Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Vüs’at / Dr. Necdet Subaşı

Bu habire konuşan, habire söz yarışında koşturanların cibilliyetlerine de bir bakarım. Kimdirler, nereden gelip nereye giderler. Mahalleyse mahalle, şehirse şehir onlarla bir yakınlığımız olmuş mudur? Hangi muhitlerde birbirimize dokunmuş, hangi mecralarda birlikte yol almışız, bakarım.

EKLENDİ

:

Sorumluluk sahibi yazar ve çizerlerimizin, aydın ve entelektüellerimizin kendi fiilî gündemleri öyle kenarda melül mahzun bekleşirken hiç de hazırlıklı olmadıkları konularda önlerine gelen tartışmalara çalakalem katılmaları insana hüzün veriyor.

Hayat bir kargaşadır, mevzular anbean değişir, bazı konular usta işi manipülasyonlarla hepimiz için sahici bir hâl alır ama biraz dikkat biraz irfan hiç de fena değildir. Tamam, belki dedikleri kadar vardır, belki bizi toprak kabul etmez. Her şey kötüye gidiyor da olabilir, etrafımızdakileri bir bir kaybetmiş, kendimize gelmek için gerekli umudu bir çırpıda tüketmiş de olabiliriz. Ama bu durumda bile kötümserliği mayaladıkları yetmiyormuş gibi bunu habire pazarlayan bir endüstrinin üstümüze üstümüze gelen fitne ve fücurları karşısında asla çamura yatmamak, şeytan işi tuzaklarına düşmemek, elimden geleni ardıma koymamak için çaba sarf ederim.

Ben bir haber ortaya düştüğünde ilk olarak şu birkaç noktaya dikkat kesilirim. Bunları sizlerle de paylaşmak isterim:

Bu konunun sahibi kimdir, kısa ve uzun vadede bu haberle gündeme gelen dostumuz, arkadaşımız, tanıdığımız tanımadığımız her kimse, onun bu hikâyedeki payı nedir?

Karar vericilerle teması var mıdır? Ürettiği, paylaştığı, yaydığı bilgileri neden uluorta konuşmakta, neden milletin ağzına düşürmektedir?

Yayılmasına aracılık ettiği konuların dâhil olduğu değerler dünyasında kendilerinin fiilen üstlendikleri rolleri nedir? Konu dinse bu kişiler ne ölçüde dindardır, konu ahlaksa ne düzeyde ahlaklıdırlar, bilimse bunlar ne kadarlık bu işin parçasıdırlar, örneğin sıkı akademisyen midirler?

Onların bir de eğer mümkünse zaaflarına dikkat kesilirim. Çıkarlarını anlamak isterim, ne kazanacaklarına yoğunlaşır, neyi kaybetmekten korktuklarını anlamak isterim.

Haberi kim emanet almaktadır, kimin elinde bu sade ve kişisel bilgi azgın bir dile dönüşmektedir. Konunun yeni sahipleri mevzuyu nereden alıp nereye götürmektedirler? Ambalaj kaç kattır, yönlendirme ne kadardır?

Konunun bacayı saran ateş hızında genişleyip yayılmasından huylanırım. Hangi kalemşorlar hangi fırsatlar için tartışmaya dâhil olmuşlardır? Üşengeçliği bırakıp bir de buna bakarım.

Bu habire konuşan, habire söz yarışında koşturanların cibilliyetlerine de bir bakarım. Kimdirler, nereden gelip nereye giderler. Mahalleyse mahalle, şehirse şehir onlarla bir yakınlığımız olmuş mudur? Hangi muhitlerde birbirimize dokunmuş, hangi mecralarda birlikte yol almışız, bakarım. Zor bir şey ama kesin bir gramer özeti alırım, kesin bir yaşam özeti.

Ha, bir de kim ne kadar hak verir bilmem, oturur mevzunun diline bakarım. Adamakıllı olmasa da en azından iyi niyetli olmak koşuluyla ortalıkta dolaşan dilin Türkçesine bir bakarım. Düzgün kurulmamış bir cümlenin içindeki özensizlikten huylanır, buyurgan, tepeden konuşan, öğretme heveslisi yorumlardan çekinir, kendimi güvenli bir limana atarım.

Başka şeyler de yaparım. Bütün bunlar birkaç dakikamı almaz. Biraz düşünmek, biraz kafa yormak, fırsatçıları, haylazları, çirkefleri, aracıları, simsarları, taşeronları tanımamıza fırsat verir.

Ha bir de unutmadan, 31 Mart faciasından beri iki de bir ısıtılıp ısıtılıp önümüze getirilen şu “Din elden gidiyor!” feryadını da hiç inandırıcı bulmam, Allah’ın dinini Allah’a, kendi dinimi de ümmete ve vüs’atime bırakırım.

Ondan sonra eğer bu oldukça kişisel etapları geçmeyi başarırsa bunu da kendi hikâyemiz arasına yerleştirir, bütün bu konularda fikir yürütmek için de tekrar derinlikli bir bilgi ve tefekküre ihtiyaç olduğunu düşünür, ana akım söylem ve dedikoduların tuzağına düşmeden kendi yolumu tayin etmeye çalışırım.

Çok Okunanlar