Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Şemseddin Sivâsî’den Bir Hikâye: Adalet ve Hz. Musa

Adl odur râh-ı Hakk’a gitmektir

Her ne kim der Hak onu etmektir

(Adalet, Hak yolunda yürümek ve O neyi emretmişse onu yapmaktır.)

beytiyle başlayan ilk bölümde adalet üzerinde durarak, adaleti ve adaletli kişinin niteliklerini tarif ettikten sonra konuyla ilgili üç hikayeye yer verir.

EKLENDİ

:

XVI. Yüzyıl mutasavvıf şairlerinden Şemseddin Sivasî (1520-1597) Halvetiyye tarikatının dört büyük kolundan biri olan Şemsiyye’nin de kurucusudur. Hayatını ilim öğrenme ve öğretmeye vakfeden Şemseddin Sivasî yaşadığı dönemin üç büyük dili Türkçe, Arapça ve Farsça ile yirminin üzerinde eser kaleme almıştır. Bu eserlerden yarısı manzumdur. Divan’ı dışında Mevlid, Gülşenâbad, Mir’âtü’l-Ahlak, Süleymâniyye, İbratnümâ, Heşt Bihişt gibi mesnevileriyle aynı zamanda hamse sahibi bir şairdir de.

Şemseddin Sivasî kaleme almış olduğu mesnevilerde konuyla ilgili hikâyeler anlatmaktadır. Bu yazımızda Sekiz Cennet anlamına gelen Heşt Bihişt isimli eserinde yer alan bir hikâyeye yer vereceğiz. 1584 yılında yazdığı bu eser “Makam” adı verilen dört bölümden oluşmaktadır. Birinci makam adaletli yöneticiler, ikinci makam ilmiyle âmil olan âlimler, üçüncü makam cömert zenginler ve dördüncü makam ise fakirlere ayrılmıştır.

İlk bölümün başında kendisine seslenen Şemsî, bir bey olup adaleti bina edemeyeceğini ya da bir efendi olup cömertçe infak edemeyeceğini; elinde ilim ve marifet hazinesinden başka hiçbir şeyi olmadığını söyler. Bu hazineyi de emek ve zaman harcayarak bir kitaba dönüştürmesi gerektiğini, insanlara bu yolla faydalı olabileceğini ifade ederek kitabı yazış gayesini ortaya koyar.

Adl odur râh-ı Hakk’a gitmektir

Her ne kim der Hak onu etmektir

(Adalet, Hak yolunda yürümek ve O neyi emretmişse onu yapmaktır.)

beytiyle başlayan ilk bölümde adalet üzerinde durarak, adaleti ve adaletli kişinin niteliklerini tarif ettikten sonra konuyla ilgili üç hikayeye yer verir. Bunlardan Hz. Musa ile ilgili hikayesi şöyledir: Bir gün Hz. Musa Tur Dağı’nda iken ellerini açarak “Ya Rabbi” dedi “Bu Musa kuluna dünyada adaletinin nasıl gerçekleştiğini göster, gözlerimle açık seçik göreyim ve böylece adaletin gerçekleşmesini ve zalimin yaptığı zulüm sebebiyle nasıl cezalandırıldığına tanık olayım.

Cenab-ı Hak “Ey Rabbiyle konuşan kulum Musa, gözü pek yürekli bir insansın ama gördüklerine nasıl sabredeceksin?” dedi.

Hz. Musa’nın “Ya Rabbi Senin yardımınla ben olanları kavrayıp sabrederim.” diye cevap vermesi üzerine “Ey Musa” dedi Cenab-ı Hak, “Falan yerde bir çeşme var, onun yakınına git ve gizlen. Sakın uyuma ve olanların tamamını seyret. Adaletimin nasıl gerçekleştiğini ve zalimin nasıl cezalandırıldığını bizzat öğren.” dedi.

Hz. Musa bahsi geçen çeşmenin yakınlarında bir yere gizlenerek merakla olacakları beklemeye başladı. Biraz sonra bir atlı gelip atından indi ve içinde bin altın bulunan ve çok özenle sakladığı para çantasını çeşmenin yanına bıraktı. Çeşmeden suyunu içti abdestini aldı, namazını kıldı ve Cenab-ı Hakk’a yakarışta bulunduktan sonra para çantasını unutarak atına atladı ve süratle çeşmenin yanından ayrıldı.

Biraz sonra çeşmenin yanında küçük bir çocuk göründü. Çocuk para çantasını alarak oradan uzaklaştı.

Hz. Musa olanları düşünüyordu ki gözleri görmeyen bir adamın çeşmeye geldiğini gördü. O âmâ abdestini aldı ve namaz kılmaya durdu. Namazdan sonra çeşmenin yanında biraz oturup dinlendi.

Atlı, para çantasını almadığını hatırlar hatırlamaz hızla geri döndü. Çeşmenin yanında para çantasının olmadığını ve orada yaşlı bir âmânın oturduğunu görünce kılıcını çekerek parasını istedi. Hiçbir şeyden haberi olmayan yaşlı adam “Ey gören göze sahip olan bilgili kişi görüyorsun ki ben görmüyorum, çantandan da haberim yok. Allah hakkı için bana inan.” dedi.

Parayı bulamama endişesiyle atlı öfkeden deliye döndü ve bir vuruşta o yaşlıyı öldürdü. Ölen yaşlının üzerini aradı, çeşmenin civarını araştırdı ama para çantasından bir ize rastlamadı. Ne yaptığının farkına vardı, pişman oldu ama iş işten geçmişti.

Atlı tekrar atına binerek pişmanlıkla oradan ayrılırken olanları hayret ve şaşkınlıkla izleyen Hz. Musa saklandığı yerden çıktı. “Ey sırları ayrıntılarıyla bilen Allah’ım, burada gördüğüm ve benim için sır olan bu işlerden bir şey anlamadım. Para çantasını çocuk alıp kaçtı fakat yaşlı kişi öldü, sanki bu yaşlı adama zulmedildi fakat çocuk o parayı niçin aldı. Bu işin sırrını bana göster ya Rab” dedi.

Hz. Musa sözünü tamamlamıştı ki birden Allah’ın habercisi Cebrail (as) orada belirdi.

Hz. Musa’ya “Ey kutlu elçi, Allah sana selam gönderdi ve her türlü Sırları Bilen şunları iletmemi buyurdu; “Gözler benim sırrıma eremez, bu düğümün çözümünü benden işit ki adaletimin nasıl gerçekleştiğini anlayasın.

O çocuğun babası, bu atlının yanında ücretle çalışmaya başlamıştı. Aylarca, yıllarca hizmet etmesine ve alacağı ücret çoğalmasına rağmen bu atlı bir türlü borcunu ödemiyordu. Bin altın alacağı varken ecel geldi ve gerisinde mirasçı bir küçük çocuk bırakarak göçüp gitti bu dünyadan.

Diğer, öldürülen âmâya gelince, mal mülk sahibi biriydi bu adam. Bir gün atlının babasını gizlice öldürmüş ve geride bir ipucu da bırakmamıştı. Bu cinayeti kimin işlediği yıllarca bulunamadı bir türlü.

İşte olanların aslı budur. Çocuk babasının parasını aldı, âmâ da yıllar önce işlemiş olduğu cinayetin cezasını buldu. Allah’ın adaleti mutlaka gerçekleşir. Kimsenin yaptığı yanına kalmaz ey Musa.” dedi.

Cenab-ı Hakk’ın adaletinin nasıl gerçekleştiğini öğrenen Hz. Musa (as) “Tövbe ya Rabbî” diyerek özrünü beyan etti.

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar