Bizimle İletişime Geçin

Din ve Hayat

Âdemoğlu/ Hilafet /Saltanat

Allah Teala yüzyirmidört bin Peygamberle sürekli esmânın manasını öğreterek insanı meleklerin üstünde olan hilafet makamına davet etti. Peygamberler de bunun için görevlendirildi. Hz. Peygamberin insanları özgürleştirmek ve sadece yaratıcılarına kul olmalarını sağlamak için mücadele vermişti. Bu zaman dilimi tarihe asr-ı saadet olarak kayıt düşülmüştür.

EKLENDİ

:

Yüce Allah, insanın yaratılış hikâyesini bize aktarırken “hilafet” müessesesine dikkat çekti:

“Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde (hükümlerimi icra edecek) bir halife (etkili ve yetkili olmaya elverişli insan) yaratacağım.” buyurmuştu. Melekler de: (Ya Rab!) “Seni övgüyle yüceltip takdis eden bizler dururken, orada bozgunculuğa ve yozlaşmaya yol açacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. (Allah da) şöyle buyurdu: “Muhakkak ki ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.”[1]

İblis ise insanın secde edilecek bir halife olmadığını iddia ediyordu. Mücadele başlamıştı.

İblis halife olarak yaratılan insana Cennette yasaklanmış bir işi yaptırarak[2] kötülükte ne kadar iddialı ve mahir olduğunu göstermişti.

Bu olayın akabinde Hz. Âdem (a.s.) hilafet görevini omuzlarına yüklenerek yeryüzünde indirildi.

Mücadele artık Âdemoğulu arasında devam edecekti.

İblis koca dünyada hangi değer varsa onunla uğraştı.

İki kardeşi birbirine kırdırdı.

Biri İblisi şiddetle reddederken diğeri ona uydu ve kardeşinin kanına girdi.

Artık kıyamete kadar sürecek iki yol açılmıştı beşerin önünde.

Ya Allah’ı tanıyacak, iman edecek, insan olacak, O’na halife olacak eşref-i mahlukat kalacak, alayyı illiyyine çıkacak;

Ya da İblise kanacak, nefsinin saltanatına tabii olacak, hilafetten sıyrılacaktı.

Allah Teala yüzyirmidört bin Peygamberle sürekli esmânın manasını öğreterek insanı meleklerin üstünde olan hilafet makamına davet etti. Peygamberler de bunun için görevlendirildi.

Hz. Peygamberin insanları özgürleştirmek ve sadece yaratıcılarına kul olmalarını sağlamak için mücadele vermişti. Bu zaman dilimi tarihe asr-ı saadet olarak kayıt düşülmüştür.

Hz. Peygamber ”benim hilafetim 30 yıldır, ondan sonra ısırıcı bir saltanat gelecektir”[3] sözüyle otuz yıldan sonraki zamanın problemlerine işaret etmiştir.

İslam’ın temiz, saf günleri Sıffin olayından sonra bozulmaya başladı. Sıffin İslam tarihindeki en önemli kırılma noktasıydı çünkü.

Muaviye b. Ebu Süfyan’la başlayan “ısırıcı” saltanat hayatın her alanını etkiledi. Siyaset, eğitim, ekonomi, ahlak, sanat vb. tüm alanlarda bir saltanat ruhu hakim olmuştu.

Bu anlayış çeşitli formlarla sürdürülecekti.

Adalet, özgürlük, insan hakları bazı adil hükümdarların şahsi gayretleriyle sağlanmış olsa da genel itibariyle ihlal edilen bir alandı.

Özellikle Emevilerle birlikte Fetih anlayışı dahi saltanatın yörüngesinde değişmiş ve fırkaların oluşmasında temel sebep olarak ortaya çıkmıştır. Hz. Peygamber ve sahabenin izlediği fetih yaklaşımı ile Emeviler ve sonraki İslam devletlerinin fetihleri arasında çok temel anlamda farklılıklar oluşmuştu. Hilafet anlayışında gönüller, kalpler fethedilirken, saltanat anlayışında bu fetihler daha çok askeri faaliyetler olarak kalmıştır.[4]

Onun için okumalarımızda ve değerlendirmelerimizde İslam’ı önceliyor ve önemli görüyorsak tarih bilincimizi Sıffin’den önce ve Sıffin’den sonra diye iki ayrı bakışla ele almamız gerektiğini düşünüyorum.

Sıffin’in tükettiği değerlerin bir sonucu olarak Kerbela yeryüzünde zulme karşı çıkışın, baş kaldırışın en güzel misallerinden biridir. Bediüzzaman Said Nursi zulmün kaynağı, hürriyet ve hilafetin zıddı olan saltanat, istibdat ve baskıyı anlatırken konuyu Kerbela olayıyla anlatır.

Bugün biz Müslümanlar için üzerinde durmamız gereken en önemli konu; asrı saadette yaşanılan her yönüyle İslami hayat konusundaki benzerliğimiz ve farklılıklarımızın bilincinde olmamızdır.

O halde hilafet payesiyle nimetlendirilmiş insan, Kur’an-ı Kerim-i anlayıp, burhanla destekleyip, irfanla amele dönüştürüp, hilafet mertebesini kendi aleminde tesis edip akıl, kalp ve gönlünü iman nuruyla ışıklandırmalıdır.

Sonrasında aile, toplum ve yönetimde adalet, düşünce özgürlüğü gibi insanın halifeliğine yakışır değerlerin tesisi için çaba göstermelidir.

[1] Bakara, 2/30.

[2] B.k.z. Bakara, 2/35.

[3] Ebu Davud, Sünnet, 8; Tirmizî, Fiten, 48; Ahmed b. Hanbel, 4/272; 5/220, 221.

[4] Geniş bilgi için bkz: http://www.cemilpasli.com/turk-aleviligi/orta-asya-fetihleri-orta-asya-fetihleri

Çok Okunanlar