’nin adını taşıyan bir üniversitenin bulunması, bu tarihî mirası çağdaş eğitim dünyasıyla buluşturma bakımından ayrı bir anlam taşımaktadır. Bir eğitim kurumuna bir şahsiyetin adını vermek kolaydır; fakat o ismin temsil ettiği değerleri yaşatmak çok daha büyük bir sorumluluktur. Çünkü Yesevî mirası, insanı merkeze alan bir irfan anlayışını temsil eder. Bu sebeple üniversitenin adındaki “Yesevî” kelimesi, yalnızca tarihî bir hatırlatma değildir. Aynı zamanda bir çağrıdır. İlme, ahlâka, hikmete, insana. Ve insanın kendisini aşarak daha büyük bir anlam dünyasına yönelmesine…
Hoca Ahmed Yesevî Üniversitesi’nin kuruluş hikâyesi de taşıdığı anlam bakımından dikkat çekicidir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlığını kazanan Kazakistan ile Türkiye arasında gelişen ilişkilerin önemli sonuçlarından biri, Türkistan’da ortak bir üniversite kurulması olmuştur. 1991 yılında Türkistan Devlet Üniversitesi olarak başlayan süreç, 1992 yılında Türkiye ile Kazakistan arasında yapılan anlaşmayla uluslararası ortak üniversite niteliği kazanmıştır. Çok zor şartlarda kurulan varlığını Köklü geçmişten Güçlü Geleceğe sloganıyla sürdüren üniversite, bugün 13 fakülte 8 enstitü, 22 milletten 12 bine yakın öğrencisiyle Türkistan Coğrafyasına ilim ve irfan yaymakta, bu coğrafyada aranılan ve en önde gelen üniversitelerden biri olarak yerini almaktadır.
Türkistan’da üniversitenin kurulması önemlidir. Fakat üniversitenin Türkistan’da kuruluşunu, sadece iki ülke arasındaki bir eğitim iş birliği olarak görmemek gerekir. Çünkü üniversiteler yalnızca bilgi üreten kurumlar değildir; aynı zamanda toplumların birbirlerini tanımasını sağlayan, kültürleri buluşturan ve ortak gelecek tasavvurlarını güçlendiren mekânlardır. Bu açıdan Hoca Ahmed Yesevî Üniversitesi, Türkiye ile Kazakistan arasındaki ilişkilerin eğitim ve kültür alanındaki önemli sembollerinden biri hâline gelmiştir. Bir tarafta Anadolu… Diğer tarafta Türkistan… Bir tarafta Türkiye… Diğer tarafta Kazakistan… Fakat üniversitenin çatısı altında bu coğrafyalar birbirinden uzak değildir. Aksine aynı sınıfta, aynı kütüphanede, aynı konferans salonunda ve aynı akademik ortamda buluşurlar. Dolayısıyla Türk Dünyasının gençleri aynı çatı altında buluşmaktalar. Bugün üniversite kampüsünde dolaşırken dikkati çeken en önemli şeylerden biri, gençlerin oluşturduğu kültürel çeşitliliktir. Farklı şehirlerden, farklı ülkelerden, farklı ailelerden gelen gençler aynı üniversitenin öğrencileri olarak bir araya gelirler. Her birinin kendi hikâyesi, kendi şehri, kendi kültürel birikimi vardır. Fakat onları buluşturan ortak bir zemin vardır: İlim.
Bu gençlerin her biri Türk dünyasının farklı bir köşesinden gelmiş olabilir. Ancak üniversite yılları boyunca kurdukları dostluklar, edindikleri akademik tecrübeler ve birlikte yaşadıkları hatıralar, onları birbirine bağlayan yeni bir sosyal ve kültürel ağ oluşturur. Belki de üniversitenin en büyük kazanımlarından biri budur. Bir öğrenci burada yalnızca kendi bölümünü okumaz. Başka bir Türk topluluğunun kültürünü tanır. Başka bir şehrin hikâyesini dinler. Başka bir coğrafyanın insanıyla arkadaş olur. Kendi dünyasının sınırlarını genişletir. Böylece üniversite, farkında olarak veya olmayarak, Türk dünyası arasında görünmeyen köprüler kurar. Bunlarla birlikte Hoca Ahmed Yesevî Üniversitesi bilgi ile hikmet arasında da köprüler kurmaktadır. Bugünün üniversitesini geçmişin medresesiyle aynılaştırmak elbette doğru değildir. Çağımızın bilim anlayışı, araştırma yöntemleri ve akademik disiplinleri geçmişten farklıdır. Modern üniversite, eleştirel düşünceyi, özgür araştırmayı, bilimsel yöntemi ve uzmanlaşmayı esas alır. Fakat değişmeyen bir soru vardır:
Bilgi insanı nereye götürür? Teknoloji gelişiyor. Yapay zekâ hayatımızın her alanına giriyor. Bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolaylaşıyor. Fakat bilgi çoğaldıkça hikmet de aynı ölçüde çoğalıyor mu? Çünkü üniversitenin görevi yalnızca “bilen insan” yetiştirmek değildir. Aynı zamanda bildiğini nasıl kullanacağını bilen insan yetiştirmektir. Bilgisini insanlığın yararına kullanabilen… Farklı düşüncelere tahammül edebilen… Ahlâkî sorumluluk taşıyan… Kendi kültürünü tanırken başka kültürlere de saygı gösterebilen… Kısacası bilgiyi hikmetle buluşturabilen insanlar yetiştirmek. İşte Hoca Ahmed Yesevî Üniversitesi bu özelliklere sahip öğrenciler yetiştirmek için vardır, gayrette sarf edilmektedir.
Durum akademisyenler içinde önemlidir. Bu durumda Türkistan’da akademisyen olmanın ayrı bir tarafı ve sorumluluğu ortaya çıkmaktadır. Çünkü Türkistan’da bir üniversitede görev yapmak, bir akademisyen için yalnızca mesleki bir tecrübe değildir. Bazen bir şehrin kendisi de insanın hocası olur. Türkistan böyle bir şehirdir. Bu şehirde akademik hayatın kendisi, ister istemez tarih ile bugün arasında bir konuşmaya dönüşür. Geçmiş size bir soru sorar: “Benden ne öğrendin?” Bugün ise başka bir soru sorar: “Bundan sonra ne yapacaksın?” Üniversitenin anlamı biraz da bu iki sorunun arasında gizlidir. Zira Yesevî’den bugüne uzanan bir yol vardır. Hoca Ahmed Yesevî’nin yüzyıllar önce Türkistan’da yaktığı irfan kandilinin bugün aynı şekilde ve biçimde devam ettiğini söylemek elbette mümkün değildir. Zaman değişmiştir. Toplumlar değişmiştir. Bilim değişmiştir. İnsanların ihtiyaçları değişmiştir. Fakat bazı temel sorular değişmez. İnsan nedir? İyi insan nasıl olunur? Bilgi ne içindir? Ahlâk neden gereklidir? İnsan topluma karşı hangi sorumlulukları taşır? İlim ile hikmet arasında nasıl bir ilişki vardır? Bu sorular, Yesevî’nin yaşadığı çağda olduğu gibi bugün de önemini korumaktadır. Tam da Hoca Ahmed Yesevî Üniversitesi’nin tarihî anlamı biraz da burada ortaya çıkmaktadır. Üniversite, geçmişi tekrarlamak için değil; geçmişten hareketle geleceği düşünmek için vardır.
