Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Kekliğim Uçar Gider

Dağların gölgeleri vurdu üstlerine. Akşam serinliği indi ovaya. “Hadi çocuklarım!”  dedi ana, “Şu çıkımı da çıkıverelim, hadi biraz daha gayret! İndiri indiriverin çapaları, indiriverin ki göğersin bostanlar. Yetişsin erkencene, bakın Beyhan’a çeyiz lazım; kolye, küpe lazım.” “Ana, beni beklemeyin askerlikten, çabuk yapıverin düğününü Beyhan’ın. Ben şehit olacağım ya ana! Yapmazsan düğününü Beyhan’ın, kalbime batar sonra…” “Aaa, o nasıl söz oğlum! Her askerliğe giden şehit mi olurmuş!”  “Her keklik yuvasına döner mi ana, dönmez elbet ana! Vurulan keklikler de olur elbet.”         

EKLENDİ

:

Dağların ardından geldi haber…

Aslında haber değildi gelen, acı bir ahtı.

Ananın yüreği dağlar kadar oldu da dağ gibi durdu al bayraklı tabut üstünde.

“İnsanoğlu sonsuzluk yolcusu.” dedi biri. Diğeri, “Şüphesiz onlar diridirler.” dedi. Bir diğeri “Ne muhteşem bir gidiş!” dedi. “Acelen neydi oğul? Hani düğün edecektik Beyhan’a?” dedi ana.

Aceleyle mi giderdi gelenler? Her bebek mezara baka baka mı yürürdü sonsuzluk yolunda? Her hayat böyle yarım mı kalırdı ya da bir hayatın yarım kaldığını söylemek doğru olur muydu?

Yapraklar titredi; kaçıştı kediler, köpekler, tavuklar; hareketlendi bulutlar, al bayrağın ıslandı her yeri.

“Ah kınalı kekliğim! Ciğerpârem, servi boylu oğul!  Oğul oğul, güzel oğul! Kırmızı elbiseler içinde boylu boyunca yatar oğul! Cennet içinde kuş gibi uçar oğul! Gök ekini biçer oğul! Oğul oğul, can oğul!..” Duyuldu: Allahü ekber Allahü ekber. Lâ ilâhe illallâ hüvallâhü ekber. Allahü ekber ve lillâhil hamd.

-Hakkını helal et Osman Amca, yarın askere gidiyorum!

-Helal olsun, yahu ne zaman büyüdün de asker oldun sen? Şu dünya ne de çabuk geçiyor! Güle güle git, hayırlısıyla dön!

-Hakkını helal et dayı, yarın askere gidiyorum!

-Be Ayhan, hey koca çocuk! Sarılayım sana bir, helal olsun!

-Hakkını helal et Fatm’abla, yarın askere gidiyorum!

-Anaaa, ne çabuk! Yaşını mı büyüttün len? Helal olsun, yolun açık olsun, erenler yardımcın olsun!

-Hakkını helal et Mustafa Dede, yarın askere gidiyorum!

-Hayırlar senin olsun, Allah yardımcın olsun, helal olsun! Dönüp de görmezsin gayri beni. Çamlık’ta ziyaret edersin gayri… Bir Fatiha okursun elbet, ha?  “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.”

-Öyle deme dede!.. Kimin kalacağını, kimin gideceğini Rabbimiz bilir ancak! Yaşı gelen değil sırası gelen gider.

-Koçum benim, bizi görmek yok mu? Yerine kimi oynatıcaz biz, insan bi çırak yetiştirir de gider. Hadi bakalım, bak numaramı biliyon ha!.. Helal olsun, güle güle git Ayhan!..

Ayrılıklarda da kavuşmalarda da gözyaşı vardır. Aslında içten içe, farkında olmadan özler dururuz sonsuzluğu, ondandır fenâ mülkünde gözyaşı. Her ayrılık ve kavuşma bize orayı çağrıştırır, ondandır. Şu kocaman dünyaya bir türlü sığamayışımızdandır, yerleşemeyişimizdendir, ötelerin özlemiyle yanıp tutuşmamızdandır, yeniden doğmak isteyişimizdendir. Önce sağımızda ezanı duyduk, sonra solumuzda kâmeti. “Hayyâlel felâh.”  Geç kalmak istemeyişimizdendir çağrıya. “Irci’î ilâ Rabbiki râzıyeten merdıyye.”

Gittiler, gözyaşlarını gizleyerek. Sıralanıp bindiler Akpürçek köyünün yaşlı otobüsüne. Gerilerine bakmaya yürekleri dayanmadı; sustular, bir evlek sürümü sustular, gittiler. Tarlalarındaki yaz alasını, dağlara vuran ikindi güneşini, aşklarını, koca koca yıllarını, kuzularını, çocukluklarını, günahlarını, sevaplarını duya duya, önlerine baka baka gittiler. Kaçırdıkları seher aydınlıklarının hüzünleriyle, gittiler.

Dağların gölgeleri vurdu üstlerine. Akşam serinliği indi ovaya. “Hadi çocuklarım!”  dedi ana, “Şu çıkımı da çıkıverelim, hadi biraz daha gayret! İndiri indiriverin çapaları, indiriverin ki göğersin bostanlar. Yetişsin erkencene, bakın Beyhan’a çeyiz lazım; kolye, küpe lazım.” “Ana, beni beklemeyin askerlikten, çabuk yapıverin düğününü Beyhan’ın. Ben şehit olacağım ya ana! Yapmazsan düğününü Beyhan’ın, kalbime batar sonra…” “Aaa, o nasıl söz oğlum! Her askerliğe giden şehit mi olurmuş!”  “Her keklik yuvasına döner mi ana, dönmez elbet ana! Vurulan keklikler de olur elbet.”

-Olmaz Ayhan, sen gelmeden ben dünyada düğün etmem. Anam da bekler kekliğini, bilirim.

Konuştular, kayıtlara geçti şüphesiz sözleri, her söz gibi.

Altı kardeş ve bir anaydılar. Güneş solgunu topraktı yüzleri, yorgun ve endişeli ama bahar tomurcukları gibi umutluydular. Akşamın karanlığa kestiği vakitte doluştular Ferguson traktörün kırmızı römorkuna. İnce bir yel çıkmıştı. Geç kalmış beyaz bulut parçasının altından traktör homurtusuyla geçerek geldiler.

Her bostan fidesinin dört yanına inen çapa vuruşları derleyip toplar, besleyip büyütür fideyi. Ruhlarımız da çapa ister beslenip büyümeye. Çapasız ruhlar acıya kesmiştir. Kimse beğenmez onları; olgunlaşmamışlardır, modifiyesizdirler, acıdan ve merhametten kırıntılar taşımazlar. Küresel kuraklığın somut görünümleridirler.

-Muhterem cemaat, şu anda dâr-ı bekâya uğurladığımız Ayhan kardeşimize haklarınızı helal ediyor musunuz?

-Helal olsun!

-Helal ediyor musunuz?

-Helal olsun!

-Helal ediyor musunuz?

-Helal olsun!

Allahü ekber Allahü ekber. Lâ ilâhe illallâ hüvallâhü ekber. Allahü ekber ve lillâhil hamd.

Kekliğim uçar gider…

 

 

 

 

Çok Okunanlar