Bizimle İletişime Geçin

Kitap

Tadımlık Kitaplar – Aralık 2020

“Müslüman olarak yaşayıp Müslüman olarak ölmek duası sizin de duanız olduysa şu uyarımı akıldan çıkarmayın: Hadisler vesilesiyle birlikte dolanacağımız alan bir yağmalama, bir kapıp kotarma alanı olmayacaktır. Israrla ve isteyerek bunalımda kalacak ve Allah Resulünün iki dudağı arasından çıkanlar dolayısıyla bir sorumluluk alanını kolaçan edeceğiz.”

EKLENDİ

:

1. “Hayriye-i Nâbî (inceleme-metin)”, Nâbî (1642-1712), Hazırlayan: Prof. Dr. Mahmut Kaplan, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara, 2008.

1220: Şer’de yok sitem-i ‘azl ü ‘ikâb / Şer’ ile ide meğer kim îcâb

(Her kim şeriat ile hareket ederse -bilsin ki- şeriatta işten el çektirme ve eziyet -gibi şeyler- bulunmaz.)

1221: Şer’a sığmaz tama’ u bugz u garaz / Milkden zâ’il olur cümle maraz

(Şeriatta açgözlülük, kin ve kötü niyet bulunmaz. -Onun sayesinde- Yeryüzünden bütün hastalıklar yok olur.)

1222: Mâl u cânından olur cümle emîn / Hasmı yok şer’de k’ola gam-gîn

(-Onun sayesinde- Herkes mal ve canından emin olur.)

1223: Şer’de kimseyi soymaz ‘urbân / Zulm yok k’ide re’âyâ ‘isyân

(Şeriatın olduğu yerde haramiler -soyguncular- kimseyi soyamaz. -Yine onun olduğu yerde- Zulüm bulunmayacağı için halk isyan etmez.)

1224: Şer’ ile milk olacak âbâdân / Milk-i ma’mûra sıgışmaz düzdân

(Şeriat ile ülke bayındır olur. Bayındır ülkede hırsızlar -kendilerine- yer bulamaz.)

1225: Şer’ ile olsa ‘adâlet cârî / Bunlarun birisi olmaz târî

(Adalet şeriat üzere uygulansa ansızın ortaya çıkan -hastalıklar- olmaz.)

“Hayriye-i Nâbî”den (s. 277)

2. “Muhadarat” Fatma Aliye Hanım (1862-1936), Hazırlayan: Fazıl Gökçek, Özgür Yayınları, İstanbul, 2012.

“Bir müddet Fazıla böyle dalmış olduğu hâlde hanımının;

‘Kız uyuyor musun? Budala! Böyle latif bir mevkide uyunur mu?’ demesi Fazıla’yı hayalinden ayırdı. Araba Cebel-i Lübnan’ın eteklerine sarmış, yükseğe çıkmaktaydı. Birtakım cebel kızları, merkeplerine binmişler, merkebin yanındaki küçük küfeler ve kendi kollarındaki sepetler içindeki taze yağ ve yumurta ve sebzelerini satmak için şehre indiriyorlardı. Ellerinin emeği olarak örmüş oldukları zarif sepetleri dahi satmaya götürüyorlardı. Bunların hepsi parlak ve şenlikli bir nağme tutturup bir ağızdan teganni eyleyerek gidiyorlardı. Şu genç kızların, sanki içlerinde hiçbir kederleri yokmuş gibi yüzleri gülüyor, masumane ve safiyane nazarlı gözleri sürurdan parlıyordu.