Türk dünyası geniş bir coğrafya olması hasebiyle Hoca Ahmed Yesevî Üniversitesi Türk Dünyasının ortak hafızasında yer alan misyonu olan bir üniversitedir. Anadolu’dan Orta Asya’ya, Kafkasya’dan Balkanlar’a, Sibirya’dan İdil-Ural sahasına kadar uzanan bu büyük coğrafyada birbirinden farklı tarihî tecrübeler, lehçeler, kültürler ve siyasi geçmişler bulunmaktadır. Bu çeşitlilik, aslında büyük bir zenginliktir. Fakat ortak hafızanın korunması ve geleceğe taşınması için ortak kurumlara da ihtiyaç vardır. Hoca Ahmed Yesevî Üniversitesi bu bakımdan önemli bir işlev üstlenmektedir. Çünkü burada Türk dünyasının farklı bölgelerinden gelen gençler sadece eğitim almamakta; birbirlerini tanımakta, ortak değerleri keşfetmekte ve geleceğin ilişkilerini bugünden kurmaktadırlar. Belki de bundan dolayı üniversitelerin gerçek etkisi, diplomaların ötesindedir. Bir öğrencinin zihninde bıraktığınız düşünce… Bir akademisyenin öğrencisine kazandırdığı merak… Bir sınıfta kurulan dostluk… Bir konferansta yapılan fikir alışverişi… Bunların her biri geleceğe bırakılan küçük ama önemli izlerdir. Bu yüzden Hoca Ahmed Yesevî Üniversitesi’nin önünde büyük imkânlar olduğu kadar büyük sorumluluklar da bulunmaktadır. Dünyanın hızlı biçimde değiştiği bir dönemde üniversitelerin kendilerini sürekli yenilemeleri gerekmektedir. Bilimsel araştırmaların güçlendirilmesi, uluslararası akademik ilişkilerin geliştirilmesi, genç araştırmacıların desteklenmesi ve Türk dünyasıyla ilgili çalışmaların daha geniş bir zemine taşınması bu sorumlulukların başında gelmektedir. Üniversitemizde sayılan hususlarda çok güzel ve önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Fakat bütün bunların yanında üniversitenin kendisine şu soruyu da sorması gerekir: “Yesevî’nin adını taşıyan bir üniversite olarak dünyaya ne söyleyebiliriz?”
Bu sorunun cevabı yalnızca yeni binalarda, yeni programlarda veya yeni teknolojilerde aranamaz. Cevap, yetiştirilen insanda aranmalıdır. Çünkü bir üniversitenin gerçek eseri, binaları değil, yetiştirdiği insanlardır. Eğer bir genç Türkistan’dan ayrılırken daha fazla bilen, daha fazla düşünen, daha fazla sorumluluk hisseden ve insanlara karşı daha fazla saygı duyan biri olarak kendi ülkesine dönüyorsa, üniversite asıl görevlerinden birini yerine getirmiş demektir.
Türkistan’ın kadim toprağında yükselen bu üniversite, bir taraftan modern bilimin imkânlarını kullanırken diğer taraftan şehrin tarihî hafızasını taşımaktadır. Belki de Hoca Ahmed Yesevî Üniversitesi’nin en güzel tarifi şudur: Türkistan’da geçmişin hafızasıyla geleceğin bilgisini buluşturan bir ilim ve irfan ocağı.
Hoca Ahmed Yesevî’nin adıyla başlayan bu yolculuğun bundan sonraki durağı ise yalnızca Türkistan değil, Türk dünyasının tamamıdır, belki de bütün dünyadır. Çünkü bazı üniversiteler bir şehre aittir. Bazı üniversiteler ise bir şehrin sınırlarını aşar. Hoca Ahmed Yesevî Üniversitesi de Türkistan’dan yükselen sesi, Türk dünyasının ortak hafızasına ve geleceğine taşıma potansiyeliyle böyle bir üniversite olma yolundadır.
Duamız ve niyazımız odur ki; köklerini Türkistan’ın ve Hoca Ahmed Yesevî’nin kadim ilim ve irfan mirasından alan Hoca Ahmed Yesevî Üniversitesi, günümüz bilimin imkânlarından da güç alarak geleceğe daha emin adımlarla yürümesi; ürettiği bilgi, yetiştirdiği nitelikli insan ve elde ettiği başarılarla, özelde Türk dünyasının, genelde ise bütün insanlığın eğitim, bilim ve kültür ufkunda daha güçlü, saygın ve kalıcı bir konuma ulaşmasıdır.
