Bizimle İletişime Geçin

Tarih

Endülüs Fatihi Târık B. Ziyâd “Gemileri Yaktı” mı?

Müslüman gençler, kendi dava ve idealleri söz konusu olduğunda tıpkı Târık ve arkadaşları gibi, arkalarına bakmadan, her şeylerini bırakabileceklerini ve gemilerini gözlerini kırpmadan yakabilecekleri şuurunu taşımalı ve göstermelidir.

EKLENDİ

:

gemi

Tarihçilerin çoğunluğuna göre Berberî asıllı olan Tarık b. Ziyad’ın (Berberî Nefze kabilesinden) İspanya’yı fethi, hem İslâm hem de Avrupa tarihi açısından bir dönüm noktasını teşkil etmiştir. Bu fetihle birlikte, Batı Avrupa’daki İslâm varlığı yaklaşık sekiz asır devam edecek, ortaçağlar boyunca Avrupa’nın gelişimine katkıda bulunacaktır.

German soyundan gelen ve miladî IV. ve V. Asırda, İberik Yarımadası’nı işgal edip yöneten Vandallar, daha sonra yine German asıllı bir kavim olan Vizigotlar tarafından Kuzey Afrika’ya sürülmüştür. İberik Yarımadası (bugünkü İspanya ve Portekiz toprakları), Vandalların Yurdu anlamına gelen “Vandalucia” olarak isimlendirilmiştir. Daha sonra bu isim Arapça “el-Endelüs” olarak telaffuz edilmeye başlanmıştır. Dolayısıyla, Müslüman tarihçiler, ilk dönemde, Endülüs ismini bugünkü Portekiz ve İspanya topraklarını içine alan İberik Yarımadası’nın tümü için kullanırken, zamanla sadece Müslümanların idare edip oturdukları yerleri göstermek için kullanmıştır. Bugün ise, Endülüs (Andalucîa), İspanya’nın Güney tarafında yeralan özerk bir bölge ismi olarak varlığını devam ettirmektedir.

Müslümanların İspanya topraklarını fetih sürecinde en fazla gündeme gelen ve herkes tarafından adeta bir slogan mahiyetinde söylenen “Gemileri yakma” meselesini vuzuha kavuşturmak, her zamankinden daha fazla önemli hâle gelmiştir. Şüphesiz, Avrupa’nın Batı yakasında yüzyıllar sürecek bir aydınlanma dönemi başlatan ve “Nisan yağmurlarına” (Tarık, Nisan 711’de İspanya topraklarına ayak bastı) benzetilen İslâm fethi ne kadar da övülse ve bu fetihle ne kadar da övünülürse yerindedir. Fakat, tarihin bir övgü ve sövgü süreci olmadığı bilinciyle, yaşanmış olanları objektif bir şekilde ele almak ve değerlendirmek, yarınlarımızı inşâ sürecinde bize gerçekçi bir yol açacaktır. Bu amaçla, Endülüs İslâm tarihinin ana kaynaklarından yola çıkılarak konuya açıklık getirilecektir.

Öncelikle, Emevîler’in Kuzey Afrika valisi olan Musa b. Nusayr, 710 yılında Tarîf b. Mâlik komutasında 500 kişilik bir askerî keşif birliğini İspanya topraklarına göndermiştir. Kuzey Afrika’nın Septe (Ceuta) şehrinden, dört gemiye binen bu keşif birliği, İspanya’nın Güney tarafında yeralan Paloma Adası (İsla de las Palomas) veya civarına konuçlanmıştır. Bu ada daha sonra, bu komutanın ismi ile Tarîf (İsp.Tarîfa) olarak adlandırılmıştır. Tarîf’in keşif bölüğü, sevindirici ve fethi yüreklendirici haberlerle dönmüştür.

İspanya topraklarından gelen güzel haberlerden sonra, Musa b. Nusayr, Tarık b. Ziyad komutasındaki 7.000 kişilik İslâm ordusunu İspanya topraklarına gönderdi. Septe’den İspanya topraklarına ayak basan İslâm ordusu, ordugâh olarak, daha sonraları Cebelitârık (İsp.Gibraltar) olarak tanınanacak olan kayalık bir dağın üstünü seçti. Bu dağ fetihten sonra Cebel’ul feth (Fetih Dağı) olarak da isimlendirilmiştir fakat en yaygın kullanımı Cebelitârık’tır (Târık Dağı).

