Çamlıca’dan yuvarlanıp
Gıcırdayan metal merdivenden aktı
Nemli elleriyle tokatladı kalabalığı
Kısıklı’dan metroya bindi rutubet
Caddede tel örgüler içinde
Çam iğneleri emiyor güneşi
İzliyor toprağının yok oluşunu
Gölgeyi damıtıyor ıstırapla
Park ve bahçeler müdürü bilmez bunu
Bilmez ki kaç hayat
Sıcak namluya sürülüp
Patlamıştır ötelere
İstanbul
Sade iki yaka arasında akar
Kim gelmiş geçmiş köprülerinden
Sürünmüş asfaltında
Metrobüste askıya yapışmış eller
Evliya ile mafya yan yana
Sallana sallana
Duraklarda üst geçitlerde
SMA hastası çağrısı
Hep başa en başa tekrar tekrar sararak
Hiç durmadan yalvarır
Cızırtılı bant kaydında
Önüne fırlar
Çağlayan yokuşunda
Motosiklet maganda fren
Selam almaz şoförler
Nasırlaşmış nefretten
Yanık taşlarında kıyı kavrulur
Tuzlu su çırpınır vapur bordalarında
Yozlaşmış martılar damlarda
Deli kahkahalar atar
Çömelip ekmeği böler işçiler
Denizle yumuşar lokma
Banklarda suskun emekliler
Cılız bir istavrit sıçrar kovada
Gizlidir kuytu köşe
Ara sokaklarında
Türbe arkalarında
Sarıklı taşlarında
Keşfedilmemiş bir iz
Üstü tozlu bir motif
Silinince altından
Hikayeler çıkaran
Derin ıssız muamma
Dinleyin ses gelir hâlâ
Kahvelerde yeniçeriler
Direklerarası gürültü
Binbir renkli şamata
Dronlar jetler gökdelenler
Sıcak göğü yırtıp dursa da
Yemyeşil bir filme demir atılmış
Ezanlar aynı anda dört yanda
Dalgalanarak akar
Çınlar puslanmış sela