Güya bu kızcağızlar, valideyninin (ebeveynlerinin) o eşyayı onlara emanet eylediklerinden memnun olmuşlar gibi göğüslerini gererek ve iffetleri de kendilerine tevdi olunacak kadar kahraman ve mert bulunduklarından, onları böyle yalnız olarak bırakmış olduklarıyla tefahhur ederek (övünerek) başlarını yukarı kaldırmış bulundukları hâlde gidiyorlardı. Bu şen çocukları Fazıla görünce, kendisinin o sinde (yaşta) bulunduğu vakti hatırladı. O zaman kendisi öksüz, boynu bükük, gülmek canı istemediği hâlde eğer gülecek olsa üvey validesinden tekdir hazırdı. Fazıla o zamanlar güzel rubalar (elbiseler), elmaslar içindeydi. Fakat şu erzakını, nevalesini satmaya giden kızlar kadar bahtiyar değildi. Zenginlik başka, bahtiyarlık başka.”

Muhadarat’tan (s. 330-331)

3. “Kırk Hadis”, İsmet Özel, Tiyo Yayıncılık, İstanbul, 2019.

“Müslüman olarak yaşayıp Müslüman olarak ölmek duası sizin de duanız olduysa şu uyarımı akıldan çıkarmayın: Hadisler vesilesiyle birlikte dolanacağımız alan bir yağmalama, bir kapıp kotarma alanı olmayacaktır. Israrla ve isteyerek bunalımda kalacak ve Allah Resulünün iki dudağı arasından çıkanlar dolayısıyla bir sorumluluk alanını kolaçan edeceğiz. Bir hadisi anlama çabası gösterme suretiyle kendimize bir çevre temin edeceğiz. Temin ettiğimiz şeyin bir insan çevresi olması idealdir ama ideale ulaşamasak bile elimiz boş kalmayacak.”

Kırk Hadis’ten (s. 16)

4. “İz’ler”, Âkif Emre, Büyüyen Ay Yayınları, İstanbul, 2015.

“Dünyayı keşfetme  belki de fethetme tutkusuyla haritadaki ülkelere, denizlere, nehirlere daldığım günü çok iyi hatırlıyorum. Mavi renkli bir tükenmez kalemle kendimce görmek istediğim yerlere yapacağım yolculuğa dair bir rota çizerdim. Avrupa’dan Asya’ya, Sibirya’yı katedip tropikal ormanlara dalarak, ülkelere selam vere vere tamamlanan dünya turu.”

İz’ler’den (s. 11)

5. “uzun beyaz bir çığlık”, Nurettin Durman, Esra Sanat Yayınları, Konya, 1995.

“Mevsimler değişti

yapraklar sarardı

sararacak

akşamı telaş içinde istila eden karanlık

alıp götürüyor gölgelerimizi

aşk gibi bir şeylere aşina olmayan

kendi kendinin yalnızı insanlara

tarassut etmek düşüyor sokak lambalarının.”

 

uzun beyaz bir çığlık’taki Kurban şiirinden (s. 11)

6. “Rahmet Kapısı”, Sâmiha Ayverdi, Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul, 2012.

“O Rahmet Kapısı’ndan, dünyaya devamlı bir ses gelir: ‘Her şeyin düzelmesi, insanın kendini düzeltmesine bağlıdır…’ diye. Acaba duyan var mı? Hiç sanmam. Olsa, yeryüzünde bu nifak, bu gaddarlık, bu riyâ, bu çekişme, bu ihtiras, bu vahşet, bu zulüm, hele hele bu gaflet kalır mıydı?”

Rahmet Kapısı’ndan, (s. 17)

7. “Dostlukların Son Günü”, Selim İleri, Doğan Kitapçılık, İstanbul, 2003.

“Yazlara aldanmıştım. Yazların gevşetici, uyuşturucu sıcaklarına. Şimdi bitti. Her şey. Bütün bunları bir onur çıkmazı yapmalıyım. Yüreğimin suskunluğuna, sinsice karşı koyuşuna aldırmayacağım. Yalnızlığın alfabesini sökeli yıllar oldu. Bıraktığım sayfadan devam edeceğim. Hepsi ucuz duyarlıklar.”

Dostlukların Son Günü’nden (s. 134)

Çok Okunanlar