İslâm ordusu, gerekli tedbirleri aldıktan sonra, Vizigot ordusunun başında bulunan Tüdmir isimli bölge komutanıyla üç gün boyunca savaşmaya başlamıştır. Dönemin İspanya kralı olan Rodrigo’ya haber gönderen Tüdmir: “Yer ehlinden mi yoksa gök ehlinden mi olduklarına akıl ermeye bir millet ülkemizi işgal ettiler. Ben onlarla karşılaştım. Aman bana sen kendin gel!” diye haber göndermiştir.

Bu sırada, İspanya’nın Kuzeyi’nde çıkan bazı isyanlarla meşgul olan Rodrigo, bu haber üzerine, adeta kendisine yıldırım çarpmışçasına sarsıldı ve ülke içerisine hareket etmekte olan İslâm ordusunu karşılamak için hazırlıklara başladı. Bu hazırlıklardan haberdar olan Tarık b. Ziyad, Musa b. Nusayr’dan asker takviyesinde bulundu ve bu talep üzerine kendisine 5.000 kişilik bir takviye kuvvet gönderildi. Böylece, fetih ordusu 12.000 kişilik bir kuvvete ulaştı. Bu ordu, Arap ve Berberî Müslümanlardan oluşuyordu.

Rodrigo’nun ordu mevcudiyeti hakkında farklı rakamlar zikredilmektedir. Bazıları 100.000 kişi olduklarını iddia etse de, en azından 40.000 kişi olduklarını söylemekte mahsur yoktur. Rodrigo, Müslüman esirleri taşımaları için hayvanları önceden hazırlamıştır.

İki ordunun karşılaşması öncesinde, Târık b. Ziyâd’ın “Gemileri yaktığına” dair bazı kaynaklarda bilgi vardır. El-Himyerî, Târık b. Ziyâd’ın İslâm askerlerine yaptığı konuşmada: “Kaçacak yeriniz var mı? Önünüz düşman, arkanız deniz” dediğini delil göstererek gemilerin yakıldığını ileri sürmektedir.

“Gerçekten, Târık gemileri yaktı mı?” Bu sorunun cevaplandırılması için fetih hazırlığı aşamasında kullanılan gemilerin kime ait olduklarına bakmakta fayda vardır. Târık b. Ziyâd’ın ve öncesinde Tarîf b. Mâlik’in İspanya topraklarına geçişinde dönemin Septe valisi Julianus’un gemilerinden faydalanıldığına dair kayıtlar mevcuttur. Dolayısıyla, şayet, bu gemiler, Julianus’un gemileri ise, Târık b. Ziyâd’ın onlar üzerinde bir tasarruf hakkı olamaz. Şayet, bu gemiler İslâm ordusunun gemileri ise, merkezle irtibatın sağlanması ve gerektiğinde takviye birliklerinin İspanya topraklarına taşınması için hayatî derecede önemli olmaları gerekmektedir. Nitekim, gerek Târık b. Ziyâd’a gelen 5.000 kişilik takviye birliğin ve bir yıl sonrasında ise, Musa b. Nusayr ve askelerinin İspanya’ya taşınmasında bu gemiler ile Musa’nın bu süreçte inşâ ettirdiği gemiler kullanılmıştır.

Târık b. Ziyâd’ın konuşmasındaki ilk cümlede geçen: “…Arkanız deniz” ifadesinden gemilerin bulunmadığı anlamı çıkmamalıdır. Gemilerin azlığını vurgulamış olması mümkündür. Çünkü, İspanya topraklarına ayak basan İslâm ordusu tek seferde değil, birkaç seferde taşınabilmişti. Dolayısıyla, gemilerin tek seferde İslâm ordusunu Kuzey Afrika topraklarına taşıması sözkonusu değildir.

Netice-i kelam, Târık b. Ziyâd’ın gemileri yaktığına dair rivâyet, XII. asırda yaşamış olan İdrisî’ye kadar hiçbir Endülüs tarihi kaynağında zikredilmemiş olması, daha önce ifade edilen gerekçeler de gözönüne alındığında, bu rivâyetin zayıflığına delalettir.

Gemilerin yakılması rivayetinin, tarihte daha önceleri var olan kıssalardan esinlenilerek üretilmiş olduğunu düşünmek çok da yanlış olmayacaktır fakat  bu rivâyet, İslâm ümmetinin zihin ve gönül dünyasında fetih heyecanını uyandıran ve uyandırmaya devam eden bir motivasyon aracı olarak varlığını devam ettirmektedir.

Bilhassa, Müslüman gençler, kendi dava ve idealleri söz konusu olduğunda tıpkı Târık ve arkadaşları gibi, arkalarına bakmadan, her şeylerini bırakabileceklerini ve gemilerini gözlerini kırpmadan yakabilecekleri şuurunu taşımalı ve göstermelidir.

Çok Okunanlar