Bizimle İletişime Geçin

Kitap

Gerçekten “N’apsak Bu Gençleri?”

Kuşakların harflere indirgenip etiketlenerek önyargıların beslendiği bir dönemde böyle bir esenlik bildirisiyle bizleri hayra davet eden bu güzel çalışma için Erol Erdoğan’a şükranlarımızı sunuyoruz. Rabbim ömrüne bereket versin, kitap nice güzelliklere vesile olsun, istifade edeni bol olsun inşallah.

EKLENDİ

:

Erol Erdoğan, kısır politik tartışmaların ve güncel popüler gündemlerin ötesinde kalıcı ve mühim konulara dikkat çeken bir isim. Hem ilahiyatçı hem de sosyolog olan Erdoğan’ın farklı mecrâlardaki yazılarını ve çalışmalarını takip ettiğinizde bunu rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz. İçinde yaşadığı toplumun ve yeni yetişen nesillerin halini dert edinmiş, sadece durum tespiti yapmakla kalmayıp çözüm önerileri de sunan bir yazar Erol Erdoğan.

2013’te yayımlanan ilk kitabıyla bizi dünyanın ilk mevsimi olarak nitelediği “İnsan Mevsimi”ne davet eden Erdoğan, 2014 yılında “Çocuk Oyunları” ile de bizi anavatanımız olan çocukluğumuza çağırdı. Neredeyse unutulan yüz çocuk oyununu derleyerek bugünkü çocukların dünyasına katmaya çalıştı. Oyun kiminse çocuk onundur, diyerek birçoğumuzun gündemine dahi girmeyen bir meselenin ehemmiyetini ortaya koydu. Ardından 2016 yılında oruç ve Ramazan üzerine kaleme aldığı yazılardan oluşan “Oruç Mevsimi”yle Rabbimizin armağanı rahmet iklimini ruhlarımıza taşıdı. 2017’de yayımlanan “Günbegün” ile 2007-2016 arasında tuttuğu günlüklerini bizimle paylaştı. Aynı yıl yaptığı “Oyun Sözü” çalışmasıyla Trakya ve Batı Trakya’da oyun sözlerini derledi. Bu çalışma onu tekerlemeler etrafında örülen bir muhabbet denemesi olan “Saklambosi”ye götürdü ve 2020 yılında da bu ince ve leziz kitap yayımlandı.

Birçok güzel işte imzası ve katkısı olan Erol Erdoğan, Mart 2021’de yayımlanan son kitabı “N’apsak Bu Gençleri?” ile de bizi kadim bir mesele olan gençlik üzerine tefekküre davet ediyor. Diğer eserlerinde olduğu gibi bu kitapta da ilk dikkat çeken husus samimiyet. Hem üslup hem de muhteva açısından samimi ve sıcak bir kitapla karşı karşıyayız. Deneme türünde yazılmış, sohbet tadında bir araştırma eseri diyebiliriz kitap için. Nitel ve nicel birçok kamuoyu araştırmasının bizzat içinde yer alan, bazılarını yöneten, verilerin analizinde görev alan bir isim olarak yazar, meseleye sadece kendi gözlemleriyle yaklaşmıyor. Eldeki bütün verileri kullanarak müdellel tespitlerde bulunuyor. Kitabı okurken yapılan tespitlerle ilgili defalarca “tam da bu!” demekten kendinizi alamıyorsunuz. Yazar, kitapta yer alan akademik bilgiler ve istatistiki verilere rağmen okuru sıkmayan sâde ve hoş bir üslûpla derdini anlatıyor.

Kitabın hedef kitlesi, yetişkinler ve gençlerle ilgili çalışma yapanlar şeklinde ifade edilebilir. Özellikle anne babalar, öğretmenler, eğitim yöneticileri, imamlar, siyasetçiler, kültür adamları, STK çalışanları ve gönüllüleri bu kitabı mutlaka okumalı. Çünkü kitap aslında tam da onlara bir ayna tutuyor. Bu ayna gençlere bakarken kendilerini görmelerini sağlıyor.

Kitabın başlığında bir ironi saklı. Bizi ters köşeye yatırıyor. N’apsak bu gençleri diye başladığınız kitabı, n’apsak bu büyükleri diye bitiriyorsunuz. Yetişkinlere nazaran fıtrata daha yakın olan, hayatın kirlerine henüz bulaşmamış çocukları ve gençleri suçlamanın ve etiketlemenin ne kadar da yanlış olduğunu fark ediyorsunuz. Bazı yaklaşımların hem yetişkinler hem gençler hem de toplum için nasıl bir tuzağa dönüştüğünü görüyorsunuz.

Kitap üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde gençlere yönelik olumlu ve olumsuz yargıların kelimelere yansıması, gençlerin birbirlerine seslenirken kullandıkları ifadeler, öncülerin ideal gençlik kavramsallaştırmaları yer alıyor. Bu bölümde ayrıca Kur’an’daki fetâ kavramı üzerinde duruluyor. İlk bölüm, gençleri nasıl tanımlayalım, onlara nasıl seslenelim konusunda önerilerle sona eriyor. Bu bölümde yer alan öncülerin ideal gençlik kavramsallaştırmaları başlığının daha da geliştirilebileceğini ifade edebiliriz. Ayrıca başka bazı isimlere de bu bölümde yer verilebilirdi. Mesela “Gençlik Rehberi” gibi bir esere imza atmış ve ülkede önemli bir gençlik kesimi üzerinde yıllardır etkili olan Bediüzzaman Said Nursi ile “Görünmeyen Üniversite” olarak binlerce genci etkilemiş Mehmet Zahid Kotku’nun da bu başlık altında yer alması güzel olurdu. İlk bölümde kelimelerin kökenleri üzerinde durulması belki bu alana ilgili olmayanlar için sıkıcı gelebilirse de metinde yer verilen ilgi çekici anekdotlar, ilginç bilgiler, anılar ve alıntılar eşliğinde yapılan tespitler okumayı cazip hâle getiriyor.

Kitabın ana omurgasını ikinci bölümün oluşturduğunu söyleyebiliriz. Bu bölümde gençlere yönelik önyargıları ifade eden cümle kalıpları ele alınıyor. Çevremizde hemen her gün duymaya alıştığımız, adeta yetişkinlerin diline pelesenk olmuş yargılar üzerinde dikkatle düşünmemiz gerektiğini anlıyoruz bu bölümü okuduğumuzda. Genelleme veya indirgeme yaparak çoğumuzun dillendirdiği bu yargıların hakikaten doğru olup olmadığını sorgulatıyor okura. Meseleye samimiyetle yaklaşan yetişkinlerin bu bölümü okuyup da ikna olmaması zor. Bir de aslında gençler için kurulan cümlelerin onlardan daha çok yetişkinler için geçerli olduğu acı gerçeğini de itiraf etmek gerekiyor. Son yılların en çok gündeme gelen önyargılarından biri olan “Gençler deist oluyor” başlığı altındaki verileri ve analizleri özellikle dindar camianın dikkatle okuyup düşünmesi gerekiyor. Zira bu hususta afaki yargılar ve yakınmalar yerine doğru tespitlere ve sağlam analizlere ihtiyacımız var.

Kitabın üçüncü ve son bölümünde gençlere yönelik önyargıların tasnifi ile gençlerin yaşlılara yönelik önyargıları ele alınıyor. Kitap neyi nasıl yapmak gerektiğine dair önerilerle sona eriyor.

Kuşakların harflere indirgenip etiketlenerek önyargıların beslendiği bir dönemde böyle bir esenlik bildirisiyle bizleri hayra davet eden bu güzel çalışma için Erol Erdoğan’a şükranlarımızı sunuyoruz. Rabbim ömrüne bereket versin, kitap nice güzelliklere vesile olsun, istifade edeni bol olsun inşallah.

Çok Okunanlar