![]()
İbnü’l-Hatîb, İspanya’daki son Müslüman devlet Benî Ahmer/Nasrîler’in başkenti olan Gırnâta’nın 50 km. batısında bulunan Levşe’de (Loja) 15 Kasım 1313’te doğdu. O, Endülüs’ün fethinden sonra Suriye’den Endülüs’e göç eden Yemen asıllı soylu bir aileye mensuptur.
İbnü’l-Hatîb, Benî Ahmer’in yükseliş döneminin ikinci sultanı olan V. Muhammed döneminde kâtip ve vezir olarak görev yaptı, sultandan sonra ikinci adam statüsüne yükseldi. Ancak siyasî rakiplerinin onun aleyhinde yürüttükleri kampanyalar ve faaliyetler yüzünden Gırnata’yı terk ederek Fas’a geçti. Kısa bir süre sonra da Fas’ta tutuklanıp hapishanede katledildi.

Lisânüddîn İbnü’l-Hatîb, Benî Ahmer’in (Nasrîler/Gırnata Sultanlığı) son derece önemli bir devlet adamıdır. O, vezir, kâtip, şair, fıkıh âlimi, edip, tarihçi, sosyolog, filozof, siyasetçi ve velûd bir müellif olarak nitelenir. Farklı alanlarda altmış civarında eser yazmış ve bunların ancak otuzu günümüze gelmiş, diğer kitapları, muhtemelen muhalifleri tarafından Gırnata meydanlarında yakıldığı için günümüze ulaşmamıştır.

Hakkında yedi dilde kitap ve makale yazılmış olan İbnü’l-Hatib’le ilgili Türkiye’de ilk çalışma, tarafımızdan doktora tezi olarak gerçekleştirildi. Prof. Dr. Mehmet Özdemir hocamın danışmanlığında 2004 yılında Lisanüddin İbnü`l Hatib`in Siyasî Kişiliği ve Tarihçiliği adıyla hazırladığımız tez, 2012 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından basıldı. (1)
İbnü’l-Hatîb, batı İslâm dünyasının özellikle de Benî Ahmer’in yetiştirdiği mümtaz şahsiyetlerden biridir. Aynı zamanda Benî Ahmer’in en önemli müellifi, şairi ve devlet adamıdır. Hatta o, Endülüs tarihinde bu evsaftaki seçkin şahsiyetlerin son temsilcisi olarak kabul edilir.
İbnü’l-Hatîb, Benî Ahmer Devleti’nin en kritik dönemlerinde görevler üstlenmiş hem siyasî kişiliği ile hem de eserleriyle büyük başarılara imza atmıştır. Farklı alanlarda altmış civarında eser telif etmiş çok yönlü bir entelektüeldir. Tarih, coğrafya, şiir-edebiyat, siyâset, tasavvuf ve tıpla ilgili yazdığı eserler son derece önemli tespitler ve değerlendirmeler içermektedir.
Şiir ve sultanlar arası yazışmalarla ilgili telif ettiği eserler hem çağdaşlarınca hem de sonraki dönemlerde yaşayanlar tarafından en üst düzeyde övgüye layık görülmüştür. Mesela, çağdaşı İbn Haldûn onu “nazımda ve nesirde Allah’ın mucizelerinden biri” olarak nitelerken, Kalkaşendî, İbnü’l-Hatîb’in siyasî mektuplarını diplomatik nesir türünün en seçkin örnekleri olarak kabul etmiş ve Subhü’l-a‘şâ’da bu mektuplara yer vermiştir.
Siyasetle ilgili çeşitli risaleler kaleme almış ve başta Yunan olmak üzere Türk ve İran siyaset erbabının görüş ve düşüncelerini özümseyerek kendi siyaset nazariyesini ortaya koymuştur. Bu alandaki görüşlerini Bustânü’d-düvel adlı eserinde genişçe açıklamıştır. Yazılan kısmı otuz cildi bulan bu eser tamamlanamamıştır ve günümüze de ulaşmamıştır.
Uğraştığı her alanda dikkatleri üzerine çekecek bir maharet sergileyen İbnü’l-Hatîb tıp alanında da özellikle müsteşriklerin büyük takdirlerine mazhar olmuştur. Bilhassa VIII/XIV yüzyılın ortalarında vuku bulan veba salgını üzerine konuyla ilgili bir risale kaleme almış ve bu hastalığın bulaşıcı olduğunu tespit etmiştir. Bu tespiti yapmış olması tıp alanında da İbnü’l-Hatîb’e yoğun ilgi gösterilmesine sebep olmuştur.
Onun tarihle görüşlerine gelince, İbnü’l-Hatîb tarihi; malumatın aktarılması, güzel hasletlerin ölümsüzleştirilmesi, neseplerin bilinmesi ve tecrübe kazanılması için bir araç olarak görmektedir. Ona göre tarih, akıl sahiplerinin ibret alması ve kendilerini geleceğe hazırlaması için geçmişte yaşananları derleyip toplayan bir ilimdir.

Bu tariften hareketle İbnü’l-Hatîb’in “Öğretici/maslahatçı (pragmatik) tarihçiler” arasında yer aldığını söyleyebiliriz. Çünkü bu tür tarih yazıcılığında tarihten ders ve ibret almak, faydalı bir sonuç çıkarmak temel amaçlardan biridir. Onun bu grup tarihçiler arasında yer almasına sebep olan tarzda tarih yazması yaşadığı dönemden kaynaklanmıştır. Çünkü H VIII/M.XIV. yüzyıl gerek İspanya’daki gerekse Mağrib’deki batı Müslüman toplumlarının buhran yaşadıkları bir dönemdir. Dolayısıyla İbnü’l-Hatîb, yaşanan olaylara bizzat şahit olmuş siyasetçi kişiliğiyle tarihin akışına yön verirken tarihçiliğiyle de olayların tespitine ve geçmişten ders alarak geleceğin şekillendirilmesine katkıda bulunmuştur.
Ülkesinin tarihiyle ilgili tatmin edici bir çalışma yapılamadığından yakınan İbnü’l-Hatîb bu konuya el atmış ve devletinin tarihini yazmayı kendisine bir görev addetmiştir. Tarihle ilgili eserlerinde Benî Ahmer Devleti ön plandadır. Dolayısıyla İbnü’l-Hatîb yerel bir tarihçidir. Ancak bütün tarih eserlerinde sergilediği performans gerek çağdaşlarının gerekse sonraki dönem tarihçilerinin İbnü’l-Hatîb’i “büyük tarihçi” olarak nitelemelerine yol açmıştır.
İbnü’l-Hatîb Benî Ahmer’in siyasî tarihiyle birlikte medeniyet tarihini de yazmıştır. Eserlerinden ve tarih yazmasına yol açan açıklamalarından; amacının batı Müslüman toplumunu bütün yönleriyle anlatmak olduğu net bir şekilde anlaşılmaktadır. Eserlerinde Benî Ahmer’in siyâsî ve idarî durumunu değerlendirdiği gibi toplumsal yapısını da ortaya koymuştur. Benî Ahmer’in tarihi yazılırken kuzeydeki Hristiyan devletlerin yanı sıra Mağrib’deki Müslüman devletler de İbnü’l-Hatîb’in ilgi alanına girmiştir. Dolayısıyla bahsi geçen toplumlarla ilgili önemli bilgiler ve değerlendirmelere yer vermesi İbnü’l-Hatîb’in önemli tarihçiler arasında sayılmasına yol açmıştır.

İbnü’l-Hatîb’in tarihle ilgili eserleri iki bölümden oluşmaktadır. Müellif, kitaplarının birinci bölümlerinde Benî Ahmer’in tarihini, şehirlerini ve toplumsal ve kültürel yapısını anlatmıştır. Kitapların önemli bir kısmını teşkil eden ikinci bölümlerde şahıslara yer vermiştir. Buralarda Benî Ahmer’in yanı sıra Kuzey Afrika’nın değişik kesimlerinden insanların zaman zaman da Hristiyan İspanya’nın seçkinlerinin biyografilerini vermiştir. İsimleri alfabetik olarak sıraladığı bu uygulamayı “şahıs merkezli anlatım biçimi” olarak isimlendirdik. Kitaplarının muhtevası, biyografilerle sınırlı kalmamış, tarihsel kıymeti haiz önemli bilgiler de vermiştir. Çünkü şahıs merkezli bu anlatım tarzında mekânsal çerçeve oldukça geniş boyutlara ulaşmıştır.
İbnü’l-Hatîb seçkin bir üsluba sahiptir. Çünkü çok çeşitli kaynaklardan faydalanmış, tarihi malumatın en önemlilerini derlemiş, olayların zamanını çoğunlukla ayına ve gününe varıncaya kadar tespit etmiş, özellikle de Mülûkü’t-tavâif ile ilgili oldukça objektif değerlendirmeler yapmıştır. Konuları anlatırken çeşitli vesilelerle tenkit ve tahliller yapmıştır.
İbnü’l-Hatîb farklı özellikte çeşitli kaynaklardan faydalanmıştır. Bu kaynakları ana başlıklar halinde: Önceki müellifler, rivayetler/anekdotlar, kendi müşâhedeleri, özel defterler, siyâsî ve içtimâî belgeler, mektuplar ve Hristiyan kaynakları şeklinde tasnif edebiliriz.
İbnü’l-Hatîb yaygın olarak kullanılan kaynakların dışında bazen bir mezar taşındaki bilgilerden bazen bir şahsa ait özel notlardan bazen bir kitabın kapağına not edilmiş şahsî mütalaalardan kimi zaman da bir binanın duvarında yer alan çeşitli yazılardan hem de önemli ölçüde faydalanmıştır.
İbnü’l-Hatîb’in kullandığı kaynak kitapların ve müelliflerin iki gruptan oluştuğunu, bazı müelliflere çokça başvurduğunu bazılarından ise az yararlandığını tespit ettik. Kendilerinden önemli ölçüde faydalandığı müelliflerin başlıcaları şunlardır: İbn Hayyân (ö. 469/1076), İbn Hâkân (529/1135), İbnü’s-Sayrafî (570/1174), İbn Saîd el-Mağribî (ö. 685/1286), İbn Abdi’l-Melik el-Merrâkuşî (ö. 703/1303), İbnü’z-Zübeyr (ö. 708/1308) ve İbn İzârî el-Merrâkuşî (712/1312’den sonra).

Tarihle ilgili eserlerin bir kısmında hedef kitlenin devlet adamları, yöneticiler, münevverler ve aynı zamanda da halk olduğunu görüyoruz. Çünkü bazı eserlerinde üst düzeydekilere hitap edecek edebî üslup ve sanatsal anlatımı tercih etmişken bazı eserlerinde de bu üslûbun dışında sade bir anlatımı seçmiş ve insanların tarih konularından sıkılmalarını engellemek amacıyla aralara dinlendirici bölümler koymuştur. Bu uygulamasından dolayı İbnü’l-Hatîb’in hedefinin yalnızca seçkinler olmadığı, halk için de tarih yazdığı kanaatine sahip olduk.
İbnü’l-Hatîb tarihçilik alanında çağdaşlarını pek etkileyememiştir. Mesela, İbn Haldûn, İbn Batûta ve İbnü’l-Ahmer gibi çağdaşları İbnü’l-Hatîb’in tarihçiliği ile ilgili olarak olumlu ya da olumsuz herhangi bir değerlendirme yapmamışlardır. Hâlbuki özellikle İbn Haldûn ve İbnü’l-Ahmer, İbnü’l-Hatîb’in şairliğini ve edebî kişiliğini övmekte ve son derece etkili cümlelerle bunu ifade etmektedirler. Buna rağmen İbnü’l-Hatîb’in özellikle İbn Haldûn’un fikir kaynakları arasında yer almadığını tespit ettik. Bunun ötesinde İbn Haldûn’un açıkça ifade etmemesine rağmen İbnü’l-Hatîb’in tarihçiliğini tenkit ettiği sonucuna vardık. İbn Haldûn’un isim vermeden genel olarak tenkit ettiği tarih yazıcılığı ile İbnü’l-Hatîb’in tarihçiliğinin neredeyse birebir örtüşmesi, bu sonuca ulaşmamıza sebep olmuştur.

Bilimsel çevrelerce çok iyi tanınan ve takdir edilen İbnü’l-Hatîb ne yazık ki geniş kitleler tarafından yeterince tanınmamaktadır. Bun-da da özellikle İbnü’l-Hatîb’in aleyhinde memleketinde yürütülen kampanyanın ve bunun bir uzantısı olarak eserlerinin meydanlara toplanıp yakılmasının önemli ölçüde etkili olduğunu düşünüyoruz. Diğer taraftan bazı eserlerini oldukça ağır bir dille yazmış olması ve edebî sanatlara çokça yer vermesi de yeterince anlaşılmasına ve hak ettiği ölçüde tanınmasına mâni olmuştur.
Üstlendiği resmî görevlerle dönemine damgasını vuran İbnü’l-Hatîb telif ettiği eserlerle de özellikle tarih ve edebiyat alanında günümüze kadar devam eden bir etkiye yol açmıştır. Dolayısıyla çağdaşlarından sonraki dönem müellif ve mütefekkirlerini önemli ölçüde etkilemiştir. İbn Hacer el-Askalânî (ö.852/1448), Suyûtî (ö.911/1505), Kâdî Şühbe ed-Dımeşkî (ö.851/1448), İbn Ferhûn (ö.799), Kalkaşendî (ö.821/1418), Makrizî (ö.845/1442) ve İbn Ğâzî (ö.919/1513) gibi ünlü tarihçiler İbnü’l-Hatîb’den etkilenmiş ve ondan faydalanmışlardır.
(1) Nizamettin Parlak, Lisanüddin İbnü`l Hatib`in Siyasî Kişiliği ve Tarihçiliği, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2012. Bu bölümde vereceğim malumat bahsi geçen tezimden alınmıştır: Bkz. Tez metni s. 166-169.

Günümüzde de Hamilton Gibb ve Philip Hitti gibi tarihçiler ondan son derece etkilenmişlerdir. Bu etki Gibb’de, İbnü’l-Hatîb’i dâhilikle niteleyecek boyutlara ulaşmıştır.
Türkiye kütüphanelerinde İbnü’l-Hatîb’in eserlerinden sadece üç tanesinin yazmalarının bulunduğunu tespit ettik. Bunlardan biri siyasetle ilgili olan el-İşâre ilâ âdâbi’l-vizâre adlı risale diğeri Kasîde fî medhi’n-Nebî adlı şiir, sonuncusu da tasavvufla ilgili Ravdatü’t-ta‘rîf bi’l-hubbi’ş-şerîf adlı kitaptır.
İbnü’l-Hatîb Türk mütefekkirler tarafından tanınmaktadır. Şemseddin Sâmî, Şemseddin Günaltay, Ramazan Şeşen, Mehmet Özdemir ve Faruk Toprak, İbnü’l-Hatîb’in tarihçiliği, devlet adamlığı ve şairliğinden övgüyle bahsetmektedirler. Buna rağmen ancak son dönemlerde onunla ilgili makaleler yayımlanmaya başladığını görmekteyiz.
Kısacası, İbnü’l-Hatîb seçkin bir tarihçi, devlet adamı, edip ve şairdir. Yaşadığı dönemi anlatan müellif ve eser sayısı yok denecek kadar azdır. Bundan dolayı yarısı günümüze ulaşan kitaplarıyla İbnü’l-Hatîb büyük önem arz etmektedir. Eserlerinde sonradan kaybolmuş temel bazı kaynakları kullanmış olması, konularıyla ilgili ilk elden bilgi ve belgelere müracaat etmeye özen göstermesi sebebiyle İslâm tarihinde önemli bir yer işgal etmektedir.
