tembel bir sonbaharı bekler pencereler
kuşlar ki istemeden düşürüverirler
yüreklerini ağaç dallarından
ödünç sevgiler ve ihanetler kuşanırken
ve vakti belli olmayan
meydan muharebelerine hazırlanırken
gün gelir ansızın ölür şairler
elbette bizim değildir
caddelerinde gezmediğimiz şehirler
ve gözlerimizin görmediği renkler
sesini yitirmiş akrep ve yelkovan
unutulmuş bir saatin içinde ölürken
tozlanmış bir plak
iğnesi kırık bir gramofonda susarken
katlanmamış bembeyaz kağıtlar
kalem görmeden sararırken
kuşlar yavrularını yuvalarından düşürürken
mezarlar bile parsellenirken
tüm ölümlere bilmeden alışırken
unuttuk yas nasıl tutulur
unuttuk bir kalp ateşsiz nasıl tutuşur
artık öğrendik
hiçbir anı saklanamaz bir mendil içinde
ve unuttuk sandığımız şarkılar
bir kül gibi yaşar insanın yüreğinde
sapsız bir bıçağa dönüşerek
düzensiz bir orduya dönüşür kelimeler
müstahkem mevzilerini terk ederek
sonra kapatır gözlerini bir şair
son şiirini hiç kimseye söyleyemeden
