1. Anasayfa
  2. Kitap

Tatar Çölü / Godot’yu Bekleyenler Üzerine Düşünceler

Tatar Çölü / Godot’yu Bekleyenler Üzerine Düşünceler

Buzzati’nin Tatar Çölü romanı… Kahramanımız, hiçbir şeyin kahramanı olmayan Drago; her insanın içinde olduğu mutlak yalnızlığı, nöbet tuttuğu sınır boyundaki âtıl kalede somut, neredeyse elle tutulur biçimde hissedebiliyor. Bu acımtrak yalnızlıkla “hiçbir şeyi seçmeyerek” kendini güvence altına almak istiyor. Bir tür getto… Böylece insanın insana vereceği muhtemel zarardan da korunuyor. Uğraşmıyor. Böyle olunca da yapılacak pek bir iş kalmıyor.

Elinden gelen tek iş askerlik olan bir askerin hiç savaşmadan yaşlanması… Bununla ilgili sayısız ayrıntıyı rutin, tekdüze biçimde yerine getirmek… Ritüellerden ibaret, uyuşturan, olaysız akış…

En son kısımda bir hareket vardır ama bu da çok geç gelmiş olan, bu yüzden korkutan bir hareketlenmedir. Çünkü yaşlanmış birisi her şeyin sakin akmasına daha çok ihtiyaç duyar.

Tatar Çölü, Godot’yu Bekleyenleri getiriyor akla. Godot’yu bekleyen iki adam özgün tercihler yapamaz. Yaşamlarındaki tek şey, Godot’yu bekledikleri gerçeğidir. Eylem yoktur. Bu tiyatro oyunu, insanlığın sürekli, anlamlı bir şeyleri bekleyişini ama bu şeyin ne zaman geleceğini, gelip gelmeyeceğini veya onun ne olduğunu bile bilmeyişi ile verimsiz hareketsizliği temsil eder.

Beklerken hiçbir şey yapamayan, kurtuluş için hiçbir imkân aramayan insanlar,  kendilerini kurtaracağına inandıkları Godot’yu bekler. Bu aslında bir yalandır. Bu yalanı da kendileri çıkarmışlardır. Niçin çıkarmışlardır?

Çünkü gelmeyeceğini bildikleri hâlde Godot’yu beklemek onları hayata bağlar.

Bu iki eseri okuyunca şunu düşünürüz: Hayat, oyalanmalardan ibarettir, evet. Fakat hayat her anlamda risk almaya da değer. Romantik ya da rasyonel, fark etmez. Sonra zaten ya dervişane biçimde ölürüz ya yanılmış bir kazazede olarak ya da sonsuza uzanmış bir hikâyeyle. Kim bilebilir? Fakat evet, hayat gereksiz yere icat edilmiş birçok işle oyalanmaktan ibarettir.

Sormadan olmaz: İnsanın ruhunu çürüten şey, hakikati aramayı bırakıp kenarlarını yuvarlatmak, uyum içinde yuvarlanmak, eriyip gitmek mi yoksa?

Ayla Abak, 1966 doğumlu, İstanbullu. 1988’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Muğla, İstanbul ve Ankara’da öğretmenlik yaptı. Hâlen Ankara Şehit Ömer Halisdemir Anadolu İmam Hatip Lisesinde öğretmenliğe devam etmektedir. Ayla Abak’ın İkindi Yazıları, Raillife, Diyanet Çocuk, Diyanet Avrupa, Birdirbir, Seyyide, Türk Dili ve Hece dergisi başta olmak üzere çeşitli dergilerde şiir, masal, hikâye ve denemeleri yayınlandı. Eserleri: Tüm Ortaokullar ve Liseler için Dilbilgisi - Hazar Yayınları Örnekleriyle Kompozisyon Bilgileri - Hazar Yayınları Doğrucu Davut (Masal) - Salıncak Yayınları Kardan Adam Camdan Baktı ( Hikâye) - Salıncak Yayınları Çevre Bilinci (Deneme) - Diyanet İşleri Başkanlığı Sonsuzluk Yurdu: Ahiret (Deneme) - Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları Martıları Evcilleştiren Şairler: Şeyh Yahya Efendi, Şeyhülislam Yahya Efendi (Roman)- Diyanet Vakfı Yayınları Samanyolundaki İslam Atlısı: Mevlana ( Roman )- Diyanet Vakfı Yayınları Ya Ben İstanbul’u Alırım Ya İstanbul Beni ( Roman)- Timaş Yayınları Aşkı Söylemek/Galib’in Hüneri (Roman)- Timaş Yayınları

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.