Yeryüzünün karı, sultanın cömertliğidir
Ya’ni sipihr-mertebe Sultân Bâyezîd
Toldı ‘atâ-yı sîmiyile her diyâr berf Revânî, k. 13/19.
Gökyüzü kadar yüce mertebeli Sultan Bayezid, gümüş bağışlarıyla her tarafı karla kapladı.
Nice karâr eyleye keffünde sîm kim
Deryâ yüzinde eyleyimez çün karâr berf Revânî, k. 13/20.
Elinde gümüş biriktirmek nasıl mümkün olabilir ki? Çünkü kar (berf), deniz yüzeyinde nasıl duramazsa, bu da mümkün değildir.
Cûdun şu denlü yagdurur etrâfa sîmi kim
Gören sanur ki toldı yemîn ü yesâr berf Revânî, k. 13/33.
Cömertliğin etrafa o kadar gümüş yağdırır ki gören sağ sol, her yer kar doldu zanneder.
Bir düşünün, Sultan Bayezid öyle yüce bir mertebeye sahip ki şair onu gökyüzüne benzetiyor. Hem yüceliğiyle hem de cömertliğiyle parıldıyor. Şair diyor ki “Sultan Bayezid’in gümüş bağışları her yeri kar gibi bembeyaz yapıyor.” Hani kışın her taraf karla kaplanır ya, işte onun cömertliği de aynı şekilde her yere huzur ve zenginlik serpiyor.
Sonra şair bu cömertliğin sınır tanımazlığını anlatıyor: “Sultan’ın elinde gümüş birikmesi mümkün değil!” Düşünün, kar nasıl denizin yüzeyinde tutunamazsa Sultan’ın elinde de zenginlik bir an bile duramıyor, hemen dağıtılıyor. İşte böyle bir cömertlik! Sultan, “Elimde ne varsa halkımla paylaşırım” diyor.
Bir başka beyitte ise şair cömertliği daha da abartılı bir şekilde resmediyor: Sultan öyle bir gümüş yağdırıyor ki görenler sağa sola bakıp “Bu gümüş değil de sanki kar yağmış her yere” diyor.
Şairin gör dediği bir hakikat midir, yoksa bir yalan mı?
Merhum Mehmet Genç’in şu sözleri bu hususu netleştirecektir: “Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi İstanbul’u, İzmir, Ankara gibi diğer şehirleri ziyaret eden Batılıların -bunların hepsi Osmanlı dostu değil, hatta hiçbiri değildi- pek çoğunun dikkat ettiği şey, sokaklarda dilenci olmamasıydı. İzmir’e geliyorlar yok. İstanbul’da yok. Edirne’de yok… Çok hayret ediyorlar. Özellikle Londra ve Paris’ten gelenler… Çünkü Londra ve Paris 400-500 bin civarında nüfusa sahipti ve bu şehirlerde her 10 kişiden biri dilenciydi. Yani Londra’da 50 bin, Paris’te 50 bin dilenci sokaklarda dolaşıyordu. Ona alışmış olduklarından Osmanlı şehirlerinde dilenci görmeyince çok şaşırdılar ve araştırdıklarında yoksulların ihtiyaçları karşılandığı için dilenmeye gerek duymadıklarını gördüler. Osmanlılar bunu başardı.”